Pages

27.12.11

Bu sefer 'başka' olsun...


  Kafamdaki sorularla, acabalarımla, korkularımla, pişmanlıklarımla, bozuk psikolojimle, takıntılarımla ve paranoyaklığımla dopdolu ruh halimle bir yola baş koydum. Birinin elimi tutmasına izin verdim bu sefer bırakılmaması umuduyla. Korkularımın hapsettiği duygularımı açığa çıkarmama çabalarımla, güzel duygular ve sevilmenin verdiği heycanı yaşamak için yanıp tutuşan arzularım arasında sıkışıp kaldım. Kendimi bırakmaya korkuyorum. Birinin beni yeniden yerle bir etmesinden korkuyorum. Bir gün yine durup dururken hiç beklemediğim anda mutluluğumla birlikte psikolojimin ağzına sıçılmasından deli gibi korkuyorum. Elimin sıkı sıkı kavrandığı bir avucun içinden fırlatılıp başka tarafa atılmasından, kafamda kurduğum hayallerimin buldozerle yıkılmasından, aylarca sürecek bunalımın derinliklerine itilmekten ve düşünmekten kafayı yeme noktasına kadar geldiğim halde hiç bir sebep bulamamaktan ölesiye korkuyorum. Yaşadığım mutlu anların hatırlandıkça acı çektirmesinden, canımı acıtmasından, içimi kanatmasından, nereye baksam onunla ilgili bir şeyler görmekten ve bu durumun içinden çıkmak için çırpınmaktan ama bir türlü kurtulamamaktan delicesine korkuyorum.

  Korkularımdan kaçamıyorum. Korktuklarımın başıma gelmesini düşünmekten bile korkuyorum. Her şeyden korkuyorum ve korkularım yüzünden hareketlerimi kontrol edemiyorum bazen. Bir yola baş koydum koymasına da, korkularım beni o yolda nereden nereye sürükleyecek hiç bilmiyorum.

  Tekrar hayalkırıklığına uğramak, üzülmek, kendi kendimi yemek, iğrenç günler yaşamak istemiyorum. Allah'ım nolur bu sefer her şey istediğim gibi olsun...

19.12.11

Ecele faydası var mı ki?

İstiyorum ama korkuyorum.
Umuyorum ama korkuyorum.
Gitmek istiyorum ama kaçıyorum çünkü çok korkuyorum...

7.12.11

Erkekler güvenilmezdir.

"İstisnalar kaideyi bozmaz" diye bir söz var ya, hah işte ordaki istisnalar nolur gelsin biraz da bizi bulsun. Mıknatıs gibi ne kadar sorunlu adam varsa çekmişim şimdiye kadar yanıbaşıma.

Ne zaman güvenmek, inanmak istesem, kendimi gözüm kapalı bırakmak istesem birisinin kollarına o kollar hiç tutamadı beni. Hep yere düştüm ya da bir boşluğa. Güvenmek istedim, boşa çıktı.

  Biri vardı, psikopatlığı dizboyuydu. Beni genç akrabalarımdan bile kıskanır, hatta bunu abartır ailemle davet edildiğim ev gezmelerine bile gitmemi istemezdi. Hatta manyak herif bi gün Harry Potter'ı, evet bildiğin, bi film karakterini benden kıskanıp, filmi izlememi "yasaklamıştı". Ha siktir lan ordan kimsin sen be? Kimsin lan bana bişeyleri yasaklıyosun man kafa?! Bak yine sinirlendim aklıma gelince, sen kim oluyosun lan hödük! Annem babam bana karışmamış bugüne kadar, o insan müsveddesi ne sanıyo kendini de bu cüreti buluyo kendinde, hayyyret bi şey! Hatta ve hatta artık sapkınlığın dibine vurup son zamanlarda yazın kısa kollu giymeme bile izin vermez olmuştu. Sanki o hayatıma girmeden önce ben yolluymuşum da beni o düzeltmiş gibi her bi bokuma karışıyodu. En sinir olduğum şeydir. Ben bu zamana kadar senle mi varolmuşum ki bundan sonra sen müdahale edesin her şeyime? Ve ben, salak ben, öküz ben, mal ben, bu hayvanın "benden ayrılırsan seni de kendimi de öldürürüm" tehditlerinden korkup ayrılamamıştım bir süre. Ama tabi salaklığın da bir sınırı vardır, bi gün geldiler, "hadi lan ordan" dedim ve onunla çıkmaya başlayarak yapmış olduğum hayatımın en büyük hatasını, ondan ayrılarak yapmış olduğum en mantıklı şeye çevirdim. Bu şahsın güvenle olan problemimle alakası da, zamanında tabi ki onda böyle bir manyaklık eğilimini görememiş olmamdı. Bir zaman gelip de aşık olduğum adamın, böyle hayatı bana zindan edecek bir psikopat haline geleceğini görememiştim, anlayamamıştım. Güvenmiştim ona, ama boşa çıkmıştı en sonunda.


  Sonra biri daha olmuştu. Aslında onu pek saymaya gerek yok. Bilinen klişe, işte seni çok önemsiyorumlar, aklımdan çıkmıyorsunlar, seninle gelecek düşünüyorumlar, gözlerin çok güzeller, her dakikamı senle geçirmek istiyorumlar falan kısa sürede geldi geçti. İnanmaya başlamıştım ama tam güvenmemiştim ki bitti zaten.


  Sonraki 2 kişide, erkeklere karşı olan güvenim tamamen yıkıldı işte.


  Biri şiirler mi dersin, güzel sözler, uğruma yazılmış aşk dizeleri mi dersin neler neler söyledi bana. Onun söylediklerine inanamıyordum. Nasıl bu kadar çok sevebilirdi bir daha bir başkası beni? Onu kaybedersem kim ondan daha çok önemseyebilirdi beni? Hayatımı onla geçirebileceleğim inancı oluşturmuştu bende. Ama gel gör ki 2 ay sonrasında, bana o güzel sözleri söyleyen, gözümün içine bakan kişi, ben ameliyatlık olduğum zamanda ne bir geçmiş olsun dedi, ne arayıp sordu, yedi kat eller arayıp halimi hatrımı sorup beni önemsediklerini hep yanımda olduklarını söylediklerinde, o ne yanımda oldu, ne de bana destek verdi. Ökkküz, Allah'ın öküzü! Mal! Hayvan! Pis yalancı, hani sahip olduğun en önemli şey bendim? Lan geberiyoz orda hastalıktan bir arayıp bile sorma sevgilim olarak di mi bok kafa! Bi de bu adam bozuntusu kaç kere beni gecenin bi vakti yanlız başıma bırakmıştı. Arka sokağımızda oturmasına rağmen ve 15 dakikalik mesafeyi kıçını kaldırıp gelip beni alamamıştı iş çıkışı gecenin bir vaktinde. Baştaki adam ...bir uçurum... ve ayrıldığım günkü pislik. Güven? Lanet olası o da boşa çıkmıştı.

 Ve diğeri. Çok hoşlanıyordum zaten ondan ve tam da o hoşlandığım adam bana hayatımda duyduğum en güzel sözleri söylemişti. Lan var ya biz kızlar harbi salağız bence ha. İki tane yalandan güzel söze ne de güzel tav oluyoruz. Hay ben aklımızı... Bu arkadaş ben uyurken attığı güzel mesajlarla beni benden alarak gönlümü kazanmayı başarmıştı. Beni high high above the sky yapan da, deep in the hell of underground yapan da oydu işte. Ve o zaman anladım erkeklerin güvenilecek en son varlıklar olduğunu. En başta o baş döndürücü şeyleri söyleyen adam nasıl beni kıran, yıkan, kahreden insanla aynı kişi olurdu? Ama oydu işte.

  Ama nasıl olurdu? Çok basitti aslında. Bir insan aslında hissetmediği bir sürü şeyi söyleyebilirdi karşısındakinin gözlerinin tam içine bakarak. Çünkü uzun zaman önce söylediğim gibi, "hayır, gözler kalbin aynası değildir". Güvenirsin insanlara ama neye dayaranarak? Ya da bunca şeyi görüp, duyup, yaşadıktan sonra, bu Larien kulu nasıl güvenecekti bundan sonra karşısına çıkacak adamlara, ya da insanlara? Güvenemeyecekti zaten, böyle paranoyak ruhlu bir kaçık olup çıkacaktı.


  Sonra 2-3 ay önce hayatına zorla girmeye çalışan bir adama yukarda yazılan herşeye rağmen yelkenlerini yavaş yavaş indirmeye başlarken, tutarsızlıkların, belki de olmayan ama olduğunu sandığı tutarsızlıkların üzerine giderek güvenmeye karşı olan direncini daha da sağlamlaştıracaktı. Hı hı evet, öyle yaptım. Tam bir yıldır hayatıma biri girmemişken, artık birilerini sevme ihtiyacı duyarken, karşıma çıkan ve hayatıma dahil olmak istediğini dile getiren bir adama bu kadar da acımasız davranmamam gerektiğini, bir şans vermem gerektiğini düşünmüştüm. Ama gel gör ki bu erkek şahsımız da, beni çok önemsediğini söylemiş olmasına rağmen, nereye baksa beni gördüğünü söylemesine rağmen, iki kere buluşmak üzereyken beni ekti ve bir haber bile vermedi. Ben mesaj atmaya başladıktan sonra uzun zaman sonra cevap vermeye ve uzun aralıklarla bana mesaj atmaya başladı. Sürekli ya yurtdışına ya şehir dışına gidip nedenini sorduğumda hiç bir zaman söylemedi ve şimdiye kadar ne kendi hakkında bir şey anlattı ne de benim hakkımda bir şeyi merak edip öğrenmek istedi. Ve ben de o beni arayıp sorduğu zaman geç cevap vericem ya da vermicem. O sorunca da işim vardı dicem ve ona ne işim olduğunu söylemicem aynı onun bana yaptığı gibi. Önemsenmediğini hissedicek, takmadığımı düşünücek ve benim gibi sinir olucak. Çünkü o da diğerleri gibi güvenilmeyi haketmeyen, güvenilemeyecek biri.

  Yoksa bu erkeklerin, ulaşmak istedikleri kızlara ulaştıktan sonra değerlerini kaybetmesinden mi kaynaklanıyor? Hem niye öyle ki lan? Nolur bir kere de ulaşmak istediğiniz kişiye ulaştıktan sonra değerini kaybetmese, verdiğiniz önem azalmasa, aksine ona sahip olma şansını yakaladığınız için bunun değerini bilseniz ve onu kaybetmemek için elinizden geleni yapsanız? Herkes mutlu olsa?

  O değil de, ben nasıl birine gerçekten güvenip, inanıp, hayatımı onla geçirmeye karar vericem bilmiyorum. Yoksa Allah korusun direk evde kalıcam. Böhüüüüü.

Gerçek yüzümü ortaya çıkaran Mim!

  Canım Kibritci Kız beni mimlemiş =) Çok teşekkür edip hemen düşünmeye ve yazmaya başlıyorum. Mim'in konusu; "Kendimiz hakkında 7 gerçek". Yalnız ben gidip yorumda 10 gerçek yazmışım nasıl dikkatli baktıysam haha. Neyse artık. Bunu bir hayat memat (böyle mi yazılıyor bilmiyorum) meselesi haline getirip beşbuçuksaat düşündükten sonra kendimde anlatmaya değer bulduğum 7 tane şeyi yazıyorum yesss!


1.Ben bu "dahi" anlamına gelen -de ve -da'ları ayrı yazmayan insanlara karşı takıntılıyım. İsterse Brad Pitt olsun bunları ayrı yazmıyorsa gözümde hiç değeri yoktur. Bi de ilgi eki -ki de önemli yani. Kısaca gitsinler birer "Türkçe'mizi güzel kullanalım" kitabı alsınlar ya da Kızılay bunu dağıtsın bence evet.


2.Tanıştığım erkeklerin-özellikle bu insanlar sevgilim olmaya adaysa-, edebiyatçı kişiliğim sağolsun, her söylediklerinin altından bir şey arar, her yaptıklarını kafaya takarım. Üzerine günlerce de düşünürüm.

Buraya kadar okuyanlar ruhsal ve mental problemleri olan, takıntılı bi manyak olduğumu düşüncekler ama valla değilim tanısanız aslında seversiniz ehuehu.



3.Besmelesiz yatağımdan çıkmam. İnanmak, sığınmak güzeldir.


4.Oje sürmek bir yaşam biçimidir benim için. Ojesiz çıkmam gibi bir iddiam olmasa da yeri benim için çok önemlidir. Hazır kozmetikten girmişken olaya, hakkımdaki en önemli gerçeklerden birini daha söyliyim. Beni göz kalemi sürmemiş halimle gören insan sayısı çok azdır. Yanlışlıkla denk gelmiş olanlardansa zaten haber alınamamakta.


5.En kıytırık dersin sınavına bile heycan yapar, sorular önceden verilmiş bile olsa en az bir cümleye bakmadan sınava giremem. En basit sınavlara bile girmeden önce heycan yapar, oraya buraya napcaz lannn nidalarıyla sataşırım.


6.Yatağımın üstünde 3 tane ayıcık bi de fare oyuncağı var. İtiraf ediyorum onları ailemin fertleriyle özdeşleştirdim ve bu konuda çok hassasım. En büyük kahverengi ayı babam, sarı renk daha küçük olan ayı annem, eski sevgilimin hediye ettiği beyaz güzel ayı ben, pembe fare de kardeşim. Bu konuya öyle inanmış durumdayım ki, sarı ayıcık yere düşse "annem yere düştüüüüüü alın lan hemen onu yerden" falan diyorum. Bir gün o oyuncaklardan biri kaybolsa, ömrümün geri kalan kısmını o ayıcığa ne olmuş olabileceğini düşünerek geçirebilirim.


7.Zayıf omuzlarım ve ince belli bardağı aratmayan innncecik belim altında bulunan tepsi kadar bir popom var ve ben onu eritme konusunu çocukluğumdan beri takıntı haline getirmişimdir. Aslında o kadar tepsi kadar değil, ama takıntı ya, bana öyle gibi geliyor işte. Spora başladım ama hele bir istedğim şekle girerse dünyanın en mutlu insanı ben olurum heralde hehe.


İçimden geldi bi de son bir gerçek/itiraf da ben ekleyeyim.


8.Meraktan mıdır nedir bilmem ama eski sevgililerimin facebook profillerine her gün bir girip bakıyorum nolmuş napmışlar diye.


Hastalıklı bir ruhu olduğunu düşündüğünüz Larien umuma açık bir yerde bütün kirli çamaşırlarını ortaya serdi ve şu kişileri de aynısını yapmaya çağırıyor;


Sparrow
crazywomanrosemary
Lirean
Cessie
StummScream
ebruhu.
Sinyor Serüvenci
jano
İrem Yılmaz

6.12.11

Hoşgeliniz, sefalar getiriniz

  Yıllar önce ortaokula gidiyordum. Kendimi bilmeye başladığımdan beri yanımda birkaç tane arkadaşımı hatırlarım. O zamanki arkadaşlığımız başkaydı. Bir gül vardı, bir de giz. Her ama her okul çıkışı bize gelirlerdi. Sabahçıydık. Aynı sokakta oturuyorduk. Hepimiz okuldan çıkar evlerimize giderdik, gizle gül giyinip bize gelirdi, akşam anneleri gelip alana kadar da bizde dururlardı. Her ama her gün. Gülün ailesiyle problemi yoktu ama gizin vardı. Çok yakın değildi ailesine, problemleri vardı ve biz gizi benimsemiş, ona faydalı olmak, yardım edebilmek için elimizden geleni yapmıştık. Hatırladığım kadarıyla bile en az 4 kere tatile giderken yanımızda götürmüştük onu. Her gittiğimiz gezmeye onu da götürürdük. Bizle yer, bizle içerdi, bizle gülüp eğlenir, bizle dertleşirdi. Her şeyini bizimle paylaşırdı.


  Onunla bütün abuklukları yapmışızdır. Birbirimizsiz tuvalete gitmezdik. Mecazi anlamda değil, bildiğin çişimizi yapmaya bile mutlaka beraber giderdik. L şeklindeki banyoda tuvalete kimin ihtiyacı varsa o otururdu, diğerimiz de tabure alır biraz uzağa yarı görünür yarı görünmez şekilde otururdu. Oturur sohbet ederdik işerken. Birbirimizi don atlet görmüşlüğümüzden, bitlerimizi ayıklamaya kadar her türlü absürdlüğü yapmışlığımız vardır. Koca yaşımıza rağmen salak salak oyunlar oynardık. Ben yere yatar ayaklarımı havaya kaldırır üzerinde bir yastık koyardım, giz de karnıyla ayaklarımın üzerindeki yastığın üzerine dururdu, elele tutuşur birbirimizi sallardık öyle.

  Giz karpuz yerken kendinden geçerdi veya kendini unuturdu. Sürekli fazla kaçırır, yarım saat tuvaletten çıkamazdı. Ben o zamanlar yanına gitmezdim çünkü bok kokardı hep. Bir gün yine karpuzu fazla kaçırdığı bir gün o salak oyunumuzu oynamaya karar verdik. Çok eğlenir geberene kadar gülerdik oynarken. Karpuzlar ve gülmeler birleşince ben de gizin karnına ayaklarımla baskı yapınca giz bildiğin altına yaptı. Benim kıyafetlerimden birini gidip eve gitti koşa koşa ve güle güle. Birçok geceler bizde kalmıştı. Her bir bokumuzu bilir, tüm dertlerimizi paylaşır, en ufak konuları bile beraber saatlerce hatta bazen günlerce konuşurduk. Beraber günlük tutup şiirler yazardık. Hoşlandığımız erkekleri ayarlamaya çalışırdık.

  Biz büyüdük, ortasona geldik. Kardeş gibi olmuştuk hep o zamana kadar. Onun dersleri çok iyi değildi. O düzliseye gitti ben süperliseye. Önce haftada bir görüştük mutlaka, sonra ayda iki kere, sonra ayda bir kere, sonra iki ayda bir kere, sonra yolda denk geldiğimizde, sonra da kırk yılda bir görüşür olmuştuk. Birbirimizin hiçbirşeyinden haberimiz yoktu artık. Kopmayı ben hiç istememiştim. 40 milyon kere onu çağırmış olmama rağmen o beni evine hiç çağırmamıştı. Ben çağırdım o gelmedi, ben yaklaştım o yaklaşmadı. Üzüldüm.. Sonra bir zaman geldi üzülmemeye başladım, önemsememeye de. Zaten yeni arkadaşlarım da vardı. Ama onun bu yaptıklarına inanamamıştım en başta. Öyle bir arkadaşlık nasıl olur da bu hale gelebilirdi? Hiç mi içi gitmemişti, hiç mi çabalamamıştı kopamamzya? Çok zor değildi, aynı sokakta oturuyorduk. Önce kırıldım, kızdım. Sonra umrumda bile olmadı. Ve yine sonra şöyle düşündüm; Yokluğu hiçbir şey değiştirmeyenin, varlığı da gereksizdir.

  Birkaç gün önce nişanlandı. Bense yaşadığımız onca şeye rağmen, uzaktan bir tanıdığıymış gibi sandalyede oturdum. Bir zamanlar birbirimizin hoşlandığı erkeklerin kafalarında kaç tel saçları olduğunu bilirken, şimdi, nişanlısı olcak çocukla merabalaşmışlığım bile yoktu. Benden daha samimi olduğu ama evlendikten sonra kocasının onu izole ettikten sonra görüştürmeyeceği ortak arkadaşlarımızdan birine kanka derip duruyor. Ama ben buna hiç üzülmüyorum.

  Gizle arkadaşlığımızın gidişatından öğrendiğim şey bana çok yardımcı oldu. Yenmiş onlarca kazık, yaşanan sayısız satış ve gösterilmeyen önemlerde hayal kırıklığına uğramamam için bağışıklık kazanmama yardımcı oldu. Ondan gördükten sonra, herkesten her şeyi beklemeye başladım. Bağışıklık kazandım da, artık kimse beni kolay kolay üzemiyor, yaptıkları yaralayamıyor. Çünkü ben zaten herkesten her şeyi bekliyorum, ya da çok iddialı olmayayım da, üzseler, acıtsalar bile şaşırtmıyorlar beni. Çok insanı çıkartmaya alıştım hayatımdan. Biri geliyor biri gidiyior. Şimdiye kadar çok da kalıcı olan biri oldu gibi de gözükmüyor.


  Umarım bundan sonrasında bu düzen bozulur, gelen herkes sefalar getirir ve öylece de kalır...

5.12.11

Değilmişim ben

Kendi kazdığım bok çukurunun içinde boğuluyorum.

  Kendimi hep haklı sanardım, yaptıklarımın doğru, verdiğim her kararın isabetli olduğunu sanardım. Düşündüğüm her şeyin, savunduğum her fikrin en mantıklısı olduğuna inanıp bunu iddia etmekten çekinmezdim. Meğer ne kadar yanlışmışım, ne kadar haksızmışım ve ne kadar bunu göremeyecek kadar acizmişim.

Sağlam olduğunu sandığım kişiliğimin ne kadar zayıf ve çatlak duvarları olduğunu gördüm bu gece.

  Geçenlerde resmen çekememezliğini belli eden ve beni kendinden bir o kadar soğutan, amann onun arkadaşlığını kaybetsem nolurmuş ki diye düşündüğüm arkadaşıma kızmakta ne kadar haklı buluyordum kendimi. Aynı lise hazırlıkta yaptığım, 15 yaşındayken yaptığım hatanın aynısı. En ufak bi kusurunu gördüğüm insanı hooop hayatımdan çıkarmak. Ama o kadar haklıydım ki kendi açımdan, o kadar çiğ birşeydi ki söylediği, arkadaşlığını istemedim bir an. Ve kendimi, böyle düşünmekte çok haklı görüyordum ben.

Düşündüğüm herşeyde, verdiğim her kararda, yaptığım herşeyde haklıydım ben, öyle sanıyordum kendimi.

  Yemek yemek için anlaştığımız ve benim aç aç gelmesini beklediğim en yakın arkadaşımın sevgilisiyle gelip, geldiğini haber vermeden  önce yemek yiyip sonrasında beni arayıp "aa biz dayanamadık yedik" deyip benim onca saat boşu boşuna aç beklememe sebep olmasına olan kızgınlığımda kendimi çok haklı görüyordum. Elbet bir gün aynısını ben de yapacaktım ona, öyle düşünüyordum. Yapamasam da, onun bana böyle birşey yapabildiğini unutmicaktım en azından. Hep bilicektim bunu aklımın bir köşesinde. Ve kendimi, böyle düşünmekte çok haklı görüyordum ben.

  Satışlarımın, part-time çalıştığımı gözardı ederek az olduğunu her seferinde iğneleyici bir şekilde söyleyen ve her gördüğü hatada karşısındakini kırmamaya özen göstermeksizin uyaran patronuma kızmakta kendimi çok haklı görüyordum ben.

  Daha çıkmadığımız, sevgili olmadığımız hatta görüşmeye başlamadığımız, daha hiçbir şey olmadığımız kişiye kızmakta, mesaj atmadığı için onu beni önemsememekle suçlamakta ve bunu sert bir dille söylemekte ne kadar haklı görüyordum kendimi. Ama düşününce başka türlüsü olamazdı. Davranışlarından beni önemsemediği çkıyordu ortaya, onun bu şekilde davramaya hakkı yoktu. Yurtdışına çıkıp bana bir hafta mesaj atmadığında ve sebebini açıkladığında o hiç haklı değildi.. Tamamen haklı olan bendim. Önemsemediğini gösterirdi bu. Ama başka türlüsünü düşünemezdim evet bu önemsemediğini gösterirdi. Beni görmeye geleceği zaman trafiğe takılamazdı o, takılsa da haber vermesi gerekiyordu, ben işten erken çıkabileceğim bir günde görüşebilelim diye çıkmamıştım, o ise hem trafiğe takılmış yetişememiş hem de bunu bildiren bir mesaj bile atmamıştı. Aslında attığını söylüyordu. Ama ben inanmamıştım. Ve kendimi, böyle düşünmekte çok haklı görüyordum ben.

Oturduğunu düşündüğüm bir kişiliğim olduğunu sanıyordum ben.

Kendi duygu ve düşüncelerine hakim olabilen, kendini kontrol edebilen dengeli bir birey olduğumu sanıyordum ben.

Hayatında istediği gibi gitmeyen en ufak şeyde bütün sinir sistemini çökerten, dönemsel zamanlarda ya uzun yıllar boyunca her heycanlandığında, stres yaptığında midesi bulanan, ya da son zamanlardaki gibi kaşınan ve her yeri kabaran bir insan olduğunu düşünmeyen, duvarlarındaki zayıf çatlakları görmeyen biri olmadığımı sanıyordum ben.

Etrafımdaki her şey sinirlerimi hoplattığı zaman bunlara kızıp ters davrandığımda haklı olduğumu sanıyordum ben.

Değilmişim.

Ben;

Başkalarında görüp de onaylamadığı şeyleri kensinin de yaptığını göremeyen biriymişim ben.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...