Pages

29.9.12

Ben geldim la.

  Tam 6176271 ay sonra bi yazayım bloguma, terkedilmiş çöllere dönmüş derken bi girdim baktım, nolmuş lan bu kontrol paneline? Götüme benzemiş :( Hiç sevmem ben değişiklikleri. Alıştığım bi şeyi değiştirdikleri zaman, nadiren beğenirim, çoğunlukla da alıştığım düzen gittiği için böyle bir içerlerim, hüzünlenirim.

  Başlangıç yakınmamı da tamamladığıma göre, konuşmaya başlayabilirim. Efendime söyliyim çok şükür bitince çok üzüleceğimi, kendimi nerelerden nerelere atacağımı bilemeyeceğimi sandığım, arkasından karalar bağlayacağımı düşündüğüm okulum biteli 3,5 ay oldu ve ben sandığım o ruh haline düşmedim. Ben de anlamadım noldu bana. Off dememeye, kötü şeyler yerine iyi şeyler düşünmeye, gelecek hakkında umut etmeye falan başladım. Baktım, ateşim yok. Aman nazar değmesin diye de araya sıkıştırmak istiyorum.

  Bu akıllı telefonlar beni yoldan çıkardı azizim. İnternete ordan her dakka bakınca, laptopu açma ihtiyacı duymamaya ve dolayısıyla blog yazmamaya başladım. Blog yazamamamamama bi etken de Twitter illeti. Bi denemeyle bi şey olmaz demeyin, tek seferde bağımlılık yapıyo, pençesinden kurtulamıyorsunuz. Yani velhasıl kelam orda yaza yaza blogumu Twitter'ımla aldattım. Sor bana pişman mıyım? Bilemiyom valla.


  Saçmalama evresini de atlattığıma göre, havadislere geçebilirim. Her Aksaray metrosuna bindiğimde gözlerimi son durağın isminden ayıramadığım, her uçak gördüğümde gözlerimi ayıramadığım, gökyüzüne bakıp bakıp içinde kaybolduğum, sürekli yurtdışına çıkanları kıskandığım, uçmak için yanıp tutuştuğum havacılık sektörüne bodozlama dalmayı başardım. Hemi de anlamadan oldu. Okul bitmesine yakın havaalanında çalışan dayım  bana bi iş ayarlamaya çalışmıştı, tam olacak gibiyken ben acaip heveslenmiş beklerken olmayınca bütün hevesim kırılmış, seveceğim bir iş bulma ümitlerime küsmüşkene, salak eski sevgililerimden birinin bahsettiği bi arkadaşının yardımı ile bir havaalanı şirketine iş başvurusunda bulundum. Ama bende bi havalar bi havalar, başvuru umrumda değil aman olsa nolcak olmasa nolcak, şöyle sallıyım böyle sallıyım, istediğim maaşa yüksek yazayıp deyip de siktiriboktan doldurduğum başvuru formuna anında cevap geldi. Çok uğraşırsın olmaz, öylesine yaparsın olur hesabı, Murphy kanunları was here. Neyse, haldır huldur sınava girdim. Anam o ne sınav, 3 saat mi ne sürdü, yok dikkat testi yok İngilizce yeterlilik testi, yok genel kültür falan çöz çöz bitmedi. İngilizceyle, dikkat testlerindeki başarımı vurgulamak suretiyle, genel kültürden sıçtığım gerçeğini saklamak için herkese İngilizceden nasıl full çektiğimi falan anlattım tabi. Sınavları geçtim geçmesine de. Arayan soran yok anasını satayım. Bekle bekle bekle yok. Sonra ben aradım, sınavları başarıyla geçtiniz, mülakata çağırılacaklar listesinde de adınız bulunuyo dediler, ne arayan var ne mülakata çağıran. Derken bilmem kaç hafta sonra, zaten sıkıntıdan patlamak üzereyken, avmdeki işimden kurtulmayı beklemekten bıkmışken arayıp mülakata çağırdılar. Sonra bi de mülakat sonucunu bekledik tabi. O belli oldu haydaa şimdi de eğitim zamanını bekle derken ebem şeyoldu. Yazın yarısını ve en yoğun dönemini de yine ebemim şeyolduğu avmde çalışarak geçirmiş oldum. Geç oldu ama güzel oldu hesabı Ağustos'ta eğitime başladık. Aynı "sbs geçsin rahatım, şu öss geçsin rahatım, şu finaller geçsin rahatım, bi iş bulayım rahatım, çocuklar bi büyüsün rahatım" hesabı, şu yeterlilik sınavları bi geçsin-şu mülakat bi geçsin-şu eğitime bi başlayım derken tekrar ebemle karşılaştım. 12 günlük eğitimde yaklaşık 20 sınava girip geçmemiz yetmemiş gibi bir de final sınavına girdik. Jeopolitik sınavı sayesinde yerlerde sürünen genel kültürümde patlama yarattım ve Mogadishu'nun nerenin başkenti olduğundan tut, Lichtenstein'ın nasıl söylenip nerde olduğuna kadar bisssürü şey öğrendim. Başkent bilmede rakip tanımıyorum arkadaş. Ayrıca.. Öhöm öhöm, sınıfın en başarılısı olmanın yanında, şirketin şimdiye kadarki bütün eğitim gruplarındaki neredeyse en yüksek puanı alarak egoma ego katmış kendimi havaların üzerinde uçaksız uçarken buldum.

  Bizim grup da çok iyi, fıştık gibi arkadaşlarım oldu. Bak. 


  Accık accık resimlerimi koydum. Şu gözlerini kapatıp kendini saklayan benim işte ehe. Erkekler çok eğlenceli, şimdilerde biraz sapıttılar ama idare ediyoz. Arada çibanlar çıktı tabi de neyse. Başta yakın olup sonradan bi haller olup da mesafe koyup fesatlananlar da oldu da neyyyse. Kıçımın kenarları. Huh. Sonra işte öyle böyle derkeennn fularımı taktım, "gideceğim tek yer havaalanııııııı" diyerek yeni işimin yolunu tuttum. Bi de gece shiftleri var ki tadından yenmeyo. Yani çok olunca da uyku düzeninin içine ediyomuşsun, afallıyomuşsun falan ama böyle arada oldu mu, izin günlerim dışında bütün gün bana kalıyo ya o güzel oluyo. Öyle yani, maşallah de blog. Şimdilik mutluyum işten çok şükür Allah'ım. Bak dur şu Twitter'da favorilere aldığım bi sözü yazayım. "1 saat mutluluk için, uyu. 1 gün için, balığa çık. 1 ay için, tatil yap. 1yıl için, evlen. 1 ömür için, sevdiğin işi yap." demiş bir Çin atasözü. Ah ne doğru...

  Tabi okulun bitmesi ve ardından avmde full time'a geçmemle sporu da bıraktıydım. 3,5 ayın üzerine yeni başladım tekrardan. İlk günün sonrası ağrıdan, kramptan öldüm öldüm dirildim, yere bi şey düşürünce almak ölüm gibiydi de geçti şimdi Allah'tan.

  Hmm başkaa.. Heh. HALA SEVGİLİM YOK AMK. Böyle de şu küfürü ilk defa kullanmış oldum. Resmen ilk defa yani. Aaaaaa ama geldiler yani. Nerde lan bu doğru insan? Nerdesin olum? Kim bilir nerde, ne haltlar yiyosun lan? Çok pis yaparım bak, adam ol, tövbe et, doğru yolu bul ve çabuk gel lütfen. Kibritcime de çabuk gelsin, yerim lan kıyamam ona da gelsin, bööyle toplu mutluluk yaşayalım.

  Başkaaaa.. Hmm.. Gelmedi aklıma başka bi şey. Zaten son yazdığımdan beri bi tek iş durumlarıylan meşgul idim. Bi de Gangnam Style diye bişi varmış, ben bi akım falan sandıydım herkes konuşunca, meğer şarkı adıymış. Dün izledim ve öğrendim. Çok eğlenceli la. Hee bi de o kocaman akvaryum var ya Forum İstanbul'daki, oraya gittik çok güzeldi, harikaydı, şahaneydi. Bak.

  Ayy öyle yani blog. Benden bu kadar şimdilik. Dua et de bol bol yazasım gelsin, üşenmeyeyim de yazayım sana hep. Dur yayınlamadan şu aralara birazcık foto sıkıştırayım.
Hadi öptüm cnm, sçs, aeo, kib, bye.

13.7.12

Şaşırmama şaşırmalı aslında



  Okul bitişi 3 hafta, bütün yakın arkadaşlarının toplaşıp pikniğe gitmesi ve "senin çalıştığını ve gelemeyeceğini bildiğimiz için haber vermedik" demesinin getirdiği iç acısı paha biçilemez. Bi haber vermeye bile gerek görülmemeyi hakedecek ne yapmış olabilirim çok merak ediyorum. Bu kadar değerim varmış demek. Bak ne güzel oldu öğrendiğim. "Hiç kopmiycağz kiiğ, hep görüşceğz kiğğ, biz çok iyi arkadaşız hep öyle kalcağğz kiğğ", hı hı evet bence de öyle kalıcaz.

  Hayır öyle boktan bi his içindeyim ki, yazacak cümle bulamıyorum. Kırıldım, bozuldum, resmen hayalkırıklığına uğradım. Hele de hiç ama hiç beklemediğin, 4 koca yıl yediğin içtiğin ayrı gitmeyen insanlardan  görünce bu davranışı her birinden tek tek, hiç hoş olmuyormuş. Aslında alışmış olmam lazım. Evet salağım ben, hala alışamadım sevdiğim, güvendiğim insanlardan  beklemediğim davranışlar gördüğümde şaşırmamaya.

  Neyse daha fazla saçmalamayayım da işe gideyim ben. Evet işe gideyim. Çalışayım ben, ne de olsa çağırılsam da hiç bi yere gidemem, çünkü ben çalışmak için doğmuşum. Dimi ama, niye haksızlık ediyorum şimdi "en yakın" arkadaşlarıma? Ben çalışayım evet işe gideyim, işim tek amacım zaten, başka şeylere ne gerek var ki dimi? Evet evet işe gideyim ben.

İçimdeki mimli ses

  Biricit'im beni 3 milyon ışık yılı önce mimlemiş idi. Ben de nankör ve yüzsüz bir blog arkadaşı olarak hiç utanmadan neredeyse aylar sonra yazıyorum mimi. Mimin konusu, iç sesimizin ne dediğiymiş. Yani sanırım, anladığım kadarıylan, iç sesim bana neler söylüyor, fısıldıyor, bağırıyor, çağırıyor falan onları yazıcam evet. Biricit'ime teşekkürlerimi sunarak yazmaya başlıyorum efenim.

  Öncelik ilen şunu belirtmek isterim ki, benim iç sesimin çoğunluğunu takıntılarım, korkularım ve sinirlerim oluşturuyor. Son iki yıla bakarsam, psikolojim baya bi deformasyona uğramış olsa gerek ki, olumlu düşünen Larien'i ayda yılda bir görüyorum ve bu durumun tersine dönmesini en acilinden istiyorum. Neyse.

  Şimdi benim cici iç sesim genelde bana der ki, "yatmadan önce zaten kapattığın ve 2 kez kontrol ettiğinden emin olduğun camları, kapıları, ocakları falan git git bi daha kontrol et, kapalı ama olsun sen git bak bi daha, malsın ya 2718726187 kerede kapalı olduklarını anca anlıyosun" diyo.

  Sonra efendime söyliyim, birileri beni kızdırınca ki bu şu sıralar pek bi sık oluyor, "şeytan değil ben diyorum git bi çarp şunun ağzına iki tane, görsün gününü yavşak" diyor. Çoğunla aralara da küfür sıkıştırıyor terbiyesiz.

  Ama en çok da "sakın yalan söyleme" diyo. Şeyyy bazen dinlemiyorum onu. Ama dinliyorum demek ki, ki bak yalan söylemedim. Bazen yalan söylediğim gerçeğini söyledim. Yalan söylediğimi söylemesem yalancı olurdum. Demek ki değilim ahaha. 3x7y<5z8*9=8{345f} denklemindeki x'i buldunuz, tebrikler.

  Ha bi de en çok söylediği şeylerden biri; "x kişisi senden bi şey istedi sen de yapmadın ya, bak o önüne çıkıcak, senin de istediğini yapmıcaklar" veya "sen şimdi onun istediğini yapmadın ya yazık lan ne kadar üzülmüştür belki de, nolur yapsan eline mi yapışırdı miskin seni"dir.

  Galiba benim iç sesim beni habire rahatsız ediyo, öldürsem mi napsam la?

  Bazen sinir olsam da, kendimi enayi yerine koyulmuş gibi hissetsem de, yine de, dinliyorum onu. Çünkü çoğunlukla bana "salak kızım boşver olsun sen yine de iyilik yap denize at, olsun onlar seni düşünmedi sen yine de onları düşün, onlar olsaydı yapmazlardı ama olsun sen yine de yap, büyüklük sen de kalsın" tarzı şeyler söylüyor. Ve ben de bunlara karşı kayıtsız kalmadığım için, genelde karşılık bulamadığımdan dolayı sinirlensem de hep iyi olmaya çalışıyorum karşımdakilere. Fedakar, iyi niyetli, anlayışlı, düşünceli davranışlarımın hepsi bu iç sesimin bok yemeleri. Ama sanırım o iç sesimi dinleyerek en iyisini yapıyorum. Onu dinleyerek daha insan oluyorum. Karşılığını göremesem de ben iyi oluyorum ki insan olayım, insanlığa yakışır bir canlı olayım. "Ben yapayım da Allah görüyo zaten" diye diye giderken, elbet bir gün mükafatını göreceğime inanıyorum. Farkında olmasam da çoğunlukla görüyorum da zaten. Neyse, uzun lafın kısası, kızsanız da ona, dinleyin o keratayı (iç sesinizi), çoğunlukla "keşke" yerine "iyi ki" dedirtebiliyor size.

  Evet sosyal mesajımı da verdiğime göre, terden popomu pişiren koltuktan da kalkabilirim artık. 

9.7.12

Terden şortum kıçıma yapıştı

  Başlıktaki gibi amaçsızım bu aralar. Twitter'a sardım saralı blogu boşlar oldum iyice. Zaten depresyonun eşiğinde miyim, içinde miyim anlamadım ama yazasım gelmiyo, gelse de laptop bacaklarımı yaktığı için içimden gelmiyo ben de kısa kısa yazdığım şeylerle blogumu Twitter'la aldatıyorum :(

  Ohoooo neler olmuş neler. Yazmadığım 1267162726 ayda, okulu bitirdim, bütün sınavlarım iyi geçti, kepimi attım, baloda günahkar günahkar danslar ettim, sonra iş yerinde full-time'a geçtim ve de iş arayışına başladım. Tabi hiç de kolay değil bu süreç, bi yere başvurdum da bakalım ne sonuç çıkacak. Hala ne istediğini bile tam olarak bilemeyen bi insan olarak çevremdekilerin alay konusu olmuş durumdayım. Ve bu kadar şeyin arasında evet hala bi sevgilim yok. Artık aramıyorum da zaten, ihtiyaç bile duymuyorum. Sanırım evde kalmayı kabullendim, kız kurusu olup çüricem. Kariyer yapıcam ama çocuk yapıcak adam bulamayabilirim :(

  Neyse, yazmaya karşı isteksizliğime boyun eğen mis gibi duygu yüklü bir post yazdıydım okulun bitmesiyle alakalı. Daha 3-5 ay öncesinden okul biteceği için hüzünlenmeye ve karalar bağlamaya başladığımdan mütevellittir ki sanırım okul bittiğinde hiç de üzülmedim. İşte üzülmeye başladığım o zamanlarda okulda geçirdiğim güzel günleri, biteceği gerçeğinden duyduğum üzüntüyü falanı filanı anlatan o post hala taslaklarda duruyor. Güya okulun biteceği zaman o duygu seli içerisinde edebiyat parçalayıp hem buraya hem Facebook'a yazacaktım. Ama gel gör ki bir şeyler yapma isteğim ve hevesim Kaf dağının tepesine kaçtı ve gelmiyo da. İnşallah sudan bir türlü gelemeyen eşek gibi olmaz. Belki bi gün yayınlarım o yazıyı. Kendimi affettirmek için hadi bi resim koyayım mezuniyetten ama hangisinin ben olduğumu söylemicem işte ehueheuh. İpucu; oturuyom yerde.


  Bir de bok gibi bi sıcak var anasını satayım. Zaten amele gibi fazla fazla, bol bol çalışıyorum günde 13 saat bazen 12 saat falan, dolayısıyla sevdiğim bir kızancığımın dediği gibi "Tatil hayal olmaktan öte. Ütopik.", ahanda aynen öyle. Millet Bodrum'a Marmaris'e Kemer'e gidiyor oysa bizim evin Bodrum'u bile yok. Haftasonu eşşekötesibir performansla çalışmaktan da yoruldum artık adam gibi bi iş istiyorum lan. Ha bi de hiç bahsetmemişim burda ama şu eziklik meselesine takmış durumdayım. Satış danışmanıyım ya ben şimdi bi Avm'de, böyle kendini bi bok sanan kasıntı mallar geliyo gerek senin yüzüne bakmadan konuşmalarla, hoşgeldin lafına vermedikleri cevaplarla, burunları düşmesin diye havada tuttukları kopasıca başlarıyla sana kendini bir ezik, bir loser efendime söyleyeyim bir gariban gibi hissettiyorlar ya heh işte ben o hissiyatın ve sebep olanlarının ta bi tarafına tekme atayım yani. Hayır yani okul okumuşum o kadar, edebiyat okumuşum, kuram okumuşum, felsefe okumuşum etmişim, o hıyartodan daha fazla entellektüeliteye sahip olduğuma dair en ufak bir kuşkum yok, gelmiş bana ezik muamelesi yapıyor. Hep bu etiket yüzünden işte. İnsanların hem popoları hem burunları kalkmış arkadaş, kendilerini bir bok, bu tip yerlerde çalışan insanları da, sanki varoluşlarının tek sebebi orda çalışıp onlara hizmet etmekmiş sanmaları beni deli ediyor, sinir ediyor, kıl ediyor. Ha bi de böyle birbirinden mal, birbirinden gerizekalı müşterilerle uğraşırken kraldan çok kralcı, burnu havada, her an laf sokmaya meraklı, başkaları yapınca kızdığı şeyleri kendisi yapan iş arkadaşlarıyla da uğraşıyoruz anasını satayım. Neyse bu konuyu çok açmak istemiyorum çünkü sinirlerim zıplıyo. Zaten kıl müşterilere sinir oldum yine anlatırken bi de ona sinir olamıycam şimdi.

  Böyleyken böyle yani. Böyle böyle egom yerlerde sürünürken, ezikliğin dibinde gibi hissedeken, okulu bitirdikten sonra başlayacağım ilk işimde statü sahibi olabileceğim, başkalarının bana ve işime artık saygı duyacağı bir pozisyon istiyorum. Çok şey mi istiyorum blog? :( Burdan tüm arayanlara belalarını değil mevlalarını derlerdi sanırım heh işte ondan bulamalarını diliyorum. Seni bu kadar ihmal etmicem bi daha blogcum. İnşallah yani. Şeyy belki de ederim. O zaman şimdiden pardon bebeğim, öptüm.

20.6.12

Ooh La La Mimi

  Bundan 75 milyon yıl önce sevgili Biricit'im beni mimlemiş idi. Ben de iş dünyasının koşturmacasında kaybolan, kendini unutan bir insan olarak bu mimi anca şimdi yazabiliyorum. Kendisine çok çok teşekkür ediyor, mimin konusu olan, bana Ooh La La dedirten şeyleri resimleriyle birlikte yazmaya başlıyorum.

Bana Ooh La La dedirten şeylerin ennn başında ailemle geçirdiğim zamanlar geliyor. Her şey onlarla daha güzel. I love my family!



  Sonra, güzel güzel yemekler, efendime söyleyeyim bir makarna beni pek bi mutlu eder. Makarnaaaa, Ooh La La! Hatta bazen makarna yerken şu aşağıdaki bebecik gibi bile olabiliyorum. Makarna yediğim anlardan birinde burnuma makarna sokmayı becerebilmiş biri olarak şu şekilde makarna yemem çok şaşırtıcı olmaz heralde.





Hayatım boyunca en büyük hayallerimden biri hep yurtdışına çıkmak olmuştur. Avrupa, Amerika, Uzak Doğu, Dünya'nın her ama her yerini gezip görmek istemişimdir. Seyahat etmek çok hoşuma gider. Özellikle yurtdışına olanından. Hatta yurtdışına çıkmak öyle bir tutku haline geldi ki bende, ne zaman havaalanına gitsem böyle içimi bi huzur kaplar falan. Neyse öyle yani. Gezmeyi severim, gezerken de Ooh La La derimmmm...







Kulaklığı kulaklarıyla bütünleşmiş olan ben için, bir Ooh La La da, müzik dinlemek için geliyooorrr.



Kitap okurken heyecanlı yerlerde çarpıntı geçirip, kendi kendime gülüp, bağırıp çağırıp, konuşan biri olarak bir Ooh La La da kitap okumaya gelsin, unutmamak lazım. Hatta ve hatta kitap okumak bir yaşam biçimidir falan.



Eh tabi aşk olmadan nasıl Ooh La La dersin değ mi değ mi?



Şimdi bir tatile çıkabilseydim. Sıcak kumların üzerinde malak gibi güneşlenirken koşup da kendimi kızgın kumlardan serin sulara atarken cosss diye bir ses çıksa, akşamüstü esintisinde hamakta yayıla yayıla sallansam, geceleri diskoya gitsem dum tıs dum tıs eğlensem falan. Ahh ahh. Pardon Ooh La La olması lazımdı fakat 'ah ulan ahhh!' daha çok uyuyor duruma sanki :(




Efendime söyleyeyim topuklu ayakkabı hastasıyımdır. Her ne kadar giydiğimde ayaklarım patlayacak gibi olsa da, altları su toplasa da, kramplar girse de hastasıyım. Napıyoruz? Topuklu ayakkabılara Ooh La Laaa diyoruz.




Vee son olarak da bir Biscolata erkeğine değinmeden de geçemezdim tabi ki. Ooh La La, hatta Vuuhuuuuu diyorum kendilerine. Ya bi bak ama bi bak allasen şu gözlere bak hey yavrum beee ahaha.





- Bu yazıyı okuyan herkesler de mimlensin bakalım. Hadi öptüm. -

31.5.12

Saçlarımdaki beyazlar asabımı bozuyor

Bugün benim doğum günümm. Beyazlarım çoğaldı, gözlerimin altında da kırışıklık yakaladım. 23'e girdim öptüm ok bay :D

20.5.12

Pardon ama,

"Seni sevmek istiyorum" yerine, "seni sikmek istiyorum" diye düşünen erkeklerin taa bi tarafına koysunlar.

17.5.12

Uyumak candır

  Sabahlamak, iki gece üstüste olunca bünyeyi sallıyor. Bu sefer sabahlamak hiç de güzel değil. Kardeşimin hala ateşi var, başında bekliyoruz, nöbet bende şimdi. Boş kalıp da uyumamaya çalışırken bol bol düşünüyorum, normalde çok az düşünüyormuşum gibi!. Bi sevgilim olsa falan demiştim ya, olsa da bi dert olmasa da. Ben biraz (!) takıntılı bir insanım, biriyle çıkmadan önce, çıkarken, çıktıktan sonra, her türlü soruna kafayı takabilen, sorun yoksa mutlaka kafasında yaratmaya meyilli, sorunları yaratıp yaratıp da günlerce üstünde düşünerek en az 3 gününün ağzına sıçabilitesi olan bir insanım. Velhasıl, ben en öncelikle, bi ilişkide karşımdakine nasıl güvenebileceğim hakkında büyük şüpheler taşıyorum. Söylediği her şey yalan olabilir, benim ruhum bile duymayabilir. Neler görüyoruz, duyuyoruz televizyonlarda çevremizde falan. Şeytanın bile aklına gelmeyecek katakulliler, oyunlar, yalanlar, kandırmalar, aldatmalar, ihanetler filan. Sonra bunları görünce de diyorum ki; gel de karşındakine güven! Bi de tanıyabilme meselesi var. Bi insanı ne kadar zamanda tanıyabilirsin? Tanıyabilir misin bi de? Ya çok başarılı bir yalancıysa ve sen onu hiç bi zaman gerçekten tanıyamadıysan, nasıl o insanla birlikte bir şeyler yürütebilirsin ki? Kendime soruyorum, ey insan söyle, nasıl? Kapalı bir kutu var karşında. Tek şansın söylediklerine inanmak. Ama söylediği her sözün gerçek mi yalan mı olduğunu nereden bilebilirim bilmiyorum. Ben bu kadar paranoyakken kime nasıl güvenip, nasıl kafamın rahat ettiği bir ilişki yaşayabilirim onu da çok merak ediyorum.

  Düşünsene blog, karşındaki sana bir şey söylüyor, bir konu hakkında geçerli bir sebep sunuyor ve sen elindeki aslında tek seçenek olan "inanmak"ı seçiyorsun. Ama ya yalan söylüyorsa, ya kandırıyorsa seni? Nasıl bilebileceksin bunu? Bilemezsin. Dedim ya tek şansın inanmak. Ona inanmamayı seçsen bile, bir sonraki kişiye inanıp inanmayacağın da belli değil ki. Hep aynı şey. İyi midir, kötü müdür, sana uygun biri midir ya da istediğin gibi biri midir bunu ne zaman anlayabilirsin tam olarak? Heh gel de takılma şimdi. Ah şu güven meselesi valla beni benden alıyo yine. Babana bile güvenme derler ya bu devirde, ben annem-babam-kardeşim haricinde kimseye güvenemeyen, herkesten her şeyi bekleyen bir insanken, nasıl da karşımdakinin her sözüne gözükapalı inanmayı başarabilirim? Off of, zor bu ilişki işleri. Birbirinin huylarına alışabilme, saygı gösterebilme, tanıyabilme, uyum sağlayabilme, geçinebilme, mutlu olabilme vs. vs. ne kadar zor yabancı birisiyle. Hele onu gerçekten tanıyıp tanıyamayacağına, güvenip güvenemeyeceğine emin olamayınca.

  Ve paranoyak Larien, arka planda 12712576.kez çalan "Dibine Kadar" şarkısıyla birlikte, beyninin azalmaya başayan hücrelerini yiyip bitiren bu düşüncelerini de alarak, düşünceler aleminin karanlık, uzun ve karmaşık sokaklarında kaybolmaya doğru yola çıktı...

Bu da tapılası şarkı,

16.5.12

Sabahlamak güzeldir

  Onca zaman sonra yarım saat arayla yazarak post patlaması yaşıyorum kendi çapımda. Doldum iyice dedim bi döküleyim şuraya, ağzına şıçayım yine blogumun. Kardeşimin ateşi çıktı gece, biz de sabahladık, bi ara bi kaç saat uyudum sonra nöbeti ben devraldım, sabahı getirdim. Güneş'e dedim ki, doğabilirsin. Sonra dedim ki yalnızlık zor be gardaş, sen nasıl böyle her seferinde yalnız başına doğuyorsun, hiç mi ihtiyacın olmuyor sevilmeye? Dedi ki bana, çok konuşma gerizekalı yat zıbar. Ben de Facebook'a bakınayım biraz bari dedim, baktım orda da bi bok yok. Twitter'a bakıyorum herkes uyuyo zaten ordan da iş çıkmadı. En son yenile yapmaktan F5 tuşunu göçertmekten korktuğum için Facebook'u da kapadım. Kapamadan önce hiç bi zaman konuşmadığım ama hep orda ekli duran arkadaşlarımdan birinin paylaştığı Duman şarkısını (Yanıbaşımdan) açtım, açmaz olaydım takıldı benim plak yine, 2515217657 keredir onu dinliyorum şu an. Her Duman şarkısının yarattığı etkiye kapılmaktan mahrum kalmamak adına hemen böyle bir melankolik falan havalara büründüm. Bi sevgilim olsun istiyorum artık, adamakıllısından. Öyle salak salak insanlarla yeterince denedim şansımı. Şöyle aklı başında, olgun, adam gibi bişiler istiyorum. İstiyorum yani ya, olsa fena olmaz hani. Bakıyorum bazen çevremdeki sayılı adam gibi ilişkiye, ne güzel lan diyorum, benim niye olmasın ki böyle. Sevmek sevilmek güzel şey, güvenmek, inanmak, değen biriyse bağlanmak, mümkünse karşılığını görmek hepsinin. Sevmek, sevmek, sevmek, değer vermek, önemsemek, iyi hissettirmek karşılıklı, hayatı paylaşmak, bunu istiyorum evet. Hayırlısı inşallah.


  Neyse duman demişken, bizim okulun bahar şenlikleri oldu ve bitti. Son yılın son bahar şenlikleri de geçti vay anasını lan. En gidilebilir olanları olarak düşündüğümüz Athena, Atiye ve Duman'a gittik. Atiye'ye gitsem mi gitmesem mi diye düşünüyodum ama iyi ki de gitmişim. 4 yıldır gittiğim konserlerden ennnn eğlencelisiydi, kız akıllı, kendi şarkısından çok, herkesin bildiği ve sevdiği başka şarkılardan söyledi. Tabi koptuk hepimiz, oyna, oyna, sonra biraz daha oyna, sonra kudur, sonra kafayı ye aşamalarını eksiksiz yerine getirdik hep birlikte. Ben tabi her zamanki gibi biraz fazla yerine getirdiğimden ertesi gün kalktığımda her yanım tutulmuş vaziyetteydi. Athena eh işteydi, zaten arkadaşların yarısı gelmedi, Duman'a dedik bari organize olup gidelim. Fener-Galatasaray maçı vardı o akşam, maçı izlicektik bizimkilerle konserden önce ama işten geç çıktım ben, yetişemedik. Milleti beklerken de dedik bira falan içelim. Kuzenlerim yanımdaydı, Avcıların ücra köşelerinde bar-meyhane tarzı bişi aradık aradık bulamadık. Hatta kuzenim falan bi kaç kişiye sordu, yerin dibine girdim o esnada. Yanında iki tane filinta gibi delikanlı, kız başına içcek mekan soruyolar vay anasını ahlaksızlaaaarrr diye düşündü gibi geldi adamlar. Neyse, çok da sallamadığım için artık başkalarının ne düşündüğünü, siktir ettim gitti. Sonra girdik bi tekel bayiine bişiler aldık çıktık. Tabi ben parkta falan içmeyi kesinlikle kabul etmediğim için bu sefer oturcak yer bulamayınca okulun önüne gittik. Bi kaç basamak var okulun önünde, millet komple doldurmuş orayaı hatta çilingir sofrası falan bile kuran vardı. Neyse başladık içmeye, başladık derken zaten az bişi vardı başlamasıyla bitmesi bir oldu. İki tane 50'lik bira içtim yanında da 3 sigara-annem sigaraları duyarsa keser valla beni- sarhoş falan olmadım ama ikinci kutunun ortalarına doğru baya bi başım dönmeye başladı oturduğum yerde. Sağımdaki kuzenim kusarken, solumdaki kuzenimle Duman şarkıları söylüyoduk. Sonra bizimkiler geldi, konser alanına girdik. O ara Dünya ayrı dönüyo ben ayrı. Bi de bende bir tuvalete gitme isteği var ki ölücem yani çişten. Gittim tuvalete 75 milyar tane kız ve sadece 3 tuvalet ve hatta 1 tanesi çalışmıyor! İçimdeki idrar seviyesi kan seviyemi geçmeye yakınken nihayet sıra bana geldi de oh be dünya varmış dedim yani. Yok ya, tuvalet göz hizamda değilse içmem daha arkadaş!

  Konser iyiydi, kafamız da iyiydi gerçi. bağıra çağıra söyledik şarkıları. Bi ara Helal Olsun'da kendimi kuzenlerimden birinin omuzlarında buldum. Düşüyodum lan az kalsın. Konser bitti sandık, Duman hadi eyvallah görüşürüz falan dedi biz de alandan çıktık. 536 km yol gidip tam çıkış kapısına yaklaşmıştık ki bi duyduk bizi gönderip arkamızdan Yak'ı söylüyo şerefsizler. Athena da aynını yaptıydı, iyi akşamlar diyip de biz gittikten sonra Öpücem'i falan söylemişti hatta koşarak geri dönelim derken bi arkadaş düşmüştü de dizi kopuyodu nerdeyse. Kız hala yürüyemiyo. Hep bu ünlü kaprisleri işte. Nolur yani hava yapcağınıza adam gibi söyleyeceğiniz bütün şarkıları söyleseniz, sonra iyi akşamlar deseniz arkadaşım? Sinirlendim bak.

  Heeee bu arada neyi unuttum. Atiye konserinden önce ön grup olarak Kolpa çıktıydı. O ara, onca kabalığın içinde, zibilyon tane insanın arasında bi baktım eski sevgililerimden birisi tam da önümde dikiliyor. Oha dedim yani tesadüfün böylesi. Üstüne Duman'da da yanımdan geçti yine aynı kişi. Bu sefer çüş dedim. Ama çoktan unutup gittiğim için görmemin etkisi de çabucak geçiverdi, üzerinde bile durmadım.

  İşte şenlikli şenliklerimiz de böyle geçiverdi. Gönül isterdi ki dans ederken kendimden geçmiş halde çekilen fotoğraflarımdan birini koyayım buraya, görenler eğlensin falan ama yok koymam nihaha. Sonra, beeelllki. Derken, koca 4 yılın da sonuna iyice yaklaştık. 1 ay sonra bitiyor okul, balo için elbisemi aldım ama daha üzerinde bir sürü oynama yapıcaz. Okul bitiyo diye de bi garip ruh hali içine girdim. Duygu ve düşüncelerimi anlattığım bi post var taslaklarda, dolup dolup yazıyorum oraya, okul bitimine doğru yayınlarım artık.

  Böyle yani blog, aradan geçen zamanda yaptığım en ele avuca gelir şeyleri de özetleyivermiş oldum bahaneyle. Ha bu arada Forum İstanbul'a da bu Pazar Manga gelicekmiş. İkinci yılda bahar şenliklerine onlar gelmişti, onda da çok eğlenmiştim. Bu seferkine de bilet ayarlamaya çalışıyorum. İstersen sen de gel, valla bak.

  Bir de, eski sevgililerim belli periyodik aralıklarla beni yokluyorlar sanırım. Hayır yani, kederimden intihar falan edeceğimi mi düşünüyolar da kontrol ediyorlar, yoksa gidip gidip başka kız bulamayınca biz bu Larien için bi daha şansımızı deneyelim mi diyorlar anlamadım. Anlamadım ama hiç de şikayetçi değilim, salak salak şeyler yazıp egomu tavan yaptırıyolar sağolsunlar. Ben de diyorum ki, geçti Borun pazarı sür eşşeği Niğde'ye ahahaha. Hatta egom fazla tavan yaptıysa, kaçan balık büyük olurmuş hah falan diyorum. Saat de 7 olmuş bu arada. Bebişim iyi oldu şimdi. Abla-kardeş takılıyoruz da çocuk bıktı 78. kez çalan şarkıdan. Böyle de takıntılı bi insanım napiim. Şimdi biraz da Sor Bana Pişman Mıyım'ı dinleyeyim bari bi 39 kere filan.

  Aklıma gelenler bu kadar. Sabahlamayı özlemişim. Çok severim gece oturmayı herkes uyurken. Belirsizliklerdense nefret ederim. Gizli kapaklı işlerden falan. Neyse, kayda değer bişiler olursa ve de yazma isteğim olursa yazarım yine blog. Öptüm. Sen de beni öp. Bi sevgilim olursa onu öperim artık.

?

  Bir çocuğa kaç kere gösterilip çekilir elma şekeri?

Yalama olmaya yüz tutan bir hisler silsilesi
Karmakarışıklaşmakta olan bir akıl
Özler gibi olan ama emin olamayan bir ruh
Acaba hiç sevmiş miydim yoksa bana mı öyle gelmişti diye sorgulayan bir kalp
Aksiyonlarla dolu bir hayat
Yalan mı, gerçek mi çözmeye çalışan bir mantık
Nasıl düşünmesi, hissetmesi gerektiğine karar veremeyen bir kişi
Bir görünüp, bir kaybolan, gizli kapaklı işlerin insanı diğer bir kişi
Ve bu iki kişinin tüm absürdlüklere taş çıkartacak abuk durumu

2012
Coming Soon
In Cinemas

5.5.12

Bi git artık lan

  Şu lanet spam 'Adsız'dan kurtulmak istiyorum artık, yeter lan. Her gün aynı postun altına yazılmış 15261521652165 tane linkin bildiri mailinden sıkıldım anasını satayım. Bak yine küfür edicem şimdi.

29.4.12

Haydi sor sor Mim'i

  Tanımadığım halde yakın hissettiğim seyrek blog arkadaşlarımdan biri olan Kuul'umsu Kadın'ım beni mimlemiş. Ayrıca böğürtlenleri de çok seviyor daha ne olsun. Biraz(!) geç kalmış olabilirim ama hayat işte. İnternetten çıkmayan ben, ne Facebook'a girer oldum, ne bloga. Şimcik anket gibi bir mim var elimde, kendim hakkında sorular ve cevapları. Kendisine teşekkür ediyor ve ben daha kendime sorduğum bazı soruların cevaplarını alamamışken bu soruları cevaplamaya çalışacağım.

1.Kendini seviyor musun?

  Şimdi şöyle ki, kendini sevmeyen insanın başkalarından onu sevmelerini beklemesi mantıksız olur. Eğer karşısındaki insan rahatsız bir kişilik değilse ona karşı olan sevgisini ve saygısını kişi kendi belirler bence. Yani ben önce kendimi sevmeliyim ki başkaları da sevsin.

2.Yapmaktan hoşlandığın şeyler nelerdir?

  Ailemle vakit geçirmek beni mutlu ediyor. Evimi ve odamı da seviyorum. Akşamları gece lambamı açıp da kitap okumanın hayalini kurmaktan çok hoşlanıyorum. Hayal çünkü sıçtığım meşguliyetim yüzünden böyle hoş ayrıntılara zaman ayıramıyorum. İyi niyetine inandığım nadir insanlarla içten sohbetler etmeyi severim. İngilizce konuşmaktan, İngilizce yazmaktan, İngilizce düşünmekten ve İngilizce küfür etmekten çok çok hoşlanırım. Abur cubur yemekten malesef ki hala hoşlanıyorum. Spordaki çocuğun bana bakmasından da hoşlanıyorum. Ha bi de megalomanlık olarak algılanabilitesi olsa bile, takdir edilmekten çok hoşlanırım. Bu böyle say say bitmez aslında da seçmece olsun bu saydıklarım bari.

3.Hedeflerin nelerdir?

  Umutsuzluğu kendime canyoldaşı seçmiş bir insan olarak biraz fazla yükseklerde hedeflerim olabilir. Ya da hayal mi demeliyim? Hedeflerim arasında, sevdiğim bir mesleği yaparken yükselmek, herkesin olmak isteyeceği bir yerlerde olmak, sürekli yurtdışına gidip gelmek, tam gönlüme göre birisini bulup onla evlenmek, annemlerin hemen dibinde bir evde yaşamak ve yaşadığım tüm sıkıntıları geride bırakarak, şimdiye kadar yaşadığım tüm yıllardan daha mükemmel yıllar geçirmek var. Yok lan harbiden hedeften çok hayale benzedi bunlar. Neyse yora yora Allah vere demişler. İnşallah.

4.Kendini bir cümleyle anlatabilir misin?

  Hımm... Kısaca(!), tam anlamıyla burcunun özelliklerini taşıyan, dakikası dakikasına uymayan, fazlaca saf ve iyi niyetli, ota boka midesi bulanan, bazı bazı karamsar ve olumsuz, felaket tellalı, saçma sapan takıntıları ve korkuları olan, sakar the king, film izlerken veya kitap okurken kendinden geçip adeta yaşayan ve etrafındakilerin alay konusu olan, hafiften(!) ayran gönüllü, her türlü yemeğin üzerine kaşar peyniri rendesi koymaya meyilli, insani değerlere fazlasıyla önem veren ve kendi gibi insanlar arayan bir tipim.

5.Nefret ettiğin şeyler nelerdir?

  Offf! Benim nefret ettiğim o kadar çok şey var kiiiii! Sonu "nefret ediyorum" ile biten 1726175625 tane cümle yazdığım bir postum bile var. Öncelikle kendine yapılmasını istemediği şeyleri sürekli başkalarına yapan insanlardan nefret ederim, çoğu kalleş olan akrabalarımdan nefret ederim, çıkarcı, yalancı, yalaka, acımasız, fazla hırslı, dedikoducu insanlardan nefret ederim. Haksızlıktan çok çok nefret ederim. Dağınıklıktan nefret ederim. Ter kokan insanlardan nefret ederim. Fazla ısrardan nefret ederim. İkiyüzlülükten nefffret ederim. Çaresizlikten nefret ederim. Söz verip, yüzüstü bırakan insanlardan nefret ederim. Farkettim de çoğunlukla insanların yaptığı şeylerden nefret ediyormuşum haha. Hiç hümanist değilim, olmak da istemiyorum. Ha bi de her bi boku delicesine kafama takma huyumdan da nefret ediyorum.

6.Favori şarkıların, kitapların, filmlerin nelerdir?

  Hımm. Cevaplanması zor bir soru aslında. Çok var favorim, hangisini saysam bilemedim ama şarkılardan, Avenged Sevenfold'un "Seize the day" şarkısı çok hoştur, sözleri de candır. Metallica'nın "Nothing Else Matters"ı efsanedir. Evanescence-My Immortal, Linkin Park-What I've Done/In The End, Numb, Hypnogaja-Here Comes The Rain, Apocalyptica-I Don't Care, R.E.M-Losing My Religion, Bon Jovi-It's My Life, Incubus-Love Hurts, Three Days Grace-Never Too Late/Someone Who Cares en sevdiklerimden sadece birkaçı. Evet Türkçe dinlemem. Yukardaki hoşlandığım şeylere İngilizce şarkı dinlemek de yazsaymışım yeriymiş haha. Kitaplardan, Dan Brown'ın bütün kitaplarına hayranım. Melekler ve Şeytanlar bir numarada. Aziz Nesin'den "Şimdiki Çocuklar Harika"yı da çok severek okumuştum baya önceden. Özdemir Asaf'ın şiir kitabı vardı "Yalnızlık Paylaşılmaz", çok severim, Shakespeare'ın soneleri ise bu dünyadan değildir benim için. Filmlere gelince, Brendan Frazer, Leonardo Dicaprio ve Brad Pitt'in oynadığı hemen hemen tüm filmleri çok severim. İsim veremicem pek, çünkü sorulduğunda adımı bile unutan biriyimdir, şarkıları bile hatırlayabilmek için telefonumun playlist'inden kopya çektim olum.

7.İlham aldığın kişiler kimlerdir?

  Annem.

8.Death Note'u sen bulsaydın ne yapardın?

  Ayy yaşasın sadist düşüncelerimi günışığına çıkarabileceğim bir fırsat haha. Şimdiiii, sırayla, alt katta oturan manyak teyzeyi, evin müahhitini, akrabalarımdan bazılarını, 10 yıl önce evimize giren hırsızı yazardım. Gebersin pislikler.

Bir mimimizin daha sonuna geldik. Uzun zaman oldu yazmayalı. Bişiler biriktirdim yazayım diye ama yazmak bile gelmiyor şu sıralar içimden. Bir koşturmacaya kapıldum gidiyorum. Okul bitmek üzere, onunla ilgili de yazacak bir sürü şeyim var. İnşallah bundan sonra hem yazma isteğim hem de zamanım olur.

Kib
Öptm
Bye

31.3.12

Sadece,

yoruldum.

15.3.12

Hayat! Ne alıp veremediğin var benle olum?

  Ağzına sıçtığımın dünyası bazen her şeyi bok edip üstüme atıyor. Polyannacılığın da içine edeyim. İçime oturan öküze de ana avrat saydırmak istiyorum. Bıktım lan artık. Annemi, babamı, kardeşimi alıp başka kimseye haber vermeden çok uzak, huzuru bulacağım bir ülkeye gidip dönmeyesim var. Herkes geride kalsın, beni merak etsinler, özlesinler, gittiğime sevinsinler, bi daha göremeyeceklerini düşünüp ya hüzünlensinler ya da göbek atsınlar istiyorum. Küfürlerim arasında gönderme yapmayı unuttuğum, şu malum "ortada aslında hiç bi bok yokken kendi kendine sorun yaratan ve o sorunun esiri olan kafadan sorunlu insan sendromu" durumuma da sokmak istiyorum elimden geldiğince.

  Küfür etmek güzeldir bazen. Kimseye bir şey anlatmamak daha da güzel. Bir sürü şey oluyor ardı ardına. Beklenmeyen şeyler, olmaz denilen şeyler oluyor. Göz göre göre olanları da oluyor, beklenmeyenleri de. İstenenleri de oluyor, istenmeyenleri de. Anasını sattığımın beklentileri de oluyor, ağzına sıçtığımın hayalkırıklıkları da. Benim kadar mal bi insan çıksaydı karşıma tersi istikamete doğru arkama bakmadan koşarak uzaklaşırdım. Kendi kendine sorun yaratan, her boku kafasına takan bir insan olmak çok zor. Bunu bildiğin halde kötü hislerin seni sarmasına engel olamamaksa daha beter. Bütün bunları gayet güzel farkedebilip hiçbir şekilde çözüm bulamamaksa lanet olasıca bir şey. İkizler burcu olmak, bir mutlu bir mutsuz olmak, bir anının bir anını tutmaması, her bokun altından bir şeyler aramak da yukardakilerle yarışır. Kendimin de ağzına sıçmak istiyorum o zaman.


  Anlatmamak demiştim. Heh o çok güzel işte. Son dönemlerde hayatımda olan önemli şeyleri anlatmadım kimseye. Ne güzel şeymiş yakınlarından bir şeyler saklamak. "Ben biliyorum ama siz bilmiyorsunuz işte" diyebilmek içinden. Kısasa kısas yapmak candır bi de. Kendini bastırmayı başararak soğuk davranmak karşındakine, ya da sana hissettirdiklerinin aynısını ona hissettirerek davranmak, gerekirse sadistleşmek mest edici birşey. Kırmak seni kıranları, beter olun dercesine içinden hırsla. Harika.

  Nefret ettiğim akrabalarıma da değinmek istiyorum. İğrenç akrabalarım var. Gözünü para hırsı bürümüş, değer-kıymet bilmeyen, vefasız, çıkarcı, içten pazarlıklı, kıskanç, çekemeyen, karşısındakinin zor durumundan zevk alan, arkasından konuşan, tek felsefeleri para para para olan akrabalarım var. Yüzlerini bile görmek istemediğim lanet insanlar!

  Bi de şu, başlarda aşırı iyi davranıp, ilgi-sevgi gösterilerinde bulunan, düşünceli davranan, şiirler yazan, bir süre sonra ya da evlendikten sonra hiçbir şey için gayret edip çabalamayan, götü göbeği serip, hiçbir şeyi sallamayan, ilgi göstermeyen, anlayış göstermeyen, saygı duymayan, hödüklük yapan erkeklere ayrı bir tiksinti besliyorum içimde. Elde edene kadar peşinde koşup elde ettikten sonra kendini bi bok sanıp 180 derece dönüş yapan erkeklerinse hakkının hadım edilmek olduğuna inanıyorum.

"Aslında sukûtu ezber eyledim dilime, sadece susuyorum."

10.3.12

Son İstasyon

  Pamuk ipliğine bağlı hayatlarımızda, kimse öleceğini düşünerek yola çıkmaz.

 
  Metroya gidiyordu 65 yaşlarında yaşlı bir amca. Elinde bir poşet vardı, yanında taşımaya, gittiği yere kadar götürmeye değecek bir şeyler olmalıydı içinde. Gücü kuvveti yerindeyken hala, ta evinden kalkıp geldi metroya, akbilini bastı, o meşhur ses çıktı. Geçti turnikelerden ve yukarı çıktı. Havada keskin bir soğuk vardı, ürperdi belki de amca. Her insan gibi koşturmaca içinde kaybolup gidiyordu her gün. Oturdu bir banka, yorgundu belki ya da biraz tembel. Her insan gibi onun da kendine has özellikleri vardı. Tek bir insandı o hayatta, ondan başka bir "o" yoktu dünyada.

  Oturdu banka, baktı etrafına belki. Derin bir nefes almıştır ya da etrafını izlerken, belki üşümüştür o ayazda. Belki çok dertliydi, ya da hayatındaki bir çok şey yolundaydı, huzurluydu. Onu bekleyen birileri vardı çok büyük ihtimal, akşam eve dönmesini bekleyen birileri vardı, bir ailesi. Metroyla gideceği yerde yapacak işleri vardı, halletmesi gereken şeyler. Hayat büyük bir karmaşanın içinde, harıl harıl akmaya devam ediyordu. Ne de çok yapacak işi vardı daha, torunları gelecekti belki haftasonu. Kızını evlendirecekti ya da belki. Yaşlı bir teyze vardı onu evinde bekleyen ya da hiçkimse.

  Oturdu bankta metroyu beklerken. Bekledi bekledi, metro geldi, o binmedi. Etrafındaki insanlar metroya, her zaman yetişmeleri gereken yerlere gitmek için bindiler etraflarına dikkat etmeden. Metro gitti. Bir metro daha geldi, ama adam yine binmedi. Bir sürü yapacak şeyi vardı aslında. Binmedi metroya. Binemedi. Banka oturdu ve öldü. Sadece öldü. Yanında poşeti kaldı, etrafında onun öldüğünü bile farketmeden metroya yetişmeye çalışan insanların ayakları arasında. Banka oturdu ve öldü. Daha bir sürü şey yapacaktı. O poşeti götürecekti bir yerlere, bir şeyler yapacaktı. Yapacak işler hiç bitmezdi ki..

   Ama öldü.

  Poşet sahipsiz kaldı. Pamuk ipliğine bağlı hayatı koptu. Nefes alamadı bir daha. Belki bi yarım saat sonra farketti birisi onu, ambulans geldi ve ölü bedenini aldı. Akbiliyle yürüyerek geldiği metro istasyonundan, nefessiz, gözleri kapalı çıktı bir sedyenin üzerinde. Ruhu bedenini terketmişti çoktan metro istasyonunda. Bedeni cansız, soldu gitti. Ruhu karıştı diğer ruhların arasına. Yapacak çok şeyi vardı. Yapacak şeyler hiç bitmez ki. Düşünmezdi ki ölecekti o bankta. Zaten kim, öleceğini düşünerek yola çıkardı ki?

29.2.12

Mmm.. dedirten mimm

  Haydin azıcık da mim yazalım. Hep hayatımın şifrelerini çözmekle uğraştım şu sıralar falan filan, neyse. Biricit'im beni mimlemiş. Kızcağız 2. kez mimliyor bari bunu yazayım da ayıp etmeyeyim ama diğerinin vaktini kaçırdım yoksa valla vefasızlıktan değil. Şimdi mim şöyle ki, 10 tane taştan oluşan bir harem kurup onları anlatcakmışız. Hey yavrum bee, 10 tane neyimize yeter falan diyomuşum haha.




1.sıra gönlümün en en ennnn baş sahibi ünlüsü James McAvoy'a ait tabi ki. Ah ah nasıl unuttum seni yazmayı, nasıl vicdan azabı çekiyorum bilemezsin James! Her türlü hastasıyım yani, Wanted'ta izlediğim ilk günden beri hem de.






2.sıramda kesinlikle Brad Pitt olmalı. Adam her haliyle maşşşşşaallah yani, yaşlandı ama hala taş.






3.sırayı Johnny Depp alıyor, her türlü gideri var adamın. (Sapıkça bir yerlere gidiyor sanki bu yazı sanki ya neyse) O Karaip Korsanları'ndaki sürmeli gözleri falan vuhu çok seksiydi.



4.Taylor Lautner. Klişe gelse de, lan o vücudu görse kim hayran olmaz söyleyin bana? Benden bi yaş küçükmüş bi de, ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Ve her gördüğümde, "vay anasını, böyleleri de hiç denk gelmez ki bize anasını satayım yeaa" diye sövdürür bana.

5.Tobey Maguire. Gözlerine kurbaaannn. Spiderman'de onunla birlikte oynamayı ne çok istemiştim bir zamanlar. O Kirsten'ın yerinde ben olmalıydım! İşte teklifi reddettiğim zaman çok ısrar etmişlerdi de, zamanım yoktu çekimlere ayıracak, ondan yani.


İd bu noktada süperegoyu altetmiş durumda sanırım hehe.



6.sırada Wentworth Miller var. Aslında birinciliğe zorlardı ama gay olduğunu öğrendiğim gün bana yaşattığı hayalkırıklığı nedeniyle hala kırgınım kendisine. Prison Break'teki o dövmeli haline bayılmıştım. Yakışıklı adam şimdi Allah'ı var yani.




7. Leonardo Dicaprio. Bu da biraz aşağı sıralara geldi ama idare etsin artık o da. Titanic'te az ağlatmamıştı beni ama olsuni her damla gözyaşım feda olsun ona haha.


8. O Biscolata reklamındaki erkeklerin (erkek demeye dilim varmıyo, onlar erkekse bizim her gün dışarlarda gördüklerimiz ne? diye sormaktan kendimi alamıyorum) hepsi her türlü gider ama o en son bakan yeşil gözlü hangisiyse heh o da gelsin.


Şu noktada Larien bütün bastırılmış egolarını serbest bırakmıştır.

9. olarak Mehmet Aslan geliyor. Adam her haliyle taş gibi yani, yerim onu ben. Ayrıca kendisi kişiliğiyle annemin de benim de gönüllerimizi fethetmiş bulunuyor. Harem kurmuyo muyuz arkadaşım hepsi gelsin hey maşallah haha.


Tam bu noktada ise ego, süperegonun da dürtüklemesiyle, ait olduğu kişiliğin artık sapık olarak gözüktüğünün farkına vararak, id'i frenlemeye çalışıyor.

10. olarak da Dan Brown diyorum. Yakışıklılık olarak diğerleri kadar iddialı olmasa da o dahiyane zekası, herkeste kolay kolay bulunmayacak türden mükemmel aklıyla kurguladığı kitaplarıyla beni benden alması dolayısıyla kendisine hayranımdır.

  Ya ama bu haksızlık yaa. O kadar harem kurduk falan da, bu kadar yakışıklı insanı bir anda düşününce, bi onlara bakıyorum, sonra bir de eski sevgililerime bakıyorum ve diyorum ki, bana kaderimiiiiiinnn bir oyunu mu buuuu??! Ayrıca burdan bütün kader ortaklarıma, böyle bir şarkının gerçekten varolup olmadığına emin olamamakla birlikte, "adaletin bu mu dünya" adlı parçayı armağan ediyorum.

27.2.12

Düşünüp başlık bulunamayan post

  Yaşıyorum! Evet yaşıyorum. Her günümü dolu dolu, sıkıntı, mutluluk, gerginlik, yorgunluk, sorumluluk, hayaller, umutlar, eğlence, yoğunluk dolu yaşıyorum. Hepsini yaşıyorum, tüm duyguları, düşünceleri, hisleri. Hissediyorum yaşarken hayatı kaçırmamaya çalışarak. Bulduğum her boşlukta hissediyorum. Temiz havayı ciğerlerimde, çiseleyen yağmuru yüzümde, yorgunluğu vücudumun her bir karesinde, acabaları-düşünceleri aklımda ve mutluluğu-umudu içimde...

  Günler.. Geçiyor peşi sıra, zaman geçiyor, yaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Bugün okula gittim. Son sınıfın son döneminin ilk dersine girdim, daha okula ilk gittiğim gün dünmüş gibiyken. Geçenlerde, akşam vakti okulumun önünden geçtim tramvayla. Duygulandım. Ne günler geçti, neler yaşadık, neler gördük, neler öğrendik. 4 koca yılımı geçirdim o devasa yaşlı taş binada. Mükemmel arkadaşlıklarım oldu, süper günler geçirdim. Gezdim, yedim, içtim, aşık oldum. Düşük not aldım ama genellikle yüksek aldım. Çalışamadım derslerime çoğu zaman, devamsızlığım da oldu. Gittiğim derslerde dinledim, sınav önceleri hep çalıştım işte, eve gelince de sabahladım, ondan yüksek notlarım. Evde oturup sabahtan akşama kadar çalıştığım derslerden düşük aldım, çalışamadıklarımdan yüksek. Annem çok dua etti bana çünkü. Okulumla alakalı ayrıca bi yazı yazmayı planlıyorum, mezuniyet yaklaşıp daha da hüzünlenince şöyle bir döktüreyim diye düşündüm.

  Günler zor geçiyor, zor günler oluyor, moral bozan şeyler oluyor, sıkıntılar hep sıkıyor, ama ihtiyacım olan her şey yanımda şu an şükürler olsun ki. Sadece bir kısmı "yetersiz", yeterli olacak yakın zamanda, inanıyorum. Telefonum hiç çalmıyor, avea mesaj atıyor arada. Çalmasına gerek yok zaten çok fazla. Aramasını istediklerim zaten yanımda, gereksiz yere fazlalık yapanları çıkarttım hayatımdan ve mesajlaşmalarımdan. Daha huzurluyum. Yokluğu bir şey değiştirmeyenlerin varlıklarının gereksiz olduğunu düşündüm, çünkü öyle.

  Müzik ruhun gıdası ya hani, benimkinin suyu. Onsuz büzüşüp gider ruhum koca popolu vücudumun içinde. Kocaman çünkü sporu bıraktım. Çünkü vakit ayıramadım. 3 gün sonra başlıcam ama tekrardan. Sıkıntılarımla beraber kalçalarımı da küçültücem. Güçsüz Larien'e yer yok artık, arada misafir ediyorum onu ama ziyaretin kısasını makbul tutuyorum.


  Samsung'ta tadilat vardı bu hafta. Ebemiz şeyoldu deyim yerindeyse. Zaten bir bayan olarak ne kadar tadilat-tamirat-çekiç-tornavida işi varsa hepsinde usta olduğumdan ötürü yerimde durmadım ve baya baya yoruldum. Hatta en çok yorulanlardan biri benim. Kaytaranlarımız oldu çünkü. Herkesin bir kusuru var ya hani, çok doğru. Her ama her kesin var bir kusuru. Zamanında kusursuz insanlar ararken yalnız kalmışlığımdan sonra anladım ki, bunu yapmak hayattaki en boş uğraşlardan biri. Herkes kusurlu, ama dengede hafif kalıyorlarsa görmezden geliyorsun işte. Ama bu durum, kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına sürekli, pişkince yapan kişilere kızmamı engelleyecek bir durum değil. Kaytaranlardan buraya kadar saptırdığım konunun başına dönersem, yoruldum işte baya ebem şeyoldu lafım ordan geliyor yani.

Bedenim yorgun, ruhum da yoruluyor ara sıra.
Hep beraber yoruluyoruz, yoğruluyoruz hayatta.
Eziliyoruz kimi zaman, ama dik durmaya çalışıyoruz sonunda.
Kafiyeli bi dize daha koyayım da şiire benzesin bari bu da.

Böyle abuk sabuk bir durumdayım sevgili blog, özledim seni.
Seni seviyorum.
Öptüm.
Kib ok bye.

9.2.12

Harder, better, faster, stronger

  Ben, olduğumu sandığım kişiden daha güçlüymüşüm meğer. Her şey benim kafamdaymış. Her şey benim elimde. Ben, kendim, nasıl asıl sebebiysem dibe vuruşumun, yine aynı şekilde aynı sebebiyim yeniden doğrulmamın. Güçlüyüm ben. Kimi zaman çökerim belki ama yine kendim yükselirim, doğarım küllerimden anka kuşu misali...


  Bunu kendim yaparım ama, dış güçlere gerek duymadan. Kıvılcıma muhtaç değilim ben. Çünkü o güç benim içimde var zaten, yardıma ihtiyacım yok. Ve herkesin değerini ben belirlerim hayatımda, kendileri belirlemezler. Ben onları hayatımda belli yerlere oturturum ve sildiğim anda değerleri kalmaz hayatımda, önceden de yaptığım gibi. Ben değer verirsem değerli olurlar, değer vermeyi kestiğim anda bir hiç olurlar hayatta. Gözlerim çok iyi görürlermiş, aklımın yolu aydınlık, yüreğimin kapıları sonuna kadar açıkmış. Kalın bir perde varmış yalnızca önlerinde. O gece gördüm o perdeyi ve kaldırdım. Gördüm. Aydınlığı, umudu, inancı gördüm. Kendimde. Arkama döndüm, yaptıklarıma baktım. Hepsini ben yapmışım, hepsini! Üzülmek istediğim için üzülmüşüm, unutmak istemediğim için unutamamışım, iyileşmek istediğim için iyileşmişim ve başarmak istediğim için başarmışım. Nasıl inanmamışım kendime, nasıl görememişim ki hepsini ben tek başıma başarmışım! Ailemin duası oldu hep yanımda... Artık kendime olan inancım ve umutlarımla birlikte.. Daha büyüklerini başarmak için.

  Amaçlarım var benim ve artık umutlarımla beraber. Hayal değil, hedeflerim var. Mutlu olucam ben, herkesten çok. O kadar iyi yerlere geleceğim ki, bakacaklar çevremdekiler bana ve imrenecekler, inanıyorum. Takdir edecekler. Yurtdışına çıkacağım, yeni diller öğreneceğim, yeni insanlar aydınlatacak yolumu. Yapacağım bunların hepsini inşallah. Şimdiye kadar nasıl yapmışsam. Kendimi öven bir insan olmadım hiçbir zaman ama gerçekte ne olduğumu görecek kadar da kör değilim. Artık. Umutsuzluk, karamsarlık yoruyor adamı. Yine düşücem umutsuzluğa pek tabii olarak, ama kendim duracağım yine ayakta dimdik. O güç benim içimde çünkü. Kendi gözlerimle gördüm, kendi benliğimle tecrübe ettim.

  Kar yağıyor...

  Gözlerime çarpıyor, ensemden içeri giriyor buz gibi kar taneleri. Rüzgar suratını kesiyor insanın soğuktan. Ama ben, kapşonumu örtmeden yürüyorum karanlık sokakta, kendi aydınlattığım yolumda. Çünkü üşümüyorum hiç. Çünkü içim sıcacık. Çünkü, yürürken ayaklarımın ilerleyişini takip etmiyorum artık, gökyüzüne bakıyorum.

5.2.12

Ne bekliyordun ki aslında?

  Daha ne kadar yaralanabilirim bilmiyorum. Hepsi, hepsi anlaşıp hayatımın içine etme kararı almışlar, sırayla geliyorlar. Ben çok zayıf bir insanım, çok güçsüzüm, zırhımda büyük çatlaklar var, zeki ve acımasız insanların kolayca sızabilecekleri.

  But I became an adult, diyor, that can thrill the world shout. Bu kez aynı şeyler olmayacak inan! diyor sesinin verdiği en kudretli volümünü kullanarak. Önceden bilenler salak diyecek bana, o diyecek en başta, "hakettin sen!" Herkes ikinci bir şansı hakeder mi, yoksa ikinci şansı hakeden ilkini kaybetmezdi mi? Ya ben? Ben Zeynep, ben aslında her seferinde sevdiğimi mi 'sandım' yalnızca? Yine sandım belki, belli ki... Çok fazla ve kolayca etkilenebiliyorum yalnızca, benim olayım bu belki de. Açım ben aslında, elimi tutacak bir çift sıcak ele, dudaklarımdan öpecek tutkulu bir çift dudağa, ruhumu okşayacak satırlar yazacak parmaklara ve edebiyat parçalayacak bir kaç abartılmış söze açım. Bulduğum anda yelkenleri suya indiriveriyorum. Olamaz, ben aslında çok tehlikeli bir insanım. Ben, dengesiz biriyim. Ve psikolojik olarak.. ben, zayıfım. En ufak çıkmazımda midemin bulantısı beni öldürüyor. Şimdilerde de yeni favorim; sıtma. Sinir bastığı anda başlıyor, dizlerimin, kollarımın ve bedenimin titremesini engelleyemiyorum. Ah ben... Ne kadar uğraştırıyorum bu ben kendimi. Ah be ben, yordun beni.

  Ama o. Güzel yüzlü, yakışıklı, boylu poslu, konuşmasını iyi bilen genç. Nasıl bir insan benden bile karmaşık olabilir? Karmaşık ama ben çözdüm. Gurur duyuyorum kendimle, nasıl güzel anladım her şeyi. Herkes yapamaz bunu. Herkes bile bile gözü kapalı atamaz kendini ateşe aynı sonuca ulaşacağını bile bile.

"Bu sefer aynı şeyler olmayacak inan."

  Neden boşuna paranoyaklaşıyorum ki, nedensiz?... O kendini tam bir yetişkin olarak görüyorken, seni bu sefer aynı şeyler olmayacağı konusunda şüphesiz bırakmak için elinden geleni yapıyorken, kendinden emin oluşu senin bile kendinden emin olmamana sebep olacak kadar güçlüyken, seni bile bi anlığına korkutan kararlılığı varken, isteklerinden bu kadar emin bir insan olduğunu yansıtırken, ahh seni ikna etmek için elinden geleni yapmışken, nasıl olur da hala paranoyak davranırsın? Davranırsın sebepsiz, belki çağırırsın lanet olası acıları kendine, belki de içine doğar aslında olacaklar. Hala mutluluğu onda ararsın, süphesiz, korkusuz. Göremez misin ki huylu huyundan vazgeçmez be dostum? Anlamaz mısın sen, aslında seni elde edemediği zaman çekici gelirsin ona? Ulaştığı an sana, bir gram değerin kalmaz aslında, bilmez misin işin sırrı ulaşılamayan olmakta? Ya da hala idrak edemez misin bahtsız kızım, o her zaman kendinden emin hissedecek ama aslında olmayacak ve sonrasında seni tekrar, tekrar ve tekrar hayal kırıklığına uğratacak?

  Garantici olmasana bebeğim, neden üzülmeyi göze alamıyorsun? Sonucunu düşünmesene, en çok nolur ki sanki? Alt tarafı yine yaklaşık bir 8 ayının içine edilir, nereye baksan, napsan atamazsın kafandakileri, sorularını, isyanlarını. Düşünür düşünür, her bir güzel satırı milyarlarca kez okuyup, tekrar tekrar içini acıtırsın. Ne var ki yani, yine inanıp, yine hayalkırıklığına uğramış olursun. Sen alışmadın mı ki zaten kalbinin paramparça edilmesine? Bağışıklık kazanmadın mı ki hala, yarı yolda bırakılmaya, bırakılmayacağına dair sözler aldığın halde her seferinde? "Ölür müsün" ki sanki? "Alt tarafı" canın yanar. Ah sen be safım, sen nasıl hala inanır, güvenirsin insanlara? Kaybol o gözlerin, o sözlerin, o hislerin içinde hemen. Çok kolay hedefsin be canım. Yapma bunu artık ya, yapma bunu. Nasıl atabiliyorsun her seferinde kendini ateşe, alevinin yakışını ta bütün vücudunun derisinde hissetmene rağmen? Bi an inanıp her şeye, kapayıp gözlerini, mutluluğun kollarına bırakmak için kendini bir adım attığında, bilmez misin aslında yine uçsuz bucaksız kör bir uçurumun kollarına bırakırsın kendini?

  Haklısın be dostum. Çok doğru söylüyorsun ama, sadece mutluluğu aradım ben aslında. Kızma bana bu kadar. İkna ettiler beni. Saf oldum hep, iyi oldum. İyi niyetli oldum, verici oldum, özverili oldum, olumlu düşündüm, umdum, inandım. Aşkı, sevgiyi, sadakati, huzuru, dostluğu, sıcaklığı, mutluluğu, bağlılığı, adanmışlığı, güveni, inancı aradım, istedim ben. Bulacağımı sandım belki boş yere. İnanmak istedim, güvenmek bir de. Başımı yaslamak istedim bir omuza, tutsun istedim birisi ellerimi ve de hiç bırakmasa. Öpse beni usulca, sevse beni deli gibi, hiç süphe duymadan kendinden. Bir an "acaba" demeksizin aşık olsun istedim birileri bana. Umdum.. Bekledim.. İnandım.. Bekledim.. Umdum.. Bekledim.. Sandım.. Umdum.. İnandım.. İstedim.. Umdum.. Bekledim.. Sonunda ne buldum peki? Koskoca bir "hiç", hayalkırıkları ile marine edilmiş, yaşanacak aynı acıların tabağına yatırılmış.

30.1.12

Yalan kötüdür

  Yalan söylüyor insanlar. Hiç durmadan, korkmadan Allah'tan, ilahi adaletten. Çok kötü şu zamanda insanlar. Çok çiğler, iğrençler, şerefsizler bir de. Yalan söylüyor insanlar, hiç bıkmadan, usanmadan, korkmadan, çekinmeden. Çoğu zaman anlamıyoruzdur bize söylenen yalanları eminim, saklanan gerçeklerin ardında yaratılan sahte doğrulara inanıp yaşıyoruz yüzeyselinden. Anlamadan, bilmeden, aldatılarak, saf yerine konarak... Kimi kandırdığını sanıyor yalan söyleyenler? Karşılarındakini mi? Farkında değiller mi ki kandırdıkları kendilerinden başkası değil?

  Yalan söylemek. İğrenç bir hareket. Berbat bir şey. Bana yalan söylenmesi, benim o yalanlara inanmış olmam, yalanların yalan olduğunu keşfetmem, salak yerine konduğumu anlamam, tek tek görmem o yalanları.. Daha da berbat. O an, her söylenenin yalan olduğu ortaya çıkan an, hissedilen şey, hepsinden berbat. Sonrasında hissettiğim öfke, nefret, tiksinti ve rahatlamaysa güzel şeyler. Kuvvetli bir istek var içimde, hatta yanıp tutuşuyorum o arzuyla, yalanlarının içinde boğulsun istiyorum. Söylediği her yalan bir yılan gibi dolansın ayaklarına, kendi yalan denizinin içine çeksin ve boğsun onu. Kandırılsın aynı beni kandırdığı gibi başkaları tarafından.

  Keşke daha önce yapsaymışım o yaptığımı da. Ağzıma gelen ne varsa söylemek çok rahatlattı. Bi daha telefon açsa bi daha derim, dicem zaten bekliyorum ki arasın. Haha. Çok rahatladım. Bu kadar.

27.1.12

Dilek-şart kipi


  Sıkılıyorum bazen. Çok sıkılıyorum. Baktığım her yer aynı geliyor, yaptığım her şey sıradan.. Değişik bir şeyler arıyorum bulamıyorum. Hep aynı dertlerim, sıkıntılarım, korkularım. Bazen öyle bir oluyor ki yüreğim sıkışıyor sanki. Şöyle derin bir nefes alsam, iliklerime kadar yenilensem, huzur dolsa içime. Mutlu olsam her dakika, gözlerim ışıldasa, gülümsememi engelleyemesem. İnsanlar bir başka güzel görünse gözüme. Umutsuzluklarım, karamsarlıklarım terkedip gitse beni. Terketmesini hiç istemediklerimse hep olsa yanıbaşımda. Mesele elimi tutsa, sarılsa bana. Kokusunu çeksem içime. Hiç ama hiç şüphe, endişe olmasa içimizde, 'içimde'..

  O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.

  Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım  hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...

23.1.12

O yea man!

  "Ortalıkta erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduğuyla ilgili bir dedikodu var! Hadi ama... Erkekler, siz aynı anda yemek pişirip, temizlik yapıp, telefonda konuşabilir misiniz? 20 santimlik topukların üzerinde yürüyebilir misiniz? 4,5 kiloluk bir bebeği 9 ay boyunca karnınızda taşıyıp 36 saat boyunca doğum sancısı çekmeye dayanabilir misiniz? Bütün gece ağlayıp ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranabilir misiniz? Erkekler, untumayın; KADINLAR SADECE OJELERİ KURUYANA KADAR YARDIMA MUHTAÇTIR!!! Sonrasında sizi mahvedebilirler."


15.1.12

Tek başıma..

Şu şarkı eşliğinde...
 
 Ailem dışında kimse yanımda olmadı benim aslında. Bir kaç tane çok sevdiğim arkadaşım var çevremde, bir de önemsediğim insanlar. Ama hayatımın büyük bir kısmını tek başıma yaşadım.


  Tek başıma yürüdüm kalabalık sokaklarda. Tek başıma yürüdüm, gece vakti, buz gibi soğuk sokaklarda. Tek başıma düşündüm hep tek başıma uyudum, tek başıma uyandım. Tek başıma özledim, tek başıma hayaller kurdum. Tek başıma sevdim, özledim, istedim. Tek başıma çabaladım. Ağır sorumlulukların yükünü tek başıma almadım belki omuzlarıma ama tek başıma ezildim yükün altında. Tek başıma çabaladım hep. Tek başıma korktum, tek başıma üşüdüm, tek başıma ısındım. Kendi elimi kendim tuttum, tek başıma umutlarım oldu benim, dahil olmadı çoğu kimse. Tek başıma kızdım, tek başıma çare aradım. Tek başıma inandım. Tek başıma heycanlandım, bekledim, heveslendim, bekledim, umdum, bekledim... Tek başıma inançsızlığa düştüm ama yine tek başıma inandım. Tek başıma farketmedim çoğu şeyi, annem farkettirdi, ama tek başıma ödedim bedellerini hatalarımın. Tek başıma aşık olmuşum bi de ben. Tek başıma olmasaydım şu an tek başıma olmazdım heralde. Tek başıma kırıldım, tek başıma onardım! Hep tek başıma sabahın kör karanlığında yollara döküldüm, yine tek başıma yürüdüm gecenin ıssızlığındaki sokaklarda. Tek başıma ıslandım yağmurda, tek başıma baktım gökyüzüne, tek başına izledim kar tanelerinin yere doğru süzülüşünü. Tek başıma konuştum sessizlikte. Tek başıma çaldım, söyledim, dinledim. Tek başıma utandım, tek başıma pişman oldum. Ben tek başıma zamanı geri almak istedim çok kere, tek başıma yapamadım ama. Tek başıma eğlenmedim hiç bir zaman. Tek başıma sarılamadım kendime. Tek başıma izledim çoğu kez denizi. Tek başıma daldım uzaklara, ufuklara. Tek başıma saydım yıldızları. Tek başıma konuştum. Tek başıma sordum, tek başıma cevapladım. Tek başıma yazdım, tek başıma çizdim. Tek başıma öfkelendim, küfür ettim. Tek başıma bekledim. Hep, hep tek başıma sevdim. Hep tek başıma düşündüm, düşündüm, düşündüm...
   Tek başıma gülmedim ama hep tek başıma ağladım. Tek başıma kaldım bir çok zaman, ama her zaman tek başıma olmadım. Bir sürü şeyi tek başıma yaptım ama mutlu olmadım tek başıma, gülmedim tek başıma, huzuru bulamadım tek başıma..

12.1.12

F

  Bugünlerde içimde bir neşe fışkırığı var, hayırlara çıksın inşallah.

Bugün Sparrow beni yakın arkadaşlarından biriyle tanıştırdı. Kahve falan içtik, arkadaşı falıma baktı. "F" harfli birisi çıktı. Kim o "F"li kişi hemen çıksın ortaya, 3 vakte kadar bekleyemem merak ettim. Anahtar mı ne bi şey vercekmiş bi de bana. Para kasasının falan anahtarı olsa bari..


  Bi de insanlar diyorum, ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olsalar da haklarında nasıl düşünmem gerektiğine karar verebilsem. Bi öyle bi böyle bütün millet.

5.1.12

Salak kızım uyan

  Meraba benim adım Salak, soyadım Gerizekalı. Çünkü ben her önüne gelene inanmadığını, güvenmediğini iddia eden ama her seferinde hemen güvenen, inanan, kendini kaptıran, sevmeye başlayan biriyim. Hemen kendimi bırakıp, tutacak biri olmadığı için de pat diye yere düşüyorum. Çünkü adım üstümde, salağım. Tutan biri var mı yok mu diye emin olmadan ya da arkamdaki kişi tutabilecek güçte mi ya da ben kendimi bıraktığım vakit orda beni tutmak için bekliyor mu diye kontrol etmeden bırakıveriyorum kendimi. Sonrası hep kıçüstü hep kıçüstü. Sonra kızıyorum herkese. Kendime kızmıyorum hemen güveniyorum inanıyorum diye, karşımdakine kızıyorum. Neden? Çünkü soyadım üzerimde, gerizekalıyım.

  Kaptır sen kendini hemen her boka kızım aferin. "Güvenmicem işte, inanmıcam size, hepiniz güvenilmezsiniz" de, sonra git pat diye inan, beklentiler içine gir falan. Sonra onlar seni şaşırtıp hayalkırıklığına uğratınca da böyle mal gibi kalırsın balık gözlü gerizekalı. Şebo boşuna mı demiş "salak kızım uyan " diye? Ama nerdeeee? Sen git binlerce güzel söze, kocaman kavrayan bir çift ele, gözünün içine içine yumuşacık bakışlarla bakan gözlere, seni seviyorumlara, güven veren heybetiyle seni sımsıkı saran kollara hemen inan, kendini kaptır, sonra da böyle apışıp kal işte. Sen aç kalbinin kapısını ardına kadar, sonra ceryan yapsın! Ya tam malsın kızım sen. Daha ne diyim sana?! Uyan artık uyan!

4.1.12

Hadi bakmıyorum evren, soyunabilirsin.

Umutsuzluğu ve karamsarlığı hobi edinmiş ben,
bu huyumun nerden geldiğini keşfetmiş bulunmaktayım.

  Eskiden beri ben hemen her şeye kolayca heveslenen, hayallerini kuran ve beklediği şeyler ufacık da olsa, gerçekleşmediklerinde büyük hayalkırıklıkları yaşayan bir çocuk oldum. Bu böyle uzun zaman gidip de ben en ufak şeye heveslenip olmadığında üzüle üzüle sonunda dedim ki ben bari hiç bi şeye heveslenmiyim, olsun diye beklemiyim ve en iyisi olmayacaklar gözüyle göreyim ki olduklarında sevineyim ama olmadıklarında da üzülmeyeyim. Bu esasında evrene "yapamazsın kiiiii, işteee hani nerdee? yok işte beceremedin gördün müüü?" diyerek onu gaza getirip isteklerimi yerine getirmesi için bir teşvik yöntemiydi. Hani bi söz var ya, "Bir şeyi beklemeyi bıraktığınız anda oluverir, bu da evrenin size 'sen bakarken soyunamıyorum' deme şeklidir." diye, o hesap işte. Beklememeye hatta olmayacağına kendimi inandırıyordum ki, tam tersine işte, istediğim şey olsun diye. Derken.. ben bu işi biraz fazla benimsemiş olmalıyım ki, geldi yerleşti bu huy bana. Taa o zamandan beri de her şey için "amaan bu olmaz zaten, boşuna heveslenicem sonra üzülücem, kesin bozulur bu iş" falan der oldum. Ben kendimi kaptırıp, sonradan hayalkırıklığına uğramamak için geliştirdiğim bu yöntem sayesinde umutsuzluğun diplerinde yaşayan, karamsarlık aleminin önde giden kişiliklerinden biri oldum çıktım. Hayal kurmayı da o yüzden bırakmıştım. Şimdi elimde olmadan, böyle düşünmek istemediğim halde düzeltemiyorum bu durumu. Gözümün yarısını kapatıp da baksam yine boş tarafını görüyorum bardağın.


  Annem bu durumun farkında sanırım ki sürekli uyarıyor beni. "Ne negetif düşünüyosun sen, biraz da umutlu ol, pozitif ol, evrene güzel mesajlar yolla, negatif enerji yollama" filan der sürekli. Haklı aslında, hem de çok haklı. Ben çok inanırım o enerji şeysine, yani beyin gücüne. Ne zaman bir şeyleri yapmamın mutlaka gerekli olduğuna inansam o işi yapabiliyorum. Sabah erken kalkmazsam başıma çok iş açılacağını bildiğim zamanlar gecenin bir yarısı yatsam da vaktinde uyanabiliyorum. Satışlarımda kotamı tutturabilmem için ayın son haftasonu olduğunu bildiğim zaman o gün satış rekoru kırabilyorum. Bu tamamen kendini şartlandırma, hazırlama ve enerjini o yönde yoğunlaştırmakla alakalı bence. Bunu da yeni yeni keşfettim. Aslında yalan lan keşfettim falan değil annem gözüme gözüme soktu kırkmilyon kere anlamam için ordan şeyettim yani.

  Burdan bağlantı kurarak, baştaki sorunuma dönersem, deli gibi korktuğum her şeyi şu an tek tek yaşıyor olmamın sebebi ben ve benim lanet olası huylarımdan birisi olan karamsarlığım ve felaket tellallığım. Bütün olumsuz şeyleri, korktuğum kötü şeyleri çağırıyorum. Olmayacakları varsa da o kadar çok korkuyorum ve ya olurlarsa diye aklımdan geçiriyorum ki mutlaka oluyorlar. Ve korku beni Sparrow'un da dediği gibi hataya sürüklüyor daima. Yine sürükledi. Belki benden dolayı belki ondan. Ama olmadı. Yine ve yine hayalkırıklığına uğradım. Korktuğum her şey tek tek geldi başıma. Yine heveslendim, kaptırdım hemen kendimi. Ve bozuldu. Astım suratımı günlerce, ağladım her gece yattığımda. Mutsuzluğu hobi edindim kendime, her zaman en kolayı olduğu için. Olumlu şeyler görmek istemedim. Bardağın boş tarafından bakmak daha kolay geldi diğer tarafı daha net görebilmem için.

Ama sıkıldım umtusuzluktan. Yalnız kaldım yine evet, özlüyorum hayvan gibi evet, üzülüyorum her aklıma geldiğinde evet, isterdim yine güzel günlerdeki gibi olsun diye evet, ama olmadı işte. O kadar çok korktum ki, korktuğum başıma geldi işte. Sıkıldım ama umutsuzluğumdan. Olumlu düşünmenin polyannacılık oynamak olduğunu düşündüğümü söyledim anneme. "Yalanmış gibi geliyor, kendini kandırmaktan başka şey değil" dedim. "Olsun" dedi o da. "Yalanla başla sen de, bi süre sonra inanırsın o zaman belki kendi kendine" dedi. Her aklıma geldiğinde, daha iyisi geleceği için bitmiştir belki diyorum inanmasam da. Bi gün kendi kendime inanmayı umuyorum. Her şeyde bir hayır vardır buna gerçekten inanıyorum ama ya ben sebep olduysam işlerin bu hale gelmesine? Ya ben her şeyi yönlendirip bu duruma getirdiysem ve mutsuz olduysam? O zaman da bunda da vardır bir hayır diyebilir miyim ki? Benim sebep olduğum bi şey hayırlısı mı oluyor? Ya da hayırlısı olan şeye ben mi sebep oluyorum? Of yine karıştı kafam işte.

  Böyle kafamın içindeki labirentlerde dönüp durmaktan geberip gidicem o olcak. Yarın sınav var, oturmuş burda insanlığın kaderinin işleyişini sorguluyorum. Sevgilimden ayrıldım, çok mutsuz ve umutsuz olup bunu kendi kendime inkar ediyorum. Hatta salak gibi kendi yalanıma kendim inanıyorum bazı zamanlarda, olsun olsun iyidir. Beklediğim de buydu zaten. Lan bu da 8 gün sürdü anasını satayım ne şans var bende yaa! Biri 5 gün sürer biri 8 gün! Beddua mı aldım, birinin gözü mü kaldı, ahı mı tuttu, kıskanılıyo muyum nedir, Allah sizi napsın lan kem gözlüler!


Of ya bi de hemen kaptırmasaydım kendimi de üzülmeseydim iyiydi.
Neyse.

Velhasıl ölü umutlarımı hayata döndürmeye çalışıyorum o kadar.
Bu esnada kafayı sıyırmazsam da iyidir.
Pozitif enerji yolla bana blog.
İyi olsun her şey...

2.1.12

Fuck!

  Bu da mı gol değil? Lanet olsun ya ne biçim iş bu? Beddua mı aldım ben arkadaş?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...