Pages

19.12.10

Explore. Dream. Discover...

  Aslında ne kadar boş şeylerle uğraşıyoruz, hayatın koşturmacasına kapılmış, ne yaşadığımızı, neden yaşadığımızı unutup, saçma sapan şeylere takılıp, koşturup duruyoruz. Akreple yelkovanın birbirini kovalaması gibi; yelkovan hep akrebin peşinde koşar, ya da tam tersi, ama hiç yakalayamaz, üstünden geçer, gider ve onlar birbirini yakalamaya çalışırken olan tek şey zamanın geçişidir. Hayat da aynı buna benziyor. Aslında hayatımız bize verilen tek bir şans. Başka alternatifi yok, bu kısmı olmadı, kes, baştan, 3, 2, 1 action! diye birşey yok, ya da montajlama gibi bir olayı da yok. Ne yaptıysan, o. Yaşadığın 1 saniyeyi bile geri alamazsın dimi? Bunu yapabilmeyi herşeyden çok istediğim birçok an olmuştur. O an ne kadar dayanılmaz gibi gelmiştir yaşadığım pişmanlık, acı, üzüntü, hata, herneyse artık. Ama şimdi bakınca diyorum ki o kadar da kötü değilmiş. O an, o duygunun veya ruh halinin içerisindeyken öyle gelmesi normal, yadırgamıyorum.

  Biraz önce bir video izledim, tüm bunarı yazmaya iten de oydu beni; pankreas kanseriyle mücadele eden bir üniversite profesörünün verdiği bir dersi gösteriyordu video. 3 çocuğuna büyüyünce izlesinler, diğer insanlar da belki biraz gözlerini açarlar umuduyla kaydettiği bir ders. Tüm tedavilere rağmen, bütün vücudunu saran kanser sebebiyle sadece birkaç ayı kaldığını öğrenen bir insan. İsyan edip, karalar bağlayıp, hayata küsüp, son birkaç ayını da çöpe atmak yerine, kalan hayatını olabildiğince mutlu olarak, istediği herşeyi yaparak, dolu dolu, son saniyesine kadar yaşamayı seçmiş, o adam. Helal olsun demekten alamadım kendimi. Anladım ki aslında o kadar açma sapan, incir çekirdeğini bile dolduramayacak önemsiz şeylere takılıyoruz ki, onlara üzülüp, dertlenip, düşünüp, kafaya takıp, yaşadığımız "o an"ı kaçırıyoruz, haberimiz yok.

  "Hayat sen gelecek için planlar yaparken, başından geçenlerdir."

  Hayat o kadar kısa ki... Ne zaman öleceğini de bilemiyor insan (iyi ki de öyle). Bilinmeyen bir zamanda öleceğimiz kesin, bunu bildiğimize göre, aslında gerçekten de o kadar önemli olmayan şeylere takılmak niye? İlla önemli bir hastalığa yakalanmak mı gerekiyor (Allah korusun), sağlığının, nefes alıp verebiliyor olmanın, yanında seni seven insanların olmasının değerini anlayıp, bilebilmek için? Birkaç kilo fazlan varmış, 3 vizen düşük gelmiş, kredinin 2 taksidini geciktirmişsin, eski sevgilin başka birini bulmuş, komşun hep özendiğin o tektaşı almış, o sene work and travel'la ABD'ye gidememişsin, yüzünü sivilce basmış... İnsanlar ne kadar büyük dertlerle başa çıkmaya çalışıyor fikrin var mı? Kimi sokakta yaşıyor, kimi göremiyor, kimi duyamıyor, kimi konuşamıyor. Kiminin kolları yok, kiminin ayakları.. Kimisi annesiz babasız, küçücük yaşında yalınayak sokakta dilendiriliyor, kimi şu anda şiddet görüyor, kaçabileceği bir yer yok, kimi ölüm döşeğinde, kiminin 2 ay ömrü kalmış... Sahip olduğumuz o basit şeyler bile, başkaları için o kadar lüx şeyler ki, farkında olmasak da aslında hepsi birer nimet. Yiyebilecek ekmeğinin, içecek suyunun, kafanı sokacağın, içerisinde anne-baba-abla-abi diyebileceğin birilerinin olduğu bir evinin olması, sabah olunca gözlerini açıp hala nefes alabiliyor olduğunu görmek, hepsi bize bahşedilmiş birer armağan. Peki biz neden ufacık şeylere takılıp da, bize bahşedilen bu armağanları unutup hayatı kaçırıyoruz o zaman?!

  Hala yapabiliyorken gül, elinden geldiğince mutlu ol, eğlen, yaşadığın anın tadını çıkarmaya çalış, her olayda iyi bir yan görmeye çalış. Sadece böylelikle yaşadığın hayatı anlamlı kılabilirsin. Hayata küsüp, isyan etmek herkesin elinde. O kadar kolay ki. Neden hemen vazgeçiyoruz, o daha mı kolay geliyor? Neden kolay yolu seçiyoruz? Zaman geçiyor durmadan, bıkmadan, usanmadan, dur durak bilmeden ... Ve onu geri getirebilecek hiçbir imkan yok.

  Yapmak istediğin herşeyi yap elinden geldiğince, saçmalamadan ama tabii, suyunu çıkarmadan. Hayallerinin peşinden git, onlara ulaşamasan da, onların peşinde koşarak geçirdiğin zaman aslında öğretmiştir sana hayat hakkında bilmen gereken en önemli şeylerden bazılarını. Sahip olduğun hayat, kırılan oyuncağının, seni bırakıp giden sevgilinin, düşük aldığın dersin, kaybettiğin paranın arkasından ağlayarak, sızlanarak, kendine acıyarak ve depresyona girerek harcayamayacağın kadar kısa ve değerli! Mümkün olabildiğince gül, sev, mutlu ol, affet, iyimser ol, kötü düşünme, kırma, kırılma, takılıp kalma... Seni mutlu eden şeyleri yap, beraber vakit geçirmekten hoşlandığın insanlarla birarada ol,  hayalini kurduğun herşeyi gerçekleştirebilmek için uğraş, çünkü yarının ne getireceğini bilemezsin. Ne geçmişe, ne geleceğe takıl, sadece anı önemseyip de geleceğini sağlamlaştıracak şeyleri de boşverme. Ağustos böceği hikayesine dönmesin sonra ama. Her şeyi yaşa ama dengelemeyi bil. Uyanık ol, kimsenin seni üzmesine izin verme...


  Tüm bunları söyleyen biri olarak, bunların hepsinin uygulayabilecek miyim bilmiyorum. "Ordan konuşmak kolay tabi!" diye düşünebilir insan. Belki bunları uygulayamayacağım tamamıyla, ama en azından gördüm, anladım. Uygulayamasam da biliyorum. İnsan her dakka Polyanna olamaz tabi, elbet karamsarlığa, umutsuzluğa, sıkıntıya düşeceği anlar olacaktır. Sıkıldığı, bunaldığı, bunalıma girdiği, sinirlendiği, bıktığı, dayanamadığı zamanlar olacaktır. İnsanız çünkü, boru değiliz ya! Üzül, kız, ağla, bağır, çağır, somurt, depresyona gir ama çık. Gereğinden fazla uzatma. Bir gün dönüp de arkana, yaşadığın hayata, geçirdiğin vakte, kaçırdığın fırsatlara bakarken, pişman olmamak için, yaşadığın anın kıymetini bil, şükret. Hayat gerçekten kaçırmaya gelmez. Geçiyo bak, kaçmasına izin verme, yakala bir ucundan...

Laugh, while you still can.

Live all you can; it's a mistake not to.

It doesn't so much matter what you do in particular, so long as you have your life. If you haven't had that, what have you had?

Seize the day or die regretting the time you lost.
I'm too young to worry.

Dün rüya, yarın ise hayalden ibarettir. Dünü mutlu, yarını umutlu yapan bugündür. Onun için iyi bak bugüne, acı da olsa gülümse.

Carpe diem quam minimum credula postero.

Az korkun, çok ümit edin. Az yiyin, çok çiğneyin. Az konuşun, çok şey ifade edin. Az kızın, çok sevin, iyi şeyler sizindir.

Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden birşey ummam. Beklentiler daima yaralar. Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve;
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.

I love the people who keep a smile when they have every right to break down.

I'm choosing happiness, over suffering.

We can not change the past, but we can change our attitude toward it. Uproot guilt and plant forgiveness. Tear out arrogance and seed humility. Exchange love for hate... Thereby, making the present comfortable and the future promising.

Present is a gift, take it.

Yüreğinin sesini dinle ve onun götürdüğü yere git, çektiğin acının bile güzelliğini yaşa, bu duyguyu tat. Herşey kendi içinde güzeldir.

At my back, I always hear time's winged chariot hurrying near.

Twenty years from now you will be more dissappointed by the things that you didn't do than by the ones you did do. So throw off bowlines, sail away from the safe habor. Catch the trade winds in your sails. Explore. Dream. Discover...

I can't live my life always worried about what if 'cause what if I die tomorrow, then I never even lived?!

Do not keep clinged in the past or do not be obsessed with the future, do not postpone the present, live it well.

In every life we have some trouble
When you worry, you make it double. So,
Don't worry, be happy!

17.12.10

2 dedim, olacak!:

Adsız dedi ki...

her an yeganedir, kıymetini bilmek ve o kıymeti bilerek yaşamak gerekir...

Larien dedi ki...

kesinlikle!

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...