Pages

30.1.12

Yalan kötüdür

  Yalan söylüyor insanlar. Hiç durmadan, korkmadan Allah'tan, ilahi adaletten. Çok kötü şu zamanda insanlar. Çok çiğler, iğrençler, şerefsizler bir de. Yalan söylüyor insanlar, hiç bıkmadan, usanmadan, korkmadan, çekinmeden. Çoğu zaman anlamıyoruzdur bize söylenen yalanları eminim, saklanan gerçeklerin ardında yaratılan sahte doğrulara inanıp yaşıyoruz yüzeyselinden. Anlamadan, bilmeden, aldatılarak, saf yerine konarak... Kimi kandırdığını sanıyor yalan söyleyenler? Karşılarındakini mi? Farkında değiller mi ki kandırdıkları kendilerinden başkası değil?

  Yalan söylemek. İğrenç bir hareket. Berbat bir şey. Bana yalan söylenmesi, benim o yalanlara inanmış olmam, yalanların yalan olduğunu keşfetmem, salak yerine konduğumu anlamam, tek tek görmem o yalanları.. Daha da berbat. O an, her söylenenin yalan olduğu ortaya çıkan an, hissedilen şey, hepsinden berbat. Sonrasında hissettiğim öfke, nefret, tiksinti ve rahatlamaysa güzel şeyler. Kuvvetli bir istek var içimde, hatta yanıp tutuşuyorum o arzuyla, yalanlarının içinde boğulsun istiyorum. Söylediği her yalan bir yılan gibi dolansın ayaklarına, kendi yalan denizinin içine çeksin ve boğsun onu. Kandırılsın aynı beni kandırdığı gibi başkaları tarafından.

  Keşke daha önce yapsaymışım o yaptığımı da. Ağzıma gelen ne varsa söylemek çok rahatlattı. Bi daha telefon açsa bi daha derim, dicem zaten bekliyorum ki arasın. Haha. Çok rahatladım. Bu kadar.

27.1.12

Dilek-şart kipi


  Sıkılıyorum bazen. Çok sıkılıyorum. Baktığım her yer aynı geliyor, yaptığım her şey sıradan.. Değişik bir şeyler arıyorum bulamıyorum. Hep aynı dertlerim, sıkıntılarım, korkularım. Bazen öyle bir oluyor ki yüreğim sıkışıyor sanki. Şöyle derin bir nefes alsam, iliklerime kadar yenilensem, huzur dolsa içime. Mutlu olsam her dakika, gözlerim ışıldasa, gülümsememi engelleyemesem. İnsanlar bir başka güzel görünse gözüme. Umutsuzluklarım, karamsarlıklarım terkedip gitse beni. Terketmesini hiç istemediklerimse hep olsa yanıbaşımda. Mesele elimi tutsa, sarılsa bana. Kokusunu çeksem içime. Hiç ama hiç şüphe, endişe olmasa içimizde, 'içimde'..

  O değil de, sıkılmamak istiyorum. Duvarlar var ya hani adamın üstüne üstüne gelen cinsinden, açılıversinler birazcık. Aldığım nefes ferahlatsa, rahatlatsa beni. Geleceğe yönelik endişelerim değil de umutlarım olsa inandığım.. Her hareketimin sonucunu düşünmek zorunda kalmasam bir de mesela. İstediğim şeyler hemen oluverse, beklemesem her biri için sabırla uzun zamanlar boyunca. Aynaya baktığımda gözlerim parlak gelse bana, omuzlarım dik.. Yataktan kalktığımda sonsuz bir huzur olsa içimde, kocaman, derin endişelerin yerine. Telefonuma baktığımda bir günaydın mesajı görsem en içteninden, mümkünse ondan olsa, "günaydın sevgilim" dese hatta.

  Yürüdüğüm yollarda ağaklarımın nasıl ilerlediğine değil de, gökyüzüne baksam huşu içinde. Bulutlar gülümsese bana, güneş göz kırpsa. Soğuk, tenime tenime işlerken, bir sıcaklık sarsa içimi, düşüncelerim güç verse bana o anda. Umutlarım  hep var olsa ve hiç biri yersiz olmasa... Korkmasam artık bir şeylerden, yersiz olsa tüm endişelerim, acabalarım. Hiçbir şey hayalkırıklığına uğratmasa artık beni, güvensem en derinden, içim rahat olsa. Huzur diyorum aslında... Yakamı hiç bırakmasa...

23.1.12

O yea man!

  "Ortalıkta erkeklerin kadınlardan daha güçlü olduğuyla ilgili bir dedikodu var! Hadi ama... Erkekler, siz aynı anda yemek pişirip, temizlik yapıp, telefonda konuşabilir misiniz? 20 santimlik topukların üzerinde yürüyebilir misiniz? 4,5 kiloluk bir bebeği 9 ay boyunca karnınızda taşıyıp 36 saat boyunca doğum sancısı çekmeye dayanabilir misiniz? Bütün gece ağlayıp ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranabilir misiniz? Erkekler, untumayın; KADINLAR SADECE OJELERİ KURUYANA KADAR YARDIMA MUHTAÇTIR!!! Sonrasında sizi mahvedebilirler."


15.1.12

Tek başıma..

Şu şarkı eşliğinde...
 
 Ailem dışında kimse yanımda olmadı benim aslında. Bir kaç tane çok sevdiğim arkadaşım var çevremde, bir de önemsediğim insanlar. Ama hayatımın büyük bir kısmını tek başıma yaşadım.


  Tek başıma yürüdüm kalabalık sokaklarda. Tek başıma yürüdüm, gece vakti, buz gibi soğuk sokaklarda. Tek başıma düşündüm hep tek başıma uyudum, tek başıma uyandım. Tek başıma özledim, tek başıma hayaller kurdum. Tek başıma sevdim, özledim, istedim. Tek başıma çabaladım. Ağır sorumlulukların yükünü tek başıma almadım belki omuzlarıma ama tek başıma ezildim yükün altında. Tek başıma çabaladım hep. Tek başıma korktum, tek başıma üşüdüm, tek başıma ısındım. Kendi elimi kendim tuttum, tek başıma umutlarım oldu benim, dahil olmadı çoğu kimse. Tek başıma kızdım, tek başıma çare aradım. Tek başıma inandım. Tek başıma heycanlandım, bekledim, heveslendim, bekledim, umdum, bekledim... Tek başıma inançsızlığa düştüm ama yine tek başıma inandım. Tek başıma farketmedim çoğu şeyi, annem farkettirdi, ama tek başıma ödedim bedellerini hatalarımın. Tek başıma aşık olmuşum bi de ben. Tek başıma olmasaydım şu an tek başıma olmazdım heralde. Tek başıma kırıldım, tek başıma onardım! Hep tek başıma sabahın kör karanlığında yollara döküldüm, yine tek başıma yürüdüm gecenin ıssızlığındaki sokaklarda. Tek başıma ıslandım yağmurda, tek başıma baktım gökyüzüne, tek başına izledim kar tanelerinin yere doğru süzülüşünü. Tek başıma konuştum sessizlikte. Tek başıma çaldım, söyledim, dinledim. Tek başıma utandım, tek başıma pişman oldum. Ben tek başıma zamanı geri almak istedim çok kere, tek başıma yapamadım ama. Tek başıma eğlenmedim hiç bir zaman. Tek başıma sarılamadım kendime. Tek başıma izledim çoğu kez denizi. Tek başıma daldım uzaklara, ufuklara. Tek başıma saydım yıldızları. Tek başıma konuştum. Tek başıma sordum, tek başıma cevapladım. Tek başıma yazdım, tek başıma çizdim. Tek başıma öfkelendim, küfür ettim. Tek başıma bekledim. Hep, hep tek başıma sevdim. Hep tek başıma düşündüm, düşündüm, düşündüm...
   Tek başıma gülmedim ama hep tek başıma ağladım. Tek başıma kaldım bir çok zaman, ama her zaman tek başıma olmadım. Bir sürü şeyi tek başıma yaptım ama mutlu olmadım tek başıma, gülmedim tek başıma, huzuru bulamadım tek başıma..

12.1.12

F

  Bugünlerde içimde bir neşe fışkırığı var, hayırlara çıksın inşallah.

Bugün Sparrow beni yakın arkadaşlarından biriyle tanıştırdı. Kahve falan içtik, arkadaşı falıma baktı. "F" harfli birisi çıktı. Kim o "F"li kişi hemen çıksın ortaya, 3 vakte kadar bekleyemem merak ettim. Anahtar mı ne bi şey vercekmiş bi de bana. Para kasasının falan anahtarı olsa bari..


  Bi de insanlar diyorum, ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olsalar da haklarında nasıl düşünmem gerektiğine karar verebilsem. Bi öyle bi böyle bütün millet.

5.1.12

Salak kızım uyan

  Meraba benim adım Salak, soyadım Gerizekalı. Çünkü ben her önüne gelene inanmadığını, güvenmediğini iddia eden ama her seferinde hemen güvenen, inanan, kendini kaptıran, sevmeye başlayan biriyim. Hemen kendimi bırakıp, tutacak biri olmadığı için de pat diye yere düşüyorum. Çünkü adım üstümde, salağım. Tutan biri var mı yok mu diye emin olmadan ya da arkamdaki kişi tutabilecek güçte mi ya da ben kendimi bıraktığım vakit orda beni tutmak için bekliyor mu diye kontrol etmeden bırakıveriyorum kendimi. Sonrası hep kıçüstü hep kıçüstü. Sonra kızıyorum herkese. Kendime kızmıyorum hemen güveniyorum inanıyorum diye, karşımdakine kızıyorum. Neden? Çünkü soyadım üzerimde, gerizekalıyım.

  Kaptır sen kendini hemen her boka kızım aferin. "Güvenmicem işte, inanmıcam size, hepiniz güvenilmezsiniz" de, sonra git pat diye inan, beklentiler içine gir falan. Sonra onlar seni şaşırtıp hayalkırıklığına uğratınca da böyle mal gibi kalırsın balık gözlü gerizekalı. Şebo boşuna mı demiş "salak kızım uyan " diye? Ama nerdeeee? Sen git binlerce güzel söze, kocaman kavrayan bir çift ele, gözünün içine içine yumuşacık bakışlarla bakan gözlere, seni seviyorumlara, güven veren heybetiyle seni sımsıkı saran kollara hemen inan, kendini kaptır, sonra da böyle apışıp kal işte. Sen aç kalbinin kapısını ardına kadar, sonra ceryan yapsın! Ya tam malsın kızım sen. Daha ne diyim sana?! Uyan artık uyan!

4.1.12

Hadi bakmıyorum evren, soyunabilirsin.

Umutsuzluğu ve karamsarlığı hobi edinmiş ben,
bu huyumun nerden geldiğini keşfetmiş bulunmaktayım.

  Eskiden beri ben hemen her şeye kolayca heveslenen, hayallerini kuran ve beklediği şeyler ufacık da olsa, gerçekleşmediklerinde büyük hayalkırıklıkları yaşayan bir çocuk oldum. Bu böyle uzun zaman gidip de ben en ufak şeye heveslenip olmadığında üzüle üzüle sonunda dedim ki ben bari hiç bi şeye heveslenmiyim, olsun diye beklemiyim ve en iyisi olmayacaklar gözüyle göreyim ki olduklarında sevineyim ama olmadıklarında da üzülmeyeyim. Bu esasında evrene "yapamazsın kiiiii, işteee hani nerdee? yok işte beceremedin gördün müüü?" diyerek onu gaza getirip isteklerimi yerine getirmesi için bir teşvik yöntemiydi. Hani bi söz var ya, "Bir şeyi beklemeyi bıraktığınız anda oluverir, bu da evrenin size 'sen bakarken soyunamıyorum' deme şeklidir." diye, o hesap işte. Beklememeye hatta olmayacağına kendimi inandırıyordum ki, tam tersine işte, istediğim şey olsun diye. Derken.. ben bu işi biraz fazla benimsemiş olmalıyım ki, geldi yerleşti bu huy bana. Taa o zamandan beri de her şey için "amaan bu olmaz zaten, boşuna heveslenicem sonra üzülücem, kesin bozulur bu iş" falan der oldum. Ben kendimi kaptırıp, sonradan hayalkırıklığına uğramamak için geliştirdiğim bu yöntem sayesinde umutsuzluğun diplerinde yaşayan, karamsarlık aleminin önde giden kişiliklerinden biri oldum çıktım. Hayal kurmayı da o yüzden bırakmıştım. Şimdi elimde olmadan, böyle düşünmek istemediğim halde düzeltemiyorum bu durumu. Gözümün yarısını kapatıp da baksam yine boş tarafını görüyorum bardağın.


  Annem bu durumun farkında sanırım ki sürekli uyarıyor beni. "Ne negetif düşünüyosun sen, biraz da umutlu ol, pozitif ol, evrene güzel mesajlar yolla, negatif enerji yollama" filan der sürekli. Haklı aslında, hem de çok haklı. Ben çok inanırım o enerji şeysine, yani beyin gücüne. Ne zaman bir şeyleri yapmamın mutlaka gerekli olduğuna inansam o işi yapabiliyorum. Sabah erken kalkmazsam başıma çok iş açılacağını bildiğim zamanlar gecenin bir yarısı yatsam da vaktinde uyanabiliyorum. Satışlarımda kotamı tutturabilmem için ayın son haftasonu olduğunu bildiğim zaman o gün satış rekoru kırabilyorum. Bu tamamen kendini şartlandırma, hazırlama ve enerjini o yönde yoğunlaştırmakla alakalı bence. Bunu da yeni yeni keşfettim. Aslında yalan lan keşfettim falan değil annem gözüme gözüme soktu kırkmilyon kere anlamam için ordan şeyettim yani.

  Burdan bağlantı kurarak, baştaki sorunuma dönersem, deli gibi korktuğum her şeyi şu an tek tek yaşıyor olmamın sebebi ben ve benim lanet olası huylarımdan birisi olan karamsarlığım ve felaket tellallığım. Bütün olumsuz şeyleri, korktuğum kötü şeyleri çağırıyorum. Olmayacakları varsa da o kadar çok korkuyorum ve ya olurlarsa diye aklımdan geçiriyorum ki mutlaka oluyorlar. Ve korku beni Sparrow'un da dediği gibi hataya sürüklüyor daima. Yine sürükledi. Belki benden dolayı belki ondan. Ama olmadı. Yine ve yine hayalkırıklığına uğradım. Korktuğum her şey tek tek geldi başıma. Yine heveslendim, kaptırdım hemen kendimi. Ve bozuldu. Astım suratımı günlerce, ağladım her gece yattığımda. Mutsuzluğu hobi edindim kendime, her zaman en kolayı olduğu için. Olumlu şeyler görmek istemedim. Bardağın boş tarafından bakmak daha kolay geldi diğer tarafı daha net görebilmem için.

Ama sıkıldım umtusuzluktan. Yalnız kaldım yine evet, özlüyorum hayvan gibi evet, üzülüyorum her aklıma geldiğinde evet, isterdim yine güzel günlerdeki gibi olsun diye evet, ama olmadı işte. O kadar çok korktum ki, korktuğum başıma geldi işte. Sıkıldım ama umutsuzluğumdan. Olumlu düşünmenin polyannacılık oynamak olduğunu düşündüğümü söyledim anneme. "Yalanmış gibi geliyor, kendini kandırmaktan başka şey değil" dedim. "Olsun" dedi o da. "Yalanla başla sen de, bi süre sonra inanırsın o zaman belki kendi kendine" dedi. Her aklıma geldiğinde, daha iyisi geleceği için bitmiştir belki diyorum inanmasam da. Bi gün kendi kendime inanmayı umuyorum. Her şeyde bir hayır vardır buna gerçekten inanıyorum ama ya ben sebep olduysam işlerin bu hale gelmesine? Ya ben her şeyi yönlendirip bu duruma getirdiysem ve mutsuz olduysam? O zaman da bunda da vardır bir hayır diyebilir miyim ki? Benim sebep olduğum bi şey hayırlısı mı oluyor? Ya da hayırlısı olan şeye ben mi sebep oluyorum? Of yine karıştı kafam işte.

  Böyle kafamın içindeki labirentlerde dönüp durmaktan geberip gidicem o olcak. Yarın sınav var, oturmuş burda insanlığın kaderinin işleyişini sorguluyorum. Sevgilimden ayrıldım, çok mutsuz ve umutsuz olup bunu kendi kendime inkar ediyorum. Hatta salak gibi kendi yalanıma kendim inanıyorum bazı zamanlarda, olsun olsun iyidir. Beklediğim de buydu zaten. Lan bu da 8 gün sürdü anasını satayım ne şans var bende yaa! Biri 5 gün sürer biri 8 gün! Beddua mı aldım, birinin gözü mü kaldı, ahı mı tuttu, kıskanılıyo muyum nedir, Allah sizi napsın lan kem gözlüler!


Of ya bi de hemen kaptırmasaydım kendimi de üzülmeseydim iyiydi.
Neyse.

Velhasıl ölü umutlarımı hayata döndürmeye çalışıyorum o kadar.
Bu esnada kafayı sıyırmazsam da iyidir.
Pozitif enerji yolla bana blog.
İyi olsun her şey...

2.1.12

Fuck!

  Bu da mı gol değil? Lanet olsun ya ne biçim iş bu? Beddua mı aldım ben arkadaş?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...