Yalan söylüyor insanlar. Hiç durmadan, korkmadan Allah'tan, ilahi adaletten. Çok kötü şu zamanda insanlar. Çok çiğler, iğrençler, şerefsizler bir de. Yalan söylüyor insanlar, hiç bıkmadan, usanmadan, korkmadan, çekinmeden. Çoğu zaman anlamıyoruzdur bize söylenen yalanları eminim, saklanan gerçeklerin ardında yaratılan sahte doğrulara inanıp yaşıyoruz yüzeyselinden. Anlamadan, bilmeden, aldatılarak, saf yerine konarak... Kimi kandırdığını sanıyor yalan söyleyenler? Karşılarındakini mi? Farkında değiller mi ki kandırdıkları kendilerinden başkası değil?
Yalan söylemek. İğrenç bir hareket. Berbat bir şey. Bana yalan söylenmesi, benim o yalanlara inanmış olmam, yalanların yalan olduğunu keşfetmem, salak yerine konduğumu anlamam, tek tek görmem o yalanları.. Daha da berbat. O an, her söylenenin yalan olduğu ortaya çıkan an, hissedilen şey, hepsinden berbat. Sonrasında hissettiğim öfke, nefret, tiksinti ve rahatlamaysa güzel şeyler. Kuvvetli bir istek var içimde, hatta yanıp tutuşuyorum o arzuyla, yalanlarının içinde boğulsun istiyorum. Söylediği her yalan bir yılan gibi dolansın ayaklarına, kendi yalan denizinin içine çeksin ve boğsun onu. Kandırılsın aynı beni kandırdığı gibi başkaları tarafından.
Keşke daha önce yapsaymışım o yaptığımı da. Ağzıma gelen ne varsa söylemek çok rahatlattı. Bi daha telefon açsa bi daha derim, dicem zaten bekliyorum ki arasın. Haha. Çok rahatladım. Bu kadar.
skip to main |
skip to sidebar
Sıkılıyorum bazen. Çok sıkılıyorum. Baktığım her yer aynı geliyor, yaptığım her şey sıradan.. Değişik bir şeyler arıyorum bulamıyorum. Hep aynı dertlerim, sıkıntılarım, korkularım. Bazen öyle bir oluyor ki yüreğim sıkışıyor sanki. Şöyle derin bir nefes alsam, iliklerime kadar yenilensem, huzur dolsa içime. Mutlu olsam her dakika, gözlerim ışıldasa, gülümsememi engelleyemesem. İnsanlar bir başka güzel görünse gözüme. Umutsuzluklarım, karamsarlıklarım terkedip gitse beni. Terketmesini hiç istemediklerimse hep olsa yanıbaşımda. Mesele elimi tutsa, sarılsa bana. Kokusunu çeksem içime. Hiç ama hiç şüphe, endişe olmasa içimizde, 'içimde'..
O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.
Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...
Hadi bağalım.
<3
Really?
That's it.
Deeermişim..
Everybody is alone on the Earth's heart, pierced by a ray of sun...
Pages
30.1.12
27.1.12
Dilek-şart kipi
O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.
Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...
23.1.12
O yea man!
"Ortalıkta erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduğuyla ilgili bir dedikodu var! Hadi ama... Erkekler, siz aynı anda yemek pişirip, temizlik yapıp, telefonda konuşabilir misiniz? 20 santimlik topukların üzerinde yürüyebilir misiniz? 4,5 kiloluk bir bebeği 9 ay boyunca karnınızda taşıyıp 36 saat boyunca doğum sancısı çekmeye dayanabilir misiniz? Bütün gece ağlayıp ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranabilir misiniz? Erkekler, untumayın; KADINLAR SADECE OJELERİ KURUYANA KADAR YARDIMA MUHTAÇTIR!!! Sonrasında sizi mahvedebilirler."
15.1.12
Tek başıma..
Şu şarkı eşliğinde...
Ailem dışında kimse yanımda olmadı benim aslında. Bir kaç tane çok sevdiğim arkadaşım var çevremde, bir de önemsediğim insanlar. Ama hayatımın büyük bir kısmını tek başıma yaşadım.
Tek başıma yürüdüm kalabalık sokaklarda. Tek başıma yürüdüm, gece vakti, buz gibi soğuk sokaklarda. Tek başıma düşündüm hep tek başıma uyudum, tek başıma uyandım. Tek başıma özledim, tek başıma hayaller kurdum. Tek başıma sevdim, özledim, istedim. Tek başıma çabaladım. Ağır sorumlulukların yükünü tek başıma almadım belki omuzlarıma ama tek başıma ezildim yükün altında. Tek başıma çabaladım hep. Tek başıma korktum, tek başıma üşüdüm, tek başıma ısındım. Kendi elimi kendim tuttum, tek başıma umutlarım oldu benim, dahil olmadı çoğu kimse. Tek başıma kızdım, tek başıma çare aradım. Tek başıma inandım. Tek başıma heycanlandım, bekledim, heveslendim, bekledim, umdum, bekledim... Tek başıma inançsızlığa düştüm ama yine tek başıma inandım. Tek başıma farketmedim çoğu şeyi, annem farkettirdi, ama tek başıma ödedim bedellerini hatalarımın. Tek başıma aşık olmuşum bi de ben. Tek başıma olmasaydım şu an tek başıma olmazdım heralde. Tek başıma kırıldım, tek başıma onardım! Hep tek başıma sabahın kör karanlığında yollara döküldüm, yine tek başıma yürüdüm gecenin ıssızlığındaki sokaklarda. Tek başıma ıslandım yağmurda, tek başıma baktım gökyüzüne, tek başına izledim kar tanelerinin yere doğru süzülüşünü. Tek başıma konuştum sessizlikte. Tek başıma çaldım, söyledim, dinledim. Tek başıma utandım, tek başıma pişman oldum. Ben tek başıma zamanı geri almak istedim çok kere, tek başıma yapamadım ama. Tek başıma eğlenmedim hiç bir zaman. Tek başıma sarılamadım kendime. Tek başıma izledim çoğu kez denizi. Tek başıma daldım uzaklara, ufuklara. Tek başıma saydım yıldızları. Tek başıma konuştum. Tek başıma sordum, tek başıma cevapladım. Tek başıma yazdım, tek başıma çizdim. Tek başıma öfkelendim, küfür ettim. Tek başıma bekledim. Hep, hep tek başıma sevdim. Hep tek başıma düşündüm, düşündüm, düşündüm...Tek başıma gülmedim ama hep tek başıma ağladım. Tek başıma kaldım bir çok zaman, ama her zaman tek başıma olmadım. Bir sürü şeyi tek başıma yaptım ama mutlu olmadım tek başıma, gülmedim tek başıma, huzuru bulamadım tek başıma..
12.1.12
F
Bugünlerde içimde bir neşe fışkırığı var, hayırlara çıksın inşallah.
Bugün Sparrow beni yakın arkadaşlarından biriyle tanıştırdı. Kahve falan içtik, arkadaşı falıma baktı. "F" harfli birisi çıktı. Kim o "F"li kişi hemen çıksın ortaya, 3 vakte kadar bekleyemem merak ettim. Anahtar mı ne bi şey vercekmiş bi de bana. Para kasasının falan anahtarı olsa bari..
Bi de insanlar diyorum, ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olsalar da haklarında nasıl düşünmem gerektiğine karar verebilsem. Bi öyle bi böyle bütün millet.
Bugün Sparrow beni yakın arkadaşlarından biriyle tanıştırdı. Kahve falan içtik, arkadaşı falıma baktı. "F" harfli birisi çıktı. Kim o "F"li kişi hemen çıksın ortaya, 3 vakte kadar bekleyemem merak ettim. Anahtar mı ne bi şey vercekmiş bi de bana. Para kasasının falan anahtarı olsa bari..
7.12.11
Gerçek yüzümü ortaya çıkaran Mim!
Canım Kibritci Kız beni mimlemiş =) Çok teşekkür edip hemen düşünmeye ve yazmaya başlıyorum. Mim'in konusu; "Kendimiz hakkında 7 gerçek". Yalnız ben gidip yorumda 10 gerçek yazmışım nasıl dikkatli baktıysam haha. Neyse artık. Bunu bir hayat memat (böyle mi yazılıyor bilmiyorum) meselesi haline getirip beşbuçuksaat düşündükten sonra kendimde anlatmaya değer bulduğum 7 tane şeyi yazıyorum yesss!
1.Ben bu "dahi" anlamına gelen -de ve -da'ları ayrı yazmayan insanlara karşı takıntılıyım. İsterse Brad Pitt olsun bunları ayrı yazmıyorsa gözümde hiç değeri yoktur. Bi de ilgi eki -ki de önemli yani. Kısaca gitsinler birer "Türkçe'mizi güzel kullanalım" kitabı alsınlar ya da Kızılay bunu dağıtsın bence evet.
2.Tanıştığım erkeklerin-özellikle bu insanlar sevgilim olmaya adaysa-, edebiyatçı kişiliğim sağolsun, her söylediklerinin altından bir şey arar, her yaptıklarını kafaya takarım. Üzerine günlerce de düşünürüm.
Buraya kadar okuyanlar ruhsal ve mental problemleri olan, takıntılı bi manyak olduğumu düşüncekler ama valla değilim tanısanız aslında seversiniz ehuehu.
3.Besmelesiz yatağımdan çıkmam. İnanmak, sığınmak güzeldir.
4.Oje sürmek bir yaşam biçimidir benim için. Ojesiz çıkmam gibi bir iddiam olmasa da yeri benim için çok önemlidir. Hazır kozmetikten girmişken olaya, hakkımdaki en önemli gerçeklerden birini daha söyliyim. Beni göz kalemi sürmemiş halimle gören insan sayısı çok azdır. Yanlışlıkla denk gelmiş olanlardansa zaten haber alınamamakta.
5.En kıytırık dersin sınavına bile heycan yapar, sorular önceden verilmiş bile olsa en az bir cümleye bakmadan sınava giremem. En basit sınavlara bile girmeden önce heycan yapar, oraya buraya napcaz lannn nidalarıyla sataşırım.
6.Yatağımın üstünde 3 tane ayıcık bi de fare oyuncağı var. İtiraf ediyorum onları ailemin fertleriyle özdeşleştirdim ve bu konuda çok hassasım. En büyük kahverengi ayı babam, sarı renk daha küçük olan ayı annem, eski sevgilimin hediye ettiği beyaz güzel ayı ben, pembe fare de kardeşim. Bu konuya öyle inanmış durumdayım ki, sarı ayıcık yere düşse "annem yere düştüüüüüü alın lan hemen onu yerden" falan diyorum. Bir gün o oyuncaklardan biri kaybolsa, ömrümün geri kalan kısmını o ayıcığa ne olmuş olabileceğini düşünerek geçirebilirim.
7.Zayıf omuzlarım ve ince belli bardağı aratmayan innncecik belim altında bulunan tepsi kadar bir popom var ve ben onu eritme konusunu çocukluğumdan beri takıntı haline getirmişimdir. Aslında o kadar tepsi kadar değil, ama takıntı ya, bana öyle gibi geliyor işte. Spora başladım ama hele bir istedğim şekle girerse dünyanın en mutlu insanı ben olurum heralde hehe.
İçimden geldi bi de son bir gerçek/itiraf da ben ekleyeyim.
8.Meraktan mıdır nedir bilmem ama eski sevgililerimin facebook profillerine her gün bir girip bakıyorum nolmuş napmışlar diye.
Hastalıklı bir ruhu olduğunu düşündüğünüz Larien umuma açık bir yerde bütün kirli çamaşırlarını ortaya serdi ve şu kişileri de aynısını yapmaya çağırıyor;
Sparrow
crazywomanrosemary
Lirean
Cessie
StummScream
ebruhu.
Sinyor Serüvenci
jano
İrem Yılmaz
1.Ben bu "dahi" anlamına gelen -de ve -da'ları ayrı yazmayan insanlara karşı takıntılıyım. İsterse Brad Pitt olsun bunları ayrı yazmıyorsa gözümde hiç değeri yoktur. Bi de ilgi eki -ki de önemli yani. Kısaca gitsinler birer "Türkçe'mizi güzel kullanalım" kitabı alsınlar ya da Kızılay bunu dağıtsın bence evet.
2.Tanıştığım erkeklerin-özellikle bu insanlar sevgilim olmaya adaysa-, edebiyatçı kişiliğim sağolsun, her söylediklerinin altından bir şey arar, her yaptıklarını kafaya takarım. Üzerine günlerce de düşünürüm.
Buraya kadar okuyanlar ruhsal ve mental problemleri olan, takıntılı bi manyak olduğumu düşüncekler ama valla değilim tanısanız aslında seversiniz ehuehu.
3.Besmelesiz yatağımdan çıkmam. İnanmak, sığınmak güzeldir.
4.Oje sürmek bir yaşam biçimidir benim için. Ojesiz çıkmam gibi bir iddiam olmasa da yeri benim için çok önemlidir. Hazır kozmetikten girmişken olaya, hakkımdaki en önemli gerçeklerden birini daha söyliyim. Beni göz kalemi sürmemiş halimle gören insan sayısı çok azdır. Yanlışlıkla denk gelmiş olanlardansa zaten haber alınamamakta.
5.En kıytırık dersin sınavına bile heycan yapar, sorular önceden verilmiş bile olsa en az bir cümleye bakmadan sınava giremem. En basit sınavlara bile girmeden önce heycan yapar, oraya buraya napcaz lannn nidalarıyla sataşırım.
6.Yatağımın üstünde 3 tane ayıcık bi de fare oyuncağı var. İtiraf ediyorum onları ailemin fertleriyle özdeşleştirdim ve bu konuda çok hassasım. En büyük kahverengi ayı babam, sarı renk daha küçük olan ayı annem, eski sevgilimin hediye ettiği beyaz güzel ayı ben, pembe fare de kardeşim. Bu konuya öyle inanmış durumdayım ki, sarı ayıcık yere düşse "annem yere düştüüüüüü alın lan hemen onu yerden" falan diyorum. Bir gün o oyuncaklardan biri kaybolsa, ömrümün geri kalan kısmını o ayıcığa ne olmuş olabileceğini düşünerek geçirebilirim.
7.Zayıf omuzlarım ve ince belli bardağı aratmayan innncecik belim altında bulunan tepsi kadar bir popom var ve ben onu eritme konusunu çocukluğumdan beri takıntı haline getirmişimdir. Aslında o kadar tepsi kadar değil, ama takıntı ya, bana öyle gibi geliyor işte. Spora başladım ama hele bir istedğim şekle girerse dünyanın en mutlu insanı ben olurum heralde hehe.
İçimden geldi bi de son bir gerçek/itiraf da ben ekleyeyim.
8.Meraktan mıdır nedir bilmem ama eski sevgililerimin facebook profillerine her gün bir girip bakıyorum nolmuş napmışlar diye.
Hastalıklı bir ruhu olduğunu düşündüğünüz Larien umuma açık bir yerde bütün kirli çamaşırlarını ortaya serdi ve şu kişileri de aynısını yapmaya çağırıyor;
Sparrow
crazywomanrosemary
Lirean
Cessie
StummScream
ebruhu.
Sinyor Serüvenci
jano
İrem Yılmaz
6.12.11
Hoşgeliniz, sefalar getiriniz
Yıllar önce ortaokula gidiyordum. Kendimi bilmeye başladığımdan beri yanımda birkaç tane arkadaşımı hatırlarım. O zamanki arkadaşlığımız başkaydı. Bir gül vardı, bir de giz. Her ama her okul çıkışı bize gelirlerdi. Sabahçıydık. Aynı sokakta oturuyorduk. Hepimiz okuldan çıkar evlerimize giderdik, gizle gül giyinip bize gelirdi, akşam anneleri gelip alana kadar da bizde dururlardı. Her ama her gün. Gülün ailesiyle problemi yoktu ama gizin vardı. Çok yakın değildi ailesine, problemleri vardı ve biz gizi benimsemiş, ona faydalı olmak, yardım edebilmek için elimizden geleni yapmıştık. Hatırladığım kadarıyla bile en az 4 kere tatile giderken yanımızda götürmüştük onu. Her gittiğimiz gezmeye onu da götürürdük. Bizle yer, bizle içerdi, bizle gülüp eğlenir, bizle dertleşirdi. Her şeyini bizimle paylaşırdı.
Onunla bütün abuklukları yapmışızdır. Birbirimizsiz tuvalete gitmezdik. Mecazi anlamda değil, bildiğin çişimizi yapmaya bile mutlaka beraber giderdik. L şeklindeki banyoda tuvalete kimin ihtiyacı varsa o otururdu, diğerimiz de tabure alır biraz uzağa yarı görünür yarı görünmez şekilde otururdu. Oturur sohbet ederdik işerken. Birbirimizi don atlet görmüşlüğümüzden, bitlerimizi ayıklamaya kadar her türlü absürdlüğü yapmışlığımız vardır. Koca yaşımıza rağmen salak salak oyunlar oynardık. Ben yere yatar ayaklarımı havaya kaldırır üzerinde bir yastık koyardım, giz de karnıyla ayaklarımın üzerindeki yastığın üzerine dururdu, elele tutuşur birbirimizi sallardık öyle.
Giz karpuz yerken kendinden geçerdi veya kendini unuturdu. Sürekli fazla kaçırır, yarım saat tuvaletten çıkamazdı. Ben o zamanlar yanına gitmezdim çünkü bok kokardı hep. Bir gün yine karpuzu fazla kaçırdığı bir gün o salak oyunumuzu oynamaya karar verdik. Çok eğlenir geberene kadar gülerdik oynarken. Karpuzlar ve gülmeler birleşince ben de gizin karnına ayaklarımla baskı yapınca giz bildiğin altına yaptı. Benim kıyafetlerimden birini gidip eve gitti koşa koşa ve güle güle. Birçok geceler bizde kalmıştı. Her bir bokumuzu bilir, tüm dertlerimizi paylaşır, en ufak konuları bile beraber saatlerce hatta bazen günlerce konuşurduk. Beraber günlük tutup şiirler yazardık. Hoşlandığımız erkekleri ayarlamaya çalışırdık.
Biz büyüdük, ortasona geldik. Kardeş gibi olmuştuk hep o zamana kadar. Onun dersleri çok iyi değildi. O düzliseye gitti ben süperliseye. Önce haftada bir görüştük mutlaka, sonra ayda iki kere, sonra ayda bir kere, sonra iki ayda bir kere, sonra yolda denk geldiğimizde, sonra da kırk yılda bir görüşür olmuştuk. Birbirimizin hiçbirşeyinden haberimiz yoktu artık. Kopmayı ben hiç istememiştim. 40 milyon kere onu çağırmış olmama rağmen o beni evine hiç çağırmamıştı. Ben çağırdım o gelmedi, ben yaklaştım o yaklaşmadı. Üzüldüm.. Sonra bir zaman geldi üzülmemeye başladım, önemsememeye de. Zaten yeni arkadaşlarım da vardı. Ama onun bu yaptıklarına inanamamıştım en başta. Öyle bir arkadaşlık nasıl olur da bu hale gelebilirdi? Hiç mi içi gitmemişti, hiç mi çabalamamıştı kopamamzya? Çok zor değildi, aynı sokakta oturuyorduk. Önce kırıldım, kızdım. Sonra umrumda bile olmadı. Ve yine sonra şöyle düşündüm; Yokluğu hiçbir şey değiştirmeyenin, varlığı da gereksizdir.
Birkaç gün önce nişanlandı. Bense yaşadığımız onca şeye rağmen, uzaktan bir tanıdığıymış gibi sandalyede oturdum. Bir zamanlar birbirimizin hoşlandığı erkeklerin kafalarında kaç tel saçları olduğunu bilirken, şimdi, nişanlısı olcak çocukla merabalaşmışlığım bile yoktu. Benden daha samimi olduğu ama evlendikten sonra kocasının onu izole ettikten sonra görüştürmeyeceği ortak arkadaşlarımızdan birine kanka derip duruyor. Ama ben buna hiç üzülmüyorum.
Gizle arkadaşlığımızın gidişatından öğrendiğim şey bana çok yardımcı oldu. Yenmiş onlarca kazık, yaşanan sayısız satış ve gösterilmeyen önemlerde hayal kırıklığına uğramamam için bağışıklık kazanmama yardımcı oldu. Ondan gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemeye başladım. Bağışıklık kazandım da, artık kimse beni kolay kolay üzemiyor, yaptıkları yaralayamıyor. Çünkü ben zaten herkesten her şeyi bekliyorum, ya da çok iddialı olmayayım da, üzseler, acıtsalar bile şaşırtmıyorlar beni. Çok insanı çıkartmaya alıştım hayatımdan. Biri geliyor biri gidiyior. Şimdiye kadar çok da kalıcı olan biri oldu gibi de gözükmüyor.
Umarım bundan sonrasında bu düzen bozulur, gelen herkes sefalar getirir ve öylece de kalır...
Onunla bütün abuklukları yapmışızdır. Birbirimizsiz tuvalete gitmezdik. Mecazi anlamda değil, bildiğin çişimizi yapmaya bile mutlaka beraber giderdik. L şeklindeki banyoda tuvalete kimin ihtiyacı varsa o otururdu, diğerimiz de tabure alır biraz uzağa yarı görünür yarı görünmez şekilde otururdu. Oturur sohbet ederdik işerken. Birbirimizi don atlet görmüşlüğümüzden, bitlerimizi ayıklamaya kadar her türlü absürdlüğü yapmışlığımız vardır. Koca yaşımıza rağmen salak salak oyunlar oynardık. Ben yere yatar ayaklarımı havaya kaldırır üzerinde bir yastık koyardım, giz de karnıyla ayaklarımın üzerindeki yastığın üzerine dururdu, elele tutuşur birbirimizi sallardık öyle.
Giz karpuz yerken kendinden geçerdi veya kendini unuturdu. Sürekli fazla kaçırır, yarım saat tuvaletten çıkamazdı. Ben o zamanlar yanına gitmezdim çünkü bok kokardı hep. Bir gün yine karpuzu fazla kaçırdığı bir gün o salak oyunumuzu oynamaya karar verdik. Çok eğlenir geberene kadar gülerdik oynarken. Karpuzlar ve gülmeler birleşince ben de gizin karnına ayaklarımla baskı yapınca giz bildiğin altına yaptı. Benim kıyafetlerimden birini gidip eve gitti koşa koşa ve güle güle. Birçok geceler bizde kalmıştı. Her bir bokumuzu bilir, tüm dertlerimizi paylaşır, en ufak konuları bile beraber saatlerce hatta bazen günlerce konuşurduk. Beraber günlük tutup şiirler yazardık. Hoşlandığımız erkekleri ayarlamaya çalışırdık.
Biz büyüdük, ortasona geldik. Kardeş gibi olmuştuk hep o zamana kadar. Onun dersleri çok iyi değildi. O düzliseye gitti ben süperliseye. Önce haftada bir görüştük mutlaka, sonra ayda iki kere, sonra ayda bir kere, sonra iki ayda bir kere, sonra yolda denk geldiğimizde, sonra da kırk yılda bir görüşür olmuştuk. Birbirimizin hiçbirşeyinden haberimiz yoktu artık. Kopmayı ben hiç istememiştim. 40 milyon kere onu çağırmış olmama rağmen o beni evine hiç çağırmamıştı. Ben çağırdım o gelmedi, ben yaklaştım o yaklaşmadı. Üzüldüm.. Sonra bir zaman geldi üzülmemeye başladım, önemsememeye de. Zaten yeni arkadaşlarım da vardı. Ama onun bu yaptıklarına inanamamıştım en başta. Öyle bir arkadaşlık nasıl olur da bu hale gelebilirdi? Hiç mi içi gitmemişti, hiç mi çabalamamıştı kopamamzya? Çok zor değildi, aynı sokakta oturuyorduk. Önce kırıldım, kızdım. Sonra umrumda bile olmadı. Ve yine sonra şöyle düşündüm; Yokluğu hiçbir şey değiştirmeyenin, varlığı da gereksizdir.
Birkaç gün önce nişanlandı. Bense yaşadığımız onca şeye rağmen, uzaktan bir tanıdığıymış gibi sandalyede oturdum. Bir zamanlar birbirimizin hoşlandığı erkeklerin kafalarında kaç tel saçları olduğunu bilirken, şimdi, nişanlısı olcak çocukla merabalaşmışlığım bile yoktu. Benden daha samimi olduğu ama evlendikten sonra kocasının onu izole ettikten sonra görüştürmeyeceği ortak arkadaşlarımızdan birine kanka derip duruyor. Ama ben buna hiç üzülmüyorum.
Gizle arkadaşlığımızın gidişatından öğrendiğim şey bana çok yardımcı oldu. Yenmiş onlarca kazık, yaşanan sayısız satış ve gösterilmeyen önemlerde hayal kırıklığına uğramamam için bağışıklık kazanmama yardımcı oldu. Ondan gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemeye başladım. Bağışıklık kazandım da, artık kimse beni kolay kolay üzemiyor, yaptıkları yaralayamıyor. Çünkü ben zaten herkesten her şeyi bekliyorum, ya da çok iddialı olmayayım da, üzseler, acıtsalar bile şaşırtmıyorlar beni. Çok insanı çıkartmaya alıştım hayatımdan. Biri geliyor biri gidiyior. Şimdiye kadar çok da kalıcı olan biri oldu gibi de gözükmüyor.
Umarım bundan sonrasında bu düzen bozulur, gelen herkes sefalar getirir ve öylece de kalır...
About Me
- Larien
- Tam anlamıyla burcunun özelliklerini taşıyan, dakikası dakikasına uymayan, fazlaca saf ve iyi niyetli, ota boka midesi bulanan, bazı bazı karamsar ve olumsuz, felaket tellalı, saçma sapan takıntıları ve korkuları olan, sakar the king, film izlerken veya kitap okurken kendinden geçip adeta yaşayan ve etrafındakilerin alay konusu olan, hafiften(!) ayran gönüllü (annem "Eyvah, bu kız evlenince kocasından da bıkcak." der), her türlü yemeğin üzerine kaşar peyniri rendesi koymaya meyilli, insani değerlere fazlasıyla önem veren ve kendi gibi insanlar arayan bi tipim. Arkası yarın ahaha.
Kendimi her zaman mutlu hissederim. Neden biliyor musunuz? Çünkü kimseden birşey ummam. Beklentiler daima yaralar. Hayat kısadır. Öyleyse hayatınızı sevin. Mutlu olun ve gülümsemeye devam edin. Sadece kendiniz için yaşayın ve;
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.
Shakespeare
-Konuşmadan önce dinleyin,
-Yazmadan önce düşünün,
-Harcamadan önce kazanın,
-Dua etmeden önce bağışlayın,
-İncitmeden önce hissedin,
-Nefret etmeden önce sevin,
-Vazgeçmeden önce çabalayın,
-Ölmeden önce yaşayın.
Hayat budur. Onu hissedin, onu yaşayın ve ondan hoşnut olun.
Shakespeare
Followers
Hadi bağalım.
<3
Really?
That's it.
Deeermişim..
Blogger tarafından desteklenmektedir.






