Pages

29.2.12

Mmm.. dedirten mimm

  Haydin azıcık da mim yazalım. Hep hayatımın şifrelerini çözmekle uğraştım şu sıralar falan filan, neyse. Biricit'im beni mimlemiş. Kızcağız 2. kez mimliyor bari bunu yazayım da ayıp etmeyeyim ama diğerinin vaktini kaçırdım yoksa valla vefasızlıktan değil. Şimdi mim şöyle ki, 10 tane taştan oluşan bir harem kurup onları anlatcakmışız. Hey yavrum bee, 10 tane neyimize yeter falan diyomuşum haha.




1.sıra gönlümün en en ennnn baş sahibi ünlüsü James McAvoy'a ait tabi ki. Ah ah nasıl unuttum seni yazmayı, nasıl vicdan azabı çekiyorum bilemezsin James! Her türlü hastasıyım yani, Wanted'ta izlediğim ilk günden beri hem de.






2.sıramda kesinlikle Brad Pitt olmalı. Adam her haliyle maşşşşşaallah yani, yaşlandı ama hala taş.






3.sırayı Johnny Depp alıyor, her türlü gideri var adamın. (Sapıkça bir yerlere gidiyor sanki bu yazı sanki ya neyse) O Karaip Korsanları'ndaki sürmeli gözleri falan vuhu çok seksiydi.



4.Taylor Lautner. Klişe gelse de, lan o vücudu görse kim hayran olmaz söyleyin bana? Benden bi yaş küçükmüş bi de, ilk duyduğumda çok şaşırmıştım. Ve her gördüğümde, "vay anasını, böyleleri de hiç denk gelmez ki bize anasını satayım yeaa" diye sövdürür bana.

5.Tobey Maguire. Gözlerine kurbaaannn. Spiderman'de onunla birlikte oynamayı ne çok istemiştim bir zamanlar. O Kirsten'ın yerinde ben olmalıydım! İşte teklifi reddettiğim zaman çok ısrar etmişlerdi de, zamanım yoktu çekimlere ayıracak, ondan yani.


İd bu noktada süperegoyu altetmiş durumda sanırım hehe.



6.sırada Wentworth Miller var. Aslında birinciliğe zorlardı ama gay olduğunu öğrendiğim gün bana yaşattığı hayalkırıklığı nedeniyle hala kırgınım kendisine. Prison Break'teki o dövmeli haline bayılmıştım. Yakışıklı adam şimdi Allah'ı var yani.




7. Leonardo Dicaprio. Bu da biraz aşağı sıralara geldi ama idare etsin artık o da. Titanic'te az ağlatmamıştı beni ama olsuni her damla gözyaşım feda olsun ona haha.


8. O Biscolata reklamındaki erkeklerin (erkek demeye dilim varmıyo, onlar erkekse bizim her gün dışarlarda gördüklerimiz ne? diye sormaktan kendimi alamıyorum) hepsi her türlü gider ama o en son bakan yeşil gözlü hangisiyse heh o da gelsin.


Şu noktada Larien bütün bastırılmış egolarını serbest bırakmıştır.

9. olarak Mehmet Aslan geliyor. Adam her haliyle taş gibi yani, yerim onu ben. Ayrıca kendisi kişiliğiyle annemin de benim de gönüllerimizi fethetmiş bulunuyor. Harem kurmuyo muyuz arkadaşım hepsi gelsin hey maşallah haha.


Tam bu noktada ise ego, süperegonun da dürtüklemesiyle, ait olduğu kişiliğin artık sapık olarak gözüktüğünün farkına vararak, id'i frenlemeye çalışıyor.

10. olarak da Dan Brown diyorum. Yakışıklılık olarak diğerleri kadar iddialı olmasa da o dahiyane zekası, herkeste kolay kolay bulunmayacak türden mükemmel aklıyla kurguladığı kitaplarıyla beni benden alması dolayısıyla kendisine hayranımdır.

  Ya ama bu haksızlık yaa. O kadar harem kurduk falan da, bu kadar yakışıklı insanı bir anda düşününce, bi onlara bakıyorum, sonra bir de eski sevgililerime bakıyorum ve diyorum ki, bana kaderimiiiiiinnn bir oyunu mu buuuu??! Ayrıca burdan bütün kader ortaklarıma, böyle bir şarkının gerçekten varolup olmadığına emin olamamakla birlikte, "adaletin bu mu dünya" adlı parçayı armağan ediyorum.

27.2.12

Düşünüp başlık bulunamayan post

  Yaşıyorum! Evet yaşıyorum. Her günümü dolu dolu, sıkıntı, mutluluk, gerginlik, yorgunluk, sorumluluk, hayaller, umutlar, eğlence, yoğunluk dolu yaşıyorum. Hepsini yaşıyorum, tüm duyguları, düşünceleri, hisleri. Hissediyorum yaşarken hayatı kaçırmamaya çalışarak. Bulduğum her boşlukta hissediyorum. Temiz havayı ciğerlerimde, çiseleyen yağmuru yüzümde, yorgunluğu vücudumun her bir karesinde, acabaları-düşünceleri aklımda ve mutluluğu-umudu içimde...

  Günler.. Geçiyor peşi sıra, zaman geçiyor, yaşıyoruz, yaşlanıyoruz. Bugün okula gittim. Son sınıfın son döneminin ilk dersine girdim, daha okula ilk gittiğim gün dünmüş gibiyken. Geçenlerde, akşam vakti okulumun önünden geçtim tramvayla. Duygulandım. Ne günler geçti, neler yaşadık, neler gördük, neler öğrendik. 4 koca yılımı geçirdim o devasa yaşlı taş binada. Mükemmel arkadaşlıklarım oldu, süper günler geçirdim. Gezdim, yedim, içtim, aşık oldum. Düşük not aldım ama genellikle yüksek aldım. Çalışamadım derslerime çoğu zaman, devamsızlığım da oldu. Gittiğim derslerde dinledim, sınav önceleri hep çalıştım işte, eve gelince de sabahladım, ondan yüksek notlarım. Evde oturup sabahtan akşama kadar çalıştığım derslerden düşük aldım, çalışamadıklarımdan yüksek. Annem çok dua etti bana çünkü. Okulumla alakalı ayrıca bi yazı yazmayı planlıyorum, mezuniyet yaklaşıp daha da hüzünlenince şöyle bir döktüreyim diye düşündüm.

  Günler zor geçiyor, zor günler oluyor, moral bozan şeyler oluyor, sıkıntılar hep sıkıyor, ama ihtiyacım olan her şey yanımda şu an şükürler olsun ki. Sadece bir kısmı "yetersiz", yeterli olacak yakın zamanda, inanıyorum. Telefonum hiç çalmıyor, avea mesaj atıyor arada. Çalmasına gerek yok zaten çok fazla. Aramasını istediklerim zaten yanımda, gereksiz yere fazlalık yapanları çıkarttım hayatımdan ve mesajlaşmalarımdan. Daha huzurluyum. Yokluğu bir şey değiştirmeyenlerin varlıklarının gereksiz olduğunu düşündüm, çünkü öyle.

  Müzik ruhun gıdası ya hani, benimkinin suyu. Onsuz büzüşüp gider ruhum koca popolu vücudumun içinde. Kocaman çünkü sporu bıraktım. Çünkü vakit ayıramadım. 3 gün sonra başlıcam ama tekrardan. Sıkıntılarımla beraber kalçalarımı da küçültücem. Güçsüz Larien'e yer yok artık, arada misafir ediyorum onu ama ziyaretin kısasını makbul tutuyorum.


  Samsung'ta tadilat vardı bu hafta. Ebemiz şeyoldu deyim yerindeyse. Zaten bir bayan olarak ne kadar tadilat-tamirat-çekiç-tornavida işi varsa hepsinde usta olduğumdan ötürü yerimde durmadım ve baya baya yoruldum. Hatta en çok yorulanlardan biri benim. Kaytaranlarımız oldu çünkü. Herkesin bir kusuru var ya hani, çok doğru. Her ama her kesin var bir kusuru. Zamanında kusursuz insanlar ararken yalnız kalmışlığımdan sonra anladım ki, bunu yapmak hayattaki en boş uğraşlardan biri. Herkes kusurlu, ama dengede hafif kalıyorlarsa görmezden geliyorsun işte. Ama bu durum, kendine yapılmasını istemediği şeyleri başkalarına sürekli, pişkince yapan kişilere kızmamı engelleyecek bir durum değil. Kaytaranlardan buraya kadar saptırdığım konunun başına dönersem, yoruldum işte baya ebem şeyoldu lafım ordan geliyor yani.

Bedenim yorgun, ruhum da yoruluyor ara sıra.
Hep beraber yoruluyoruz, yoğruluyoruz hayatta.
Eziliyoruz kimi zaman, ama dik durmaya çalışıyoruz sonunda.
Kafiyeli bi dize daha koyayım da şiire benzesin bari bu da.

Böyle abuk sabuk bir durumdayım sevgili blog, özledim seni.
Seni seviyorum.
Öptüm.
Kib ok bye.

9.2.12

Harder, better, faster, stronger

  Ben, olduğumu sandığım kişiden daha güçlüymüşüm meğer. Her şey benim kafamdaymış. Her şey benim elimde. Ben, kendim, nasıl asıl sebebiysem dibe vuruşumun, yine aynı şekilde aynı sebebiyim yeniden doğrulmamın. Güçlüyüm ben. Kimi zaman çökerim belki ama yine kendim yükselirim, doğarım küllerimden anka kuşu misali...


  Bunu kendim yaparım ama, dış güçlere gerek duymadan. Kıvılcıma muhtaç değilim ben. Çünkü o güç benim içimde var zaten, yardıma ihtiyacım yok. Ve herkesin değerini ben belirlerim hayatımda, kendileri belirlemezler. Ben onları hayatımda belli yerlere oturturum ve sildiğim anda değerleri kalmaz hayatımda, önceden de yaptığım gibi. Ben değer verirsem değerli olurlar, değer vermeyi kestiğim anda bir hiç olurlar hayatta. Gözlerim çok iyi görürlermiş, aklımın yolu aydınlık, yüreğimin kapıları sonuna kadar açıkmış. Kalın bir perde varmış yalnızca önlerinde. O gece gördüm o perdeyi ve kaldırdım. Gördüm. Aydınlığı, umudu, inancı gördüm. Kendimde. Arkama döndüm, yaptıklarıma baktım. Hepsini ben yapmışım, hepsini! Üzülmek istediğim için üzülmüşüm, unutmak istemediğim için unutamamışım, iyileşmek istediğim için iyileşmişim ve başarmak istediğim için başarmışım. Nasıl inanmamışım kendime, nasıl görememişim ki hepsini ben tek başıma başarmışım! Ailemin duası oldu hep yanımda... Artık kendime olan inancım ve umutlarımla birlikte.. Daha büyüklerini başarmak için.

  Amaçlarım var benim ve artık umutlarımla beraber. Hayal değil, hedeflerim var. Mutlu olucam ben, herkesten çok. O kadar iyi yerlere geleceğim ki, bakacaklar çevremdekiler bana ve imrenecekler, inanıyorum. Takdir edecekler. Yurtdışına çıkacağım, yeni diller öğreneceğim, yeni insanlar aydınlatacak yolumu. Yapacağım bunların hepsini inşallah. Şimdiye kadar nasıl yapmışsam. Kendimi öven bir insan olmadım hiçbir zaman ama gerçekte ne olduğumu görecek kadar da kör değilim. Artık. Umutsuzluk, karamsarlık yoruyor adamı. Yine düşücem umutsuzluğa pek tabii olarak, ama kendim duracağım yine ayakta dimdik. O güç benim içimde çünkü. Kendi gözlerimle gördüm, kendi benliğimle tecrübe ettim.

  Kar yağıyor...

  Gözlerime çarpıyor, ensemden içeri giriyor buz gibi kar taneleri. Rüzgar suratını kesiyor insanın soğuktan. Ama ben, kapşonumu örtmeden yürüyorum karanlık sokakta, kendi aydınlattığım yolumda. Çünkü üşümüyorum hiç. Çünkü içim sıcacık. Çünkü, yürürken ayaklarımın ilerleyişini takip etmiyorum artık, gökyüzüne bakıyorum.

5.2.12

Ne bekliyordun ki aslında?

  Daha ne kadar yaralanabilirim bilmiyorum. Hepsi, hepsi anlaşıp hayatımın içine etme kararı almışlar, sırayla geliyorlar. Ben çok zayıf bir insanım, çok güçsüzüm, zırhımda büyük çatlaklar var, zeki ve acımasız insanların kolayca sızabilecekleri.

  But I became an adult, diyor, that can thrill the world shout. Bu kez aynı şeyler olmayacak inan! diyor sesinin verdiği en kudretli volümünü kullanarak. Önceden bilenler salak diyecek bana, o diyecek en başta, "hakettin sen!" Herkes ikinci bir şansı hakeder mi, yoksa ikinci şansı hakeden ilkini kaybetmezdi mi? Ya ben? Ben Zeynep, ben aslında her seferinde sevdiğimi mi 'sandım' yalnızca? Yine sandım belki, belli ki... Çok fazla ve kolayca etkilenebiliyorum yalnızca, benim olayım bu belki de. Açım ben aslında, elimi tutacak bir çift sıcak ele, dudaklarımdan öpecek tutkulu bir çift dudağa, ruhumu okşayacak satırlar yazacak parmaklara ve edebiyat parçalayacak bir kaç abartılmış söze açım. Bulduğum anda yelkenleri suya indiriveriyorum. Olamaz, ben aslında çok tehlikeli bir insanım. Ben, dengesiz biriyim. Ve psikolojik olarak.. ben, zayıfım. En ufak çıkmazımda midemin bulantısı beni öldürüyor. Şimdilerde de yeni favorim; sıtma. Sinir bastığı anda başlıyor, dizlerimin, kollarımın ve bedenimin titremesini engelleyemiyorum. Ah ben... Ne kadar uğraştırıyorum bu ben kendimi. Ah be ben, yordun beni.

  Ama o. Güzel yüzlü, yakışıklı, boylu poslu, konuşmasını iyi bilen genç. Nasıl bir insan benden bile karmaşık olabilir? Karmaşık ama ben çözdüm. Gurur duyuyorum kendimle, nasıl güzel anladım her şeyi. Herkes yapamaz bunu. Herkes bile bile gözü kapalı atamaz kendini ateşe aynı sonuca ulaşacağını bile bile.

"Bu sefer aynı şeyler olmayacak inan."

  Neden boşuna paranoyaklaşıyorum ki, nedensiz?... O kendini tam bir yetişkin olarak görüyorken, seni bu sefer aynı şeyler olmayacağı konusunda şüphesiz bırakmak için elinden geleni yapıyorken, kendinden emin oluşu senin bile kendinden emin olmamana sebep olacak kadar güçlüyken, seni bile bi anlığına korkutan kararlılığı varken, isteklerinden bu kadar emin bir insan olduğunu yansıtırken, ahh seni ikna etmek için elinden geleni yapmışken, nasıl olur da hala paranoyak davranırsın? Davranırsın sebepsiz, belki çağırırsın lanet olası acıları kendine, belki de içine doğar aslında olacaklar. Hala mutluluğu onda ararsın, süphesiz, korkusuz. Göremez misin ki huylu huyundan vazgeçmez be dostum? Anlamaz mısın sen, aslında seni elde edemediği zaman çekici gelirsin ona? Ulaştığı an sana, bir gram değerin kalmaz aslında, bilmez misin işin sırrı ulaşılamayan olmakta? Ya da hala idrak edemez misin bahtsız kızım, o her zaman kendinden emin hissedecek ama aslında olmayacak ve sonrasında seni tekrar, tekrar ve tekrar hayal kırıklığına uğratacak?

  Garantici olmasana bebeğim, neden üzülmeyi göze alamıyorsun? Sonucunu düşünmesene, en çok nolur ki sanki? Alt tarafı yine yaklaşık bir 8 ayının içine edilir, nereye baksan, napsan atamazsın kafandakileri, sorularını, isyanlarını. Düşünür düşünür, her bir güzel satırı milyarlarca kez okuyup, tekrar tekrar içini acıtırsın. Ne var ki yani, yine inanıp, yine hayalkırıklığına uğramış olursun. Sen alışmadın mı ki zaten kalbinin paramparça edilmesine? Bağışıklık kazanmadın mı ki hala, yarı yolda bırakılmaya, bırakılmayacağına dair sözler aldığın halde her seferinde? "Ölür müsün" ki sanki? "Alt tarafı" canın yanar. Ah sen be safım, sen nasıl hala inanır, güvenirsin insanlara? Kaybol o gözlerin, o sözlerin, o hislerin içinde hemen. Çok kolay hedefsin be canım. Yapma bunu artık ya, yapma bunu. Nasıl atabiliyorsun her seferinde kendini ateşe, alevinin yakışını ta bütün vücudunun derisinde hissetmene rağmen? Bi an inanıp her şeye, kapayıp gözlerini, mutluluğun kollarına bırakmak için kendini bir adım attığında, bilmez misin aslında yine uçsuz bucaksız kör bir uçurumun kollarına bırakırsın kendini?

  Haklısın be dostum. Çok doğru söylüyorsun ama, sadece mutluluğu aradım ben aslında. Kızma bana bu kadar. İkna ettiler beni. Saf oldum hep, iyi oldum. İyi niyetli oldum, verici oldum, özverili oldum, olumlu düşündüm, umdum, inandım. Aşkı, sevgiyi, sadakati, huzuru, dostluğu, sıcaklığı, mutluluğu, bağlılığı, adanmışlığı, güveni, inancı aradım, istedim ben. Bulacağımı sandım belki boş yere. İnanmak istedim, güvenmek bir de. Başımı yaslamak istedim bir omuza, tutsun istedim birisi ellerimi ve de hiç bırakmasa. Öpse beni usulca, sevse beni deli gibi, hiç süphe duymadan kendinden. Bir an "acaba" demeksizin aşık olsun istedim birileri bana. Umdum.. Bekledim.. İnandım.. Bekledim.. Umdum.. Bekledim.. Sandım.. Umdum.. İnandım.. İstedim.. Umdum.. Bekledim.. Sonunda ne buldum peki? Koskoca bir "hiç", hayalkırıkları ile marine edilmiş, yaşanacak aynı acıların tabağına yatırılmış.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...