Pages

27.10.13

Öyle yani...


  Yine ben blog. Yine dertlerimle geldim, hatta yine derdim olduğu için geldim. Ben gittim en iyi arkadaşıma aşık oldum blog. Çok iyi bok yemişim dimi? Bence de. Ama sor bana pişman mıyım? Hayır değilim, hatta mümkünse herkes gitsin karşı cinsten en yakın arkadaşıyla, kankasıyla falan sevgili olsun. Zaten halihazırda çok iyi anlaştığın, beraber vakit geçirmekten keyif aldığın, yanında kendin gibi olabildiğin, ne düşünür acaba diye bi an bile çekinmeden davranabildiğin, varlığının bile huzur verdiği, desteğini, yardımını ve varlığını bi an bile esirgemeyecek olduğunu bildiğin biriyle bunların üzerine bir de duygusal bir bağ kurmak hayatta yapılabilecek en ama en mantıklı eylem. Lakin çok da memnun, mutlu, ayaklarım yere basmaz iken günlerden bir gün aşamayacağımızı düşündüğümüz bi farklılığımız çıktı. Henüz çiçeği burnunda 12 günlük sevgililer iken birbirimizden ayrılmak zorunda kaldık. Ağlamaktan patlasam da çatlasam da 3 günde 4 kilo versem de hiç bi şekilde çözüm bulamadık, ne benim çözümlerim ona uydu ne onun fikirleri bana. Samimi, saflık dolu, bulunması zor olan arkadaşlığımızı riske atarak başladığımız ilişkimiz, sonuçlarının ne olacağını ikimizin de bilmediği boktan bi sürece girdi. Ben şimdi hem tam hayallerime göre olduğunu düşündüğüm ilişkime, hem de en yakın arkadaşıma çok çok uzağım. Yaşadığımız minicik, ufacık, romantik anlarımıza yenilerini ekleyemeden, gözlerimi başım onun omzundayken nefesini saçlarımda hissederek bi kumsalda denize karşı açamadan, nefessiz kalana kadar öpemeden, kalp atışını kalbimin üzerinde hissedemeden ayrıldık. Yine hayallerimi bıraktım gitsinler, suya düşsünler, uçsunlar, başkaları yaşasın diye. Yine olasılıklar denizine kendimi atmaya gittim. Orda 'keşke'ler, 'ya da'lar, 'belki'ler ve 'yoksa'lar beynimi sikmeye kaldıkları yerden devam etmeye başladılar. Fazla, aşırı, çok fazla düşünmekle lanetlendiğim için aynı şeyleri her gün her gece tekrar tekrar düşündüm. Başka türlü olabilir miydi, böyle olsaydı ne olurdu, şöyle olsa daha mı iyi olurdu, yanlış mı yaptım, o mu yaptı, hayırlısı bu muydu da öyle oldu, böyle olması gerektiği için mi böyle oldu, ben mi sebep oldum, kader mi üzerine düşeni yaptı, kaderi ben mi yönlendirdim, yoksa zaten böyle mi olacaktı, ya da yeterince sevmiyor muydu, ya da benim kadar istemiyor muydu? Hayatım boyunca hep sorduğum ama hiç cevap bulamadığım sorular yine cevap bulamamaya makhum kaldılar. Nöronlarımı günden güne öldüren, neşemi söndüren düşünceler ben ölüp de kemiklerim çürüyene kadar peşimi bırakmayacaklar sanırım.


  Derken, arkadaşlığımızı kaldığı yerden sürdürebilelim, birbirimizi komple kaybetmeyelim diye, birbirimizi sadece arkadaş olarak sevmeye karar verdik. Ben istemesem de, karşı çıksam da, "ben seni aşık olduğum adam olarak seviyorum gerizekalı" diye bağırsam da mecburen bu yolda devam etmek zorunda kaldık. Gerçekten benim kadar önemsemiyor, istememiş ya da sevmemiş diye mi yoksa duygularını çok iyi bastırabildiği için mi, yoksa kusursuz bir rol yapma yeteneği olduğu için mi, içinde hiç umut olmadığı için mi ya da basitçe kolayca vazgeçip hiçbi şey olmamış, yaşamamışız hissetmemişiz öpmemişiz hayal kurmamışız gibi hissettiği için mi neden olduğunu bilmesem de, bi şekilde son derece umursamaz, kafasına takmaz ve hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Ne düşündüğünü çok merak ediyorum ama öğrenebileceğime dair bi umudum yok malesef. Sevgili olmadan önce onun hayatında sahip olduğum önceliğim ve değerim kaldığı yerden devam eder düşüncelerim de yanlış olduğunu bana gösterince, kendi başıma bi çözüm bulamadığıma göre ve ondan da bir çaba görmediğime göre galiba benim de kafamdaki ufacık tefecik o güzel ihtimali alıp kör kuyulara atmam gerekiyor. Belki de 3 gün sonra aşık olacak başkasına, 6 ay sonra da evlenecek ya da yurt dışına yerleşecek ve bir daha görüşemeyeceğiz ve çok mükemmel olabilecek bi ilişkiyi başlamadan bitirerek halihazırda çok güzel olan arkadaşlığımızı da çöpe atmış olduktan sonra birbirimizin hayatlarında bir tabak ve bir kahraman sıfatlarını taşıyan eski birer anı olarak kalacağız.

  Bak yine ne çok düşündüm blog. Ama gözleri çok güzel be blog, yemyeşil böyle, derin, sıcak, gülerek bakan. Bi zamanlar öyle bakan yani. Beni bilirsin kimsenin gözlerine uzun süre bakamam kafamı çeviririm hemen rahatsız olurum. Ama onun gözlerine çok uzun süre bakabildim ilk defa, inceledim o yüzden, gözlerinden kalbini görmeye çalıştım ama henüz derinlere bakma olayında beginner seviyesinde olduğum için başaramadım. Neyse.

  Öyle yani..


  Bu kalıp da hayatımı kurtaran bi kalıp oldu. Ne güzel kurtarıyor beni daha fazla konuşmaktan, açıklama yapmaktan, ağzımı yormaktan. Öyle yani, başka dicek bişi yok. Bi de ben ne farkettim, artık insanların konuşması fazla geliyor bana, dinliyorum dinliyorum bi süre sonra yeter diyorum, yeter artık konuşmayın, bi huzur verin. Tahammül sınırım yerlere kadar indi, kalabalıklar üzerime gelmeye başladı, her şeyden çok çabuk sıkılır ve tatmin olmaz oldum. Sevgilimden ayrıldığım için değil bu değişim, ondan önce yaklaşık 6-7 aydır var bu bende. Sıkıldım bir sürü şeyden, yeni şeyler denemeye isteğim ve heyecanım da yok, hadi bi şekilde başlasam ondan da sıkılıyorum, yoruluyorum. Arkadaşlarımla görüşmeye gitmek gelmiyo içimden. Deli gibi müzik dinliyorum, bi şarkıya takılıp günlerce tekrar tekrar dinliyorum. Müzik dinlemek bana huzur getirebilme özelliğini kaybetmemiş nadir şeylerden hayatımda. Geleceğe dair en ufak bi planım yok artık, ben ki ertesi gününü bırak 6 ay, 1 sene, 10 yıl sonrasını düşünüp, planlamaya çalışan kız, bıraktım geleceği düşünmeyi. Anımın da çıkaracak pek bi tadı olmadığı için, aslında olmadığı için değil de-çünkü kesinlikle var-, bu tadı şu an göremediğim için, geçmişi de düşünmenin mantıksızlığını benimsemiş olduğumdan dolayı, öyle boşlukta takılıyorum. Her gün yapmam gereken şeyleri yapıyorum sadece. Beklentilerimi askıya aldım, depresyonuma geri döndüm ama gülmeyi becerebiliyorum. En azından şu ruh halimden sıkılan yakın arkadaşlarımın bi süre daha yanımda kalmaya tahammül etmelerine yarıyor sanırım bu durum da. Eee ne demiş Nietzsche; "Her şeyin de bir şeyi var." Bi de psikopata bağladım sanırım, en ufacık bi şeye deli gibi sinirleniyorum, patlıyorum, evdekilerin de ağzına sıçıyorum. Yine iyi idare ediyolar beni, sanırım 23 yıldır çocukları olmamın hatırından dolayı. Ama onların da patlamaları yakındır, hadi hayırlısı. Öyle yani.

  Her şeyi bırakıp gitmeli aslında, başka bir ülkeye, başka bir okyanusa, başka bir gökyüzüne. Ama o göt yok bende. Öyle yani...


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...