skip to main |
skip to sidebar
Günler.. Geçiyor peşi sıra, zaman geçiyor, yaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Bugün okula gittim. Son sınıfın son döneminin ilk dersine girdim, daha okula ilk gittiğim gün dünmüş gibiyken. Geçenlerde, akşam vakti okulumun önünden geçtim tramvayla. Duygulandım. Ne günler geçti, neler yaşadık, neler gördük, neler öğrendik. 4 koca yılımı geçirdim o devasa yaşlı taş binada. Mükemmel arkadaşlıklarım oldu, süper günler geçirdim. Gezdim, yedim, içtim, aşık oldum. Düşük not aldım ama genellikle yüksek aldım. Çalışamadım derslerime çoğu zaman, devamsızlığım da oldu. Gittiğim derslerde dinledim, sınav önceleri hep çalıştım işte, eve gelince de sabahladım, ondan yüksek notlarım. Evde oturup sabahtan akşama kadar çalıştığım derslerden düşük aldım, çalışamadıklarımdan yüksek. Annem çok dua etti bana çünkü. Okulumla alakalı ayrıca bi yazı yazmayı planlıyorum, mezuniyet yaklaşıp daha da hüzünlenince şöyle bir döktüreyim diye düşündüm.
Günler zor geçiyor, zor günler oluyor, moral bozan şeyler oluyor, sıkıntılar hep sıkıyor, ama ihtiyacım olan her şey yanımda şu an şükürler olsun ki. Sadece bir kısmı "yetersiz", yeterli olacak yakın zamanda, inanıyorum. Telefonum hiç çalmıyor, avea mesaj atıyor arada. Çalmasına gerek yok zaten çok fazla. Aramasını istediklerim zaten yanımda, gereksiz yere fazlalık yapanları çıkarttım hayatımdan ve mesajlaşmalarımdan. Daha huzurluyum. Yokluğu bir şey değiştirmeyenlerin varlıklarının gereksiz olduğunu düşündüm, çünkü öyle.
Müzik ruhun gıdası ya hani, benimkinin suyu. Onsuz büzüşüp gider ruhum koca popolu vücudumun içinde. Kocaman çünkü sporu bıraktım. Çünkü vakit ayıramadım. 3 gün sonra başlıcam ama tekrardan. Sıkıntılarımla beraber kalçalarımı da küçültücem. Güçsüz Larien'e yer yok artık, arada misafir ediyorum onu ama ziyaretin kısasını makbul tutuyorum.
Samsung'ta tadilat vardı bu hafta. Ebemiz şeyoldu deyim yerindeyse. Zaten bir bayan olarak ne kadar tadilat-tamirat-çekiç-tornavida işi varsa hepsinde usta olduğumdan ötürü yerimde durmadım ve baya baya yoruldum. Hatta en çok yorulanlardan biri benim. Kaytaranlarımız oldu çünkü. Herkesin bir kusuru var ya hani, çok doğru. Her ama her kesin var bir kusuru. Zamanında kusursuz insanlar ararken yalnız kalmışlığımdan sonra anladım ki, bunu yapmak hayattaki en boş uğraşlardan biri. Herkes kusurlu, ama dengede hafif kalıyorlarsa görmezden geliyorsun işte. Ama bu durum, kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına sürekli, pişkince yapan kişilere kızmamı engelleyecek bir durum değil. Kaytaranlardan buraya kadar saptırdığım konunun başına dönersem, yoruldum işte baya ebem şeyoldu lafım ordan geliyor yani.
Bedenim yorgun, ruhum da yoruluyor ara sıra.
Hep beraber yoruluyoruz, yoğruluyoruz hayatta.
Eziliyoruz kimi zaman, ama dik durmaya çalışıyoruz sonunda.
Kafiyeli bi dize daha koyayım da şiire benzesin bari bu da.
Böyle abuk sabuk bir durumdayım sevgili blog, özledim seni.
Seni seviyorum.
Öptüm.
Kib ok bye.
Sıkılıyorum bazen. Çok sıkılıyorum. Baktığım her yer aynı geliyor, yaptığım her şey sıradan.. Değişik bir şeyler arıyorum bulamıyorum. Hep aynı dertlerim, sıkıntılarım, korkularım. Bazen öyle bir oluyor ki yüreğim sıkışıyor sanki. Şöyle derin bir nefes alsam, iliklerime kadar yenilensem, huzur dolsa içime. Mutlu olsam her dakika, gözlerim ışıldasa, gülümsememi engelleyemesem. İnsanlar bir başka güzel görünse gözüme. Umutsuzluklarım, karamsarlıklarım terkedip gitse beni. Terketmesini hiç istemediklerimse hep olsa yanıbaşımda. Mesele elimi tutsa, sarılsa bana. Kokusunu çeksem içime. Hiç ama hiç şüphe, endişe olmasa içimizde, 'içimde'..
O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.
Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...
Hadi bağalım.
<3
Really?
That's it.
Deeermişim..
Everybody is alone on the Earth's heart, pierced by a ray of sun...
Pages
31.3.12
15.3.12
Hayat! Ne alıp veremediğin var benle olum?
Ağzına sıçtığımın dünyası bazen her şeyi bok edip üstüme atıyor. Polyannacılığın da içine edeyim. İçime oturan öküze de ana avrat saydırmak istiyorum. Bıktım lan artık. Annemi, babamı, kardeşimi alıp başka kimseye haber vermeden çok uzak, huzuru bulacağım bir ülkeye gidip dönmeyesim var. Herkes geride kalsın, beni merak etsinler, özlesinler, gittiğime sevinsinler, bi daha göremeyeceklerini düşünüp ya hüzünlensinler ya da göbek atsınlar istiyorum. Küfürlerim arasında gönderme yapmayı unuttuğum, şu malum "ortada aslında hiç bi bok yokken kendi kendine sorun yaratan ve o sorunun esiri olan kafadan sorunlu insan sendromu" durumuma da sokmak istiyorum elimden geldiğince.
Küfür etmek güzeldir bazen. Kimseye bir şey anlatmamak daha da güzel. Bir sürü şey oluyor ardı ardına. Beklenmeyen şeyler, olmaz denilen şeyler oluyor. Göz göre göre olanları da oluyor, beklenmeyenleri de. İstenenleri de oluyor, istenmeyenleri de. Anasını sattığımın beklentileri de oluyor, ağzına sıçtığımın hayalkırıklıkları da. Benim kadar mal bi insan çıksaydı karşıma tersi istikamete doğru arkama bakmadan koşarak uzaklaşırdım. Kendi kendine sorun yaratan, her boku kafasına takan bir insan olmak çok zor. Bunu bildiğin halde kötü hislerin seni sarmasına engel olamamaksa daha beter. Bütün bunları gayet güzel farkedebilip hiçbir şekilde çözüm bulamamaksa lanet olasıca bir şey. İkizler burcu olmak, bir mutlu bir mutsuz olmak, bir anının bir anını tutmaması, her bokun altından bir şeyler aramak da yukardakilerle yarışır. Kendimin de ağzına sıçmak istiyorum o zaman.
Anlatmamak demiştim. Heh o çok güzel işte. Son dönemlerde hayatımda olan önemli şeyleri anlatmadım kimseye. Ne güzel şeymiş yakınlarından bir şeyler saklamak. "Ben biliyorum ama siz bilmiyorsunuz işte" diyebilmek içinden. Kısasa kısas yapmak candır bi de. Kendini bastırmayı başararak soğuk davranmak karşındakine, ya da sana hissettirdiklerinin aynısını ona hissettirerek davranmak, gerekirse sadistleşmek mest edici birşey. Kırmak seni kıranları, beter olun dercesine içinden hırsla. Harika.
Nefret ettiğim akrabalarıma da değinmek istiyorum. İğrenç akrabalarım var. Gözünü para hırsı bürümüş, değer-kıymet bilmeyen, vefasız, çıkarcı, içten pazarlıklı, kıskanç, çekemeyen, karşısındakinin zor durumundan zevk alan, arkasından konuşan, tek felsefeleri para para para olan akrabalarım var. Yüzlerini bile görmek istemediğim lanet insanlar!
Bi de şu, başlarda aşırı iyi davranıp, ilgi-sevgi gösterilerinde bulunan, düşünceli davranan, şiirler yazan, bir süre sonra ya da evlendikten sonra hiçbir şey için gayret edip çabalamayan, götü göbeği serip, hiçbir şeyi sallamayan, ilgi göstermeyen, anlayış göstermeyen, saygı duymayan, hödüklük yapan erkeklere ayrı bir tiksinti besliyorum içimde. Elde edene kadar peşinde koşup elde ettikten sonra kendini bi bok sanıp 180 derece dönüş yapan erkeklerinse hakkının hadım edilmek olduğuna inanıyorum.
"Aslında sukûtu ezber eyledim dilime, sadece susuyorum."
Küfür etmek güzeldir bazen. Kimseye bir şey anlatmamak daha da güzel. Bir sürü şey oluyor ardı ardına. Beklenmeyen şeyler, olmaz denilen şeyler oluyor. Göz göre göre olanları da oluyor, beklenmeyenleri de. İstenenleri de oluyor, istenmeyenleri de. Anasını sattığımın beklentileri de oluyor, ağzına sıçtığımın hayalkırıklıkları da. Benim kadar mal bi insan çıksaydı karşıma tersi istikamete doğru arkama bakmadan koşarak uzaklaşırdım. Kendi kendine sorun yaratan, her boku kafasına takan bir insan olmak çok zor. Bunu bildiğin halde kötü hislerin seni sarmasına engel olamamaksa daha beter. Bütün bunları gayet güzel farkedebilip hiçbir şekilde çözüm bulamamaksa lanet olasıca bir şey. İkizler burcu olmak, bir mutlu bir mutsuz olmak, bir anının bir anını tutmaması, her bokun altından bir şeyler aramak da yukardakilerle yarışır. Kendimin de ağzına sıçmak istiyorum o zaman.
Anlatmamak demiştim. Heh o çok güzel işte. Son dönemlerde hayatımda olan önemli şeyleri anlatmadım kimseye. Ne güzel şeymiş yakınlarından bir şeyler saklamak. "Ben biliyorum ama siz bilmiyorsunuz işte" diyebilmek içinden. Kısasa kısas yapmak candır bi de. Kendini bastırmayı başararak soğuk davranmak karşındakine, ya da sana hissettirdiklerinin aynısını ona hissettirerek davranmak, gerekirse sadistleşmek mest edici birşey. Kırmak seni kıranları, beter olun dercesine içinden hırsla. Harika.
Nefret ettiğim akrabalarıma da değinmek istiyorum. İğrenç akrabalarım var. Gözünü para hırsı bürümüş, değer-kıymet bilmeyen, vefasız, çıkarcı, içten pazarlıklı, kıskanç, çekemeyen, karşısındakinin zor durumundan zevk alan, arkasından konuşan, tek felsefeleri para para para olan akrabalarım var. Yüzlerini bile görmek istemediğim lanet insanlar!
Bi de şu, başlarda aşırı iyi davranıp, ilgi-sevgi gösterilerinde bulunan, düşünceli davranan, şiirler yazan, bir süre sonra ya da evlendikten sonra hiçbir şey için gayret edip çabalamayan, götü göbeği serip, hiçbir şeyi sallamayan, ilgi göstermeyen, anlayış göstermeyen, saygı duymayan, hödüklük yapan erkeklere ayrı bir tiksinti besliyorum içimde. Elde edene kadar peşinde koşup elde ettikten sonra kendini bi bok sanıp 180 derece dönüş yapan erkeklerinse hakkının hadım edilmek olduğuna inanıyorum.
"Aslında sukûtu ezber eyledim dilime, sadece susuyorum."
10.3.12
Son İstasyon
Pamuk ipliğine bağlı hayatlarımızda, kimse öleceğini düşünerek yola çıkmaz.
Metroya gidiyordu 65 yaşlarında yaşlı bir amca. Elinde bir poşet vardı, yanında taşımaya, gittiği yere kadar götürmeye değecek bir şeyler olmalıydı içinde. Gücü kuvveti yerindeyken hala, ta evinden kalkıp geldi metroya, akbilini bastı, o meşhur ses çıktı. Geçti turnikelerden ve yukarı çıktı. Havada keskin bir soğuk vardı, ürperdi belki de amca. Her insan gibi koşturmaca içinde kaybolup gidiyordu her gün. Oturdu bir banka, yorgundu belki ya da biraz tembel. Her insan gibi onun da kendine has özellikleri vardı. Tek bir insandı o hayatta, ondan başka bir "o" yoktu dünyada.
Oturdu banka, baktı etrafına belki. Derin bir nefes almıştır ya da etrafını izlerken, belki üşümüştür o ayazda. Belki çok dertliydi, ya da hayatındaki bir çok şey yolundaydı, huzurluydu. Onu bekleyen birileri vardı çok büyük ihtimal, akşam eve dönmesini bekleyen birileri vardı, bir ailesi. Metroyla gideceği yerde yapacak işleri vardı, halletmesi gereken şeyler. Hayat büyük bir karmaşanın içinde, harıl harıl akmaya devam ediyordu. Ne de çok yapacak işi vardı daha, torunları gelecekti belki haftasonu. Kızını evlendirecekti ya da belki. Yaşlı bir teyze vardı onu evinde bekleyen ya da hiçkimse.
Oturdu bankta metroyu beklerken. Bekledi bekledi, metro geldi, o binmedi. Etrafındaki insanlar metroya, her zaman yetişmeleri gereken yerlere gitmek için bindiler etraflarına dikkat etmeden. Metro gitti. Bir metro daha geldi, ama adam yine binmedi. Bir sürü yapacak şeyi vardı aslında. Binmedi metroya. Binemedi. Banka oturdu ve öldü. Sadece öldü. Yanında poşeti kaldı, etrafında onun öldüğünü bile farketmeden metroya yetişmeye çalışan insanların ayakları arasında. Banka oturdu ve öldü. Daha bir sürü şey yapacaktı. O poşeti götürecekti bir yerlere, bir şeyler yapacaktı. Yapacak işler hiç bitmezdi ki..
Ama öldü.
Poşet sahipsiz kaldı. Pamuk ipliğine bağlı hayatı koptu. Nefes alamadı bir daha. Belki bi yarım saat sonra farketti birisi onu, ambulans geldi ve ölü bedenini aldı. Akbiliyle yürüyerek geldiği metro istasyonundan, nefessiz, gözleri kapalı çıktı bir sedyenin üzerinde. Ruhu bedenini terketmişti çoktan metro istasyonunda. Bedeni cansız, soldu gitti. Ruhu karıştı diğer ruhların arasına. Yapacak çok şeyi vardı. Yapacak şeyler hiç bitmez ki. Düşünmezdi ki ölecekti o bankta. Zaten kim, öleceğini düşünerek yola çıkardı ki?
Metroya gidiyordu 65 yaşlarında yaşlı bir amca. Elinde bir poşet vardı, yanında taşımaya, gittiği yere kadar götürmeye değecek bir şeyler olmalıydı içinde. Gücü kuvveti yerindeyken hala, ta evinden kalkıp geldi metroya, akbilini bastı, o meşhur ses çıktı. Geçti turnikelerden ve yukarı çıktı. Havada keskin bir soğuk vardı, ürperdi belki de amca. Her insan gibi koşturmaca içinde kaybolup gidiyordu her gün. Oturdu bir banka, yorgundu belki ya da biraz tembel. Her insan gibi onun da kendine has özellikleri vardı. Tek bir insandı o hayatta, ondan başka bir "o" yoktu dünyada.
Oturdu banka, baktı etrafına belki. Derin bir nefes almıştır ya da etrafını izlerken, belki üşümüştür o ayazda. Belki çok dertliydi, ya da hayatındaki bir çok şey yolundaydı, huzurluydu. Onu bekleyen birileri vardı çok büyük ihtimal, akşam eve dönmesini bekleyen birileri vardı, bir ailesi. Metroyla gideceği yerde yapacak işleri vardı, halletmesi gereken şeyler. Hayat büyük bir karmaşanın içinde, harıl harıl akmaya devam ediyordu. Ne de çok yapacak işi vardı daha, torunları gelecekti belki haftasonu. Kızını evlendirecekti ya da belki. Yaşlı bir teyze vardı onu evinde bekleyen ya da hiçkimse.
Oturdu bankta metroyu beklerken. Bekledi bekledi, metro geldi, o binmedi. Etrafındaki insanlar metroya, her zaman yetişmeleri gereken yerlere gitmek için bindiler etraflarına dikkat etmeden. Metro gitti. Bir metro daha geldi, ama adam yine binmedi. Bir sürü yapacak şeyi vardı aslında. Binmedi metroya. Binemedi. Banka oturdu ve öldü. Sadece öldü. Yanında poşeti kaldı, etrafında onun öldüğünü bile farketmeden metroya yetişmeye çalışan insanların ayakları arasında. Banka oturdu ve öldü. Daha bir sürü şey yapacaktı. O poşeti götürecekti bir yerlere, bir şeyler yapacaktı. Yapacak işler hiç bitmezdi ki..
Ama öldü.
Poşet sahipsiz kaldı. Pamuk ipliğine bağlı hayatı koptu. Nefes alamadı bir daha. Belki bi yarım saat sonra farketti birisi onu, ambulans geldi ve ölü bedenini aldı. Akbiliyle yürüyerek geldiği metro istasyonundan, nefessiz, gözleri kapalı çıktı bir sedyenin üzerinde. Ruhu bedenini terketmişti çoktan metro istasyonunda. Bedeni cansız, soldu gitti. Ruhu karıştı diğer ruhların arasına. Yapacak çok şeyi vardı. Yapacak şeyler hiç bitmez ki. Düşünmezdi ki ölecekti o bankta. Zaten kim, öleceğini düşünerek yola çıkardı ki?
27.2.12
Düşünüp başlık bulunamayan post
Yaşıyorum! Evet yaşıyorum. Her günümü dolu dolu, sıkıntı, mutluluk, gerginlik, yorgunluk, sorumluluk, hayaller, umutlar, eğlence, yoğunluk dolu yaşıyorum. Hepsini yaşıyorum, tüm duyguları, düşünceleri, hisleri. Hissediyorum yaşarken hayatı kaçırmamaya çalışarak. Bulduğum her boşlukta hissediyorum. Temiz havayı ciğerlerimde, çiseleyen yağmuru yüzümde, yorgunluğu vücudumun her bir karesinde, acabaları-düşünceleri aklımda ve mutluluğu-umudu içimde...
Günler zor geçiyor, zor günler oluyor, moral bozan şeyler oluyor, sıkıntılar hep sıkıyor, ama ihtiyacım olan her şey yanımda şu an şükürler olsun ki. Sadece bir kısmı "yetersiz", yeterli olacak yakın zamanda, inanıyorum. Telefonum hiç çalmıyor, avea mesaj atıyor arada. Çalmasına gerek yok zaten çok fazla. Aramasını istediklerim zaten yanımda, gereksiz yere fazlalık yapanları çıkarttım hayatımdan ve mesajlaşmalarımdan. Daha huzurluyum. Yokluğu bir şey değiştirmeyenlerin varlıklarının gereksiz olduğunu düşündüm, çünkü öyle.
Müzik ruhun gıdası ya hani, benimkinin suyu. Onsuz büzüşüp gider ruhum koca popolu vücudumun içinde. Kocaman çünkü sporu bıraktım. Çünkü vakit ayıramadım. 3 gün sonra başlıcam ama tekrardan. Sıkıntılarımla beraber kalçalarımı da küçültücem. Güçsüz Larien'e yer yok artık, arada misafir ediyorum onu ama ziyaretin kısasını makbul tutuyorum.
Samsung'ta tadilat vardı bu hafta. Ebemiz şeyoldu deyim yerindeyse. Zaten bir bayan olarak ne kadar tadilat-tamirat-çekiç-tornavida işi varsa hepsinde usta olduğumdan ötürü yerimde durmadım ve baya baya yoruldum. Hatta en çok yorulanlardan biri benim. Kaytaranlarımız oldu çünkü. Herkesin bir kusuru var ya hani, çok doğru. Her ama her kesin var bir kusuru. Zamanında kusursuz insanlar ararken yalnız kalmışlığımdan sonra anladım ki, bunu yapmak hayattaki en boş uğraşlardan biri. Herkes kusurlu, ama dengede hafif kalıyorlarsa görmezden geliyorsun işte. Ama bu durum, kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına sürekli, pişkince yapan kişilere kızmamı engelleyecek bir durum değil. Kaytaranlardan buraya kadar saptırdığım konunun başına dönersem, yoruldum işte baya ebem şeyoldu lafım ordan geliyor yani.
Bedenim yorgun, ruhum da yoruluyor ara sıra.
Hep beraber yoruluyoruz, yoğruluyoruz hayatta.
Eziliyoruz kimi zaman, ama dik durmaya çalışıyoruz sonunda.
Kafiyeli bi dize daha koyayım da şiire benzesin bari bu da.
Böyle abuk sabuk bir durumdayım sevgili blog, özledim seni.
Seni seviyorum.
Öptüm.
Kib ok bye.
9.2.12
Harder, better, faster, stronger
Ben, olduğumu sandığım kişiden daha güçlüymüşüm meğer. Her şey benim kafamdaymış. Her şey benim elimde. Ben, kendim, nasıl asıl sebebiysem dibe vuruşumun, yine aynı şekilde aynı sebebiyim yeniden doğrulmamın. Güçlüyüm ben. Kimi zaman çökerim belki ama yine kendim yükselirim, doğarım küllerimden anka kuşu misali...
Bunu kendim yaparım ama, dış güçlere gerek duymadan. Kıvılcıma muhtaç değilim ben. Çünkü o güç benim içimde var zaten, yardıma ihtiyacım yok. Ve herkesin değerini ben belirlerim hayatımda, kendileri belirlemezler. Ben onları hayatımda belli yerlere oturturum ve sildiğim anda değerleri kalmaz hayatımda, önceden de yaptığım gibi. Ben değer verirsem değerli olurlar, değer vermeyi kestiğim anda bir hiç olurlar hayatta. Gözlerim çok iyi görürlermiş, aklımın yolu aydınlık, yüreğimin kapıları sonuna kadar açıkmış. Kalın bir perde varmış yalnızca önlerinde. O gece gördüm o perdeyi ve kaldırdım. Gördüm. Aydınlığı, umudu, inancı gördüm. Kendimde. Arkama döndüm, yaptıklarıma baktım. Hepsini ben yapmışım, hepsini! Üzülmek istediğim için üzülmüşüm, unutmak istemediğim için unutamamışım, iyileşmek istediğim için iyileşmişim ve başarmak istediğim için başarmışım. Nasıl inanmamışım kendime, nasıl görememişim ki hepsini ben tek başıma başarmışım! Ailemin duası oldu hep yanımda... Artık kendime olan inancım ve umutlarımla birlikte.. Daha büyüklerini başarmak için.
Amaçlarım var benim ve artık umutlarımla beraber. Hayal değil, hedeflerim var. Mutlu olucam ben, herkesten çok. O kadar iyi yerlere geleceğim ki, bakacaklar çevremdekiler bana ve imrenecekler, inanıyorum. Takdir edecekler. Yurtdışına çıkacağım, yeni diller öğreneceğim, yeni insanlar aydınlatacak yolumu. Yapacağım bunların hepsini inşallah. Şimdiye kadar nasıl yapmışsam. Kendimi öven bir insan olmadım hiçbir zaman ama gerçekte ne olduğumu görecek kadar da kör değilim. Artık. Umutsuzluk, karamsarlık yoruyor adamı. Yine düşücem umutsuzluğa pek tabii olarak, ama kendim duracağım yine ayakta dimdik. O güç benim içimde çünkü. Kendi gözlerimle gördüm, kendi benliğimle tecrübe ettim.
Kar yağıyor...
Gözlerime çarpıyor, ensemden içeri giriyor buz gibi kar taneleri. Rüzgar suratını kesiyor insanın soğuktan. Ama ben, kapşonumu örtmeden yürüyorum karanlık sokakta, kendi aydınlattığım yolumda. Çünkü üşümüyorum hiç. Çünkü içim sıcacık. Çünkü, yürürken ayaklarımın ilerleyişini takip etmiyorum artık, gökyüzüne bakıyorum.
Bunu kendim yaparım ama, dış güçlere gerek duymadan. Kıvılcıma muhtaç değilim ben. Çünkü o güç benim içimde var zaten, yardıma ihtiyacım yok. Ve herkesin değerini ben belirlerim hayatımda, kendileri belirlemezler. Ben onları hayatımda belli yerlere oturturum ve sildiğim anda değerleri kalmaz hayatımda, önceden de yaptığım gibi. Ben değer verirsem değerli olurlar, değer vermeyi kestiğim anda bir hiç olurlar hayatta. Gözlerim çok iyi görürlermiş, aklımın yolu aydınlık, yüreğimin kapıları sonuna kadar açıkmış. Kalın bir perde varmış yalnızca önlerinde. O gece gördüm o perdeyi ve kaldırdım. Gördüm. Aydınlığı, umudu, inancı gördüm. Kendimde. Arkama döndüm, yaptıklarıma baktım. Hepsini ben yapmışım, hepsini! Üzülmek istediğim için üzülmüşüm, unutmak istemediğim için unutamamışım, iyileşmek istediğim için iyileşmişim ve başarmak istediğim için başarmışım. Nasıl inanmamışım kendime, nasıl görememişim ki hepsini ben tek başıma başarmışım! Ailemin duası oldu hep yanımda... Artık kendime olan inancım ve umutlarımla birlikte.. Daha büyüklerini başarmak için.
Amaçlarım var benim ve artık umutlarımla beraber. Hayal değil, hedeflerim var. Mutlu olucam ben, herkesten çok. O kadar iyi yerlere geleceğim ki, bakacaklar çevremdekiler bana ve imrenecekler, inanıyorum. Takdir edecekler. Yurtdışına çıkacağım, yeni diller öğreneceğim, yeni insanlar aydınlatacak yolumu. Yapacağım bunların hepsini inşallah. Şimdiye kadar nasıl yapmışsam. Kendimi öven bir insan olmadım hiçbir zaman ama gerçekte ne olduğumu görecek kadar da kör değilim. Artık. Umutsuzluk, karamsarlık yoruyor adamı. Yine düşücem umutsuzluğa pek tabii olarak, ama kendim duracağım yine ayakta dimdik. O güç benim içimde çünkü. Kendi gözlerimle gördüm, kendi benliğimle tecrübe ettim.
Kar yağıyor...
Gözlerime çarpıyor, ensemden içeri giriyor buz gibi kar taneleri. Rüzgar suratını kesiyor insanın soğuktan. Ama ben, kapşonumu örtmeden yürüyorum karanlık sokakta, kendi aydınlattığım yolumda. Çünkü üşümüyorum hiç. Çünkü içim sıcacık. Çünkü, yürürken ayaklarımın ilerleyişini takip etmiyorum artık, gökyüzüne bakıyorum.
30.1.12
Yalan kötüdür
Yalan söylüyor insanlar. Hiç durmadan, korkmadan Allah'tan, ilahi adaletten. Çok kötü şu zamanda insanlar. Çok çiğler, iğrençler, şerefsizler bir de. Yalan söylüyor insanlar, hiç bıkmadan, usanmadan, korkmadan, çekinmeden. Çoğu zaman anlamıyoruzdur bize söylenen yalanları eminim, saklanan gerçeklerin ardında yaratılan sahte doğrulara inanıp yaşıyoruz yüzeyselinden. Anlamadan, bilmeden, aldatılarak, saf yerine konarak... Kimi kandırdığını sanıyor yalan söyleyenler? Karşılarındakini mi? Farkında değiller mi ki kandırdıkları kendilerinden başkası değil?
Yalan söylemek. İğrenç bir hareket. Berbat bir şey. Bana yalan söylenmesi, benim o yalanlara inanmış olmam, yalanların yalan olduğunu keşfetmem, salak yerine konduğumu anlamam, tek tek görmem o yalanları.. Daha da berbat. O an, her söylenenin yalan olduğu ortaya çıkan an, hissedilen şey, hepsinden berbat. Sonrasında hissettiğim öfke, nefret, tiksinti ve rahatlamaysa güzel şeyler. Kuvvetli bir istek var içimde, hatta yanıp tutuşuyorum o arzuyla, yalanlarının içinde boğulsun istiyorum. Söylediği her yalan bir yılan gibi dolansın ayaklarına, kendi yalan denizinin içine çeksin ve boğsun onu. Kandırılsın aynı beni kandırdığı gibi başkaları tarafından.
Keşke daha önce yapsaymışım o yaptığımı da. Ağzıma gelen ne varsa söylemek çok rahatlattı. Bi daha telefon açsa bi daha derim, dicem zaten bekliyorum ki arasın. Haha. Çok rahatladım. Bu kadar.
Yalan söylemek. İğrenç bir hareket. Berbat bir şey. Bana yalan söylenmesi, benim o yalanlara inanmış olmam, yalanların yalan olduğunu keşfetmem, salak yerine konduğumu anlamam, tek tek görmem o yalanları.. Daha da berbat. O an, her söylenenin yalan olduğu ortaya çıkan an, hissedilen şey, hepsinden berbat. Sonrasında hissettiğim öfke, nefret, tiksinti ve rahatlamaysa güzel şeyler. Kuvvetli bir istek var içimde, hatta yanıp tutuşuyorum o arzuyla, yalanlarının içinde boğulsun istiyorum. Söylediği her yalan bir yılan gibi dolansın ayaklarına, kendi yalan denizinin içine çeksin ve boğsun onu. Kandırılsın aynı beni kandırdığı gibi başkaları tarafından.
Keşke daha önce yapsaymışım o yaptığımı da. Ağzıma gelen ne varsa söylemek çok rahatlattı. Bi daha telefon açsa bi daha derim, dicem zaten bekliyorum ki arasın. Haha. Çok rahatladım. Bu kadar.
27.1.12
Dilek-şart kipi
O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.
Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...
About Me
- Larien
- Tam anlamıyla burcunun özelliklerini taşıyan, dakikası dakikasına uymayan, fazlaca saf ve iyi niyetli, ota boka midesi bulanan, bazı bazı karamsar ve olumsuz, felaket tellalı, saçma sapan takıntıları ve korkuları olan, sakar the king, film izlerken veya kitap okurken kendinden geçip adeta yaşayan ve etrafındakilerin alay konusu olan, hafiften(!) ayran gönüllü (annem "Eyvah, bu kız evlenince kocasından da bıkcak." der), her türlü yemeğin üzerine kaşar peyniri rendesi koymaya meyilli, insani değerlere fazlasıyla önem veren ve kendi gibi insanlar arayan bi tipim. Arkası yarın ahaha.
Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden birşey ummam. Beklentiler daima yaralar. Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve;
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.
Shakespeare
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.
Shakespeare
Followers
Hadi bağalım.
<3
Really?
That's it.
Deeermişim..
Blogger tarafından desteklenmektedir.






