Pages

22.8.11

100.yazı!

  100. yazımla karşındayım blogceğizim. Böyle afilli bişiler olsun istedim. 100. postum olan bu yazıma, bilmeme ne ödül olsun filan. Evet 100. yazımda da saçmalamalardan bir buket yapmayı başardım, bir alkış bana.

Öyle belli bir konu falan yok aslında, laf olsun, 100. yazımı yazayım istedim, 99'u görünce dayanamadım. Gelmişken bahsedeyim ama kısaca. İlk defa anneme yaşadığım önemli bir olayı anlatmadım, kendi başıma karar almaya karar verdim. Ne renk don giyeceğini bile annesine danışan ben için, belki de geleceğimi etkileyecek bir kararı kendi başıma vermek benim için gerçekten çok ama çok büyük bir şeydi. Vereceğim karar doğru mu olacaktı diye düşünmek bir yana, karar verebilecek miydim onu bile bilmiyordum. Karar verirken, mantığımı mı kalbimi mi dinleyeceğime karar veremedim bu sefer de. Ama durumun o şekilde sürmesinden dolayı ne kadar rahatsızlık duyduğumu, içimin rahat olmadığını, günlerce sabahtan akşama kadar kukuman kuşu gibi aynı şeyi düşündüğümü hatırlayınca, o durumun demek ki içinde bulunmak istemediğm bir durum olduğunu düşündüm. Ve sonlandırmam gerektiğine karar verdim. Kararımı uyguladım. Yanlış bir karar mı, yoksa doğru bir karar mı verdiğime karar veremeyince gittim anneme anlattım sonunda. Ama yanlış da olsa, doğru da olsa bir karar verip uygulamaya koymuştum çoktan. Yani karar verdikten sonra anlattım annecime, bu da bir şeydir. Haklıymışım, doğruymuş kararım. İçimin rahat olacağı yolu seçtim. Kafam rahat, düşünmüyorum önceki gibi kara kara. Huzurluyum, bu güzel.

  Eveeeeeet, aslında 100. postuma özel bir şey olmuş oldu bak. Kendi başıma bir karar vermekle kalmadım, doğru da bir karar verdim. Bunu 100. yazımla kutladım, 100. yazımı da doğru bir karar verebilmiş olmamla kutladım.

Ok by.

19.8.11

İyi ki varsın herşeyim! :)

  Ben aslında bu günlere bu şekilde gelebildiysem, etrafımdakilerin hakkımda düşündüğü güzel şeylere erişebildiysem, iyi bir okulda okuyabiliyorsam, karakterim oturmuşsa ve saygı duyulan, sevilen bir insansam bunların en büyük sebebi ANNEMdir.

  Benim annem varya, bir başkadır benim için. Herkesten, herşeyden çok severim onu. Tartışsak, konuşmasak kısacık bir süre, onun bana kızdığını bilsem, kendimi o kadar yalnız, kimsesiz, amaçsız, boş hissederim ki. Herşeyim o benim. Allah korusun, ona bişey olursa kendime neler yaparım tahmin edemiyorum, aslında ediyorum. Hep dua ediyorum ama o bana kızıyo, "Ailemin, 'annemin' ölümünü görmeyeyim Allah'ım" diye. "Tövbe de, olur mu öyle şey?" diyor bana. Ama bilmiyor ki ben onsuz, sudan çıkmış balık gibi kalırım ortada. Hareket edemem, mutfağın yolunu bile bulamam. Benim yanım onun yanı, onlayken mutluyum, huzurluyum, içim rahat. Bütün ailemi çok seviyorum ama annemin yeri başka. O kadar karnında taşıdı kadın beni, benim yüzümden bel kemiği yamuldu o kadar, boru mu?

  Hatta anneme anlatıp danışamadığım şeylerde nasıl karmaşalar yaşıyorum, işin içinden çıkamıyorum, içime ufunetler basıyo sen biliyorsun blog.

  Meleğimizsin sen bizim. Her anne fedakardır, evladını sever tabi ki, her anne mükemmeldir, ama senin kadar değil. Bu yazdıklarımı hiç beğenmedim. Olmadı. Hangi kelimeleri seçsem yetmiyor içimdekileri anlatmaya.Çok yapmacık oldu sanki, ya da çok yetersiz. Hiç içime sinmedi.Olmadı, olmaz, anlatamıyorum çünkü bir türlü. Kısacası;

  İyi ki varsın birtanem, gülücük yüzünden, mutluluk içinden eksik olmasın artık annem. İyi ki varsın, İyiki doğmuşsun canım annem...

Evet sonunda sıyırdım

  Anladım ki ben geleceğine o kadar takmış bir insanım ki, hep bir adım ilerisini düşünmekten içinde bulunduğum anın içine sıçıyorum. Ve geleceğimin istediğim dışında bir şekilde olacağından o kadar korkuyorum ki, tuvalete gitsem mi gitmesem mi kararını bile veremiyorum geleceğimi etkiler diye. Sıyırdığımın resmidir. Biri bana acilen Carpe Diem'i öğretsin. Şimdi naparsam yapayım, ne karar verirsem vereyim, yazılanı, kısmetimi değiştiremem dimi. Olacağı varsa olur dimi herşey.

18.8.11

Kendimi yüksek giriş evimizin camından atasım var

  Ekstraboktanveötesi bir durumla yeniden karşındayım blog. Aha işte aynen şu durumdayım;
 Keşke ete kemiğe bürünüp karşıma gelsen, lanet olası bütün önyargılardan uzak, objektif ve sadece benim iyiliğimi düşünen biri olup dikilseydin karşımda, gözlerinin içine bakıp anlatsam sana tüm içinden çıkamadıklarımı, korkularımı, endişelerimi, kafa karışklıklarımı, sen de bana netçe "Sen bunları istiyorsun, bunları da istemiyorsun Larien" desen, o kadar güzel olurdu ki anlatamam.

  Benim böyle herbişey anlatabildiğim, akıl sorup, yardım alabileceğim tek ve ilk kişi annemdir. Hiç bir kızın annesine anlatmadığı ve anlatamayacağı şeyleri bile anlatmışımdır anneme. Her şeyimi bilir, herşeyimi rahatlıkla anlatabilirim ona. Ama bir konu var, anlatamıyorum. Neden bilmiyorum. Belki anlata... of her ne boksa, cümleyi bile tamamlayamıyorum o derece karıştı kafam. Yo aslında karışmadı sanki. O, "Belki yarın kalkınca düşüncelerin değişir, ne malum yarın da böyle hissedeceğin?" dedi. Değişir mi bilmiyorum ama şu an için istemiyorum gibi geliyor. İstemiyorum evet. Peki neler yapıyorum ben böyle o zaman? Kendime sorarım; "BU NE PERHİZ BU NE LAHANA TURŞUSU LARİEN? ALLAH BELANI VERMEYE!"

  Zamanla olacakmış herşey. Ama ben olmasını isteyip istemedğimi bile bilmiyorum ki. Hatta şu an olsun istemiyorum. Korkuyorum, hem de çok korkuyorum, üstüne bir de neden korktuğumu bilmiyorum. Fahriye teyzeye gideyim beni okusun, kurşun döksün bişey yapsın.

  İstemediğim bir duruma, istemediğim halde kendimi bilerek soktum. Ne yaptığımı, niçin ve nasıl yaptığımı bilmiyorum. Sanırım tırlattım. Bu yazdıklarım yetkili mercilerin eline geçerse ve Stumm gibi bir beyne sahiplerse, gelirler beni uykumda deli gömleğine sarar götürürler, sen de böyle mal gibi bakarsın blog. Bari şunu söyle; "İstediğim gibi olacak mı herşey?"

"Nah olacak" deme bana içinden!

15.8.11

Lambadan etkilenmiştim

Geçen kıştan kalma birşeyler..

  "Amerikan filmerindeki gibi, lambalarından biri yanıp sönen bir metrodayım. Kulağımda kulaklık, Teoman 'Güzel bir gün ölmek için' diyor, ayaklarımın ağrısı düşüncelerimi bastırıyor, kendime şaşırıyorum yine yine ve yine. Hava karanlık.Camın ardından başka bir boyuttaymış gibi birbirini kovalayan ışıklar kayıp geçiyor, etrafımda kimse yok. Tek başımayım ama etrafımda bir sürü insan var. Merak ediyorum, sadistliğim tutuyor sonra, bir an mutlu hissediyorum, sonra nerden ve neden geldiğini anlayamadığım bir üzüntü sızıyor içeri. 'Neden ki şimdi?' diyorum, Teoman da 'Sorma neden niçin, herşey yalnızlıktan.' diyor o ara. 'Bak bak bak bak güzel bir gün ölmek için..' diyor aldırmıyorum ona."

13.8.11

Olanla olmayan bir olmuştu o an...

  Zifiri karanlığın ortasındaydı, yazın ortasında o kavurucu sıcakları unutturacak kadar serin bir gecenin zifiriliğinde oturuyordu sokağın ortasında. Ağustos böceklerinin sesleri geliyordu dört bir yandan. Bir anda ürperdi kız, gecenin bir yarısı orada tek başına oturduğunu düşündü bir an. Sonra hatırladı. Yanındaydı çocuk. Çok yabancıydı ona, ama çok iyi tanıyordu aslında. Aynı zamanda hepten yabancıydı da tüm düşüncelerine. Hem yıllardır tanıyordu onu, hem de aslında hiç tanıyamamıştı yıllara rağmen. Çocuğun omzuna koydu kız başını, zoraki bir mutluluk hissetti sanki. Belli ki, mutlu olması gerektiğini düşünerek hissetmişti o yapay mutluluğu. Belki de hiç hissetmemişti. Çok şey eksikti aslında. Olmasını istediği gibi değildi. Her zaman sığındığı, içerisinde huzuru bulduğu gecenin karanlığı onu ürpertiyordu çocuğun kollarının altında bile. Koruması yanındaydı ama o hepten savunmasız hissediyordu kendini. Olmayı istediği durumlardan birindeydi ama aslında hiç olmayı istemediği bir duruma düşmüştü.

  Çocuk kızın saçlarını kokladı, "çok güzel kokuyorsun" dedi, kız birşey demedi. Beğenmemişti çocuğun parfümünü, "sen önceden daha güzel kokardın" dedi. Çocuk daha da yaklaştı kıza, dudakları birbirine değecekti neredeyse. Kız istemezdi onu öpmeyi, ama öpecekti, biliyordu. Ortada hiç bir sevgi, aşk kırıntısı olmadan öpüşmeyi hayal etmemişti kimseyle. Herşey hayal ettiği gibi olamazdı ki. Çocuğun istediği şey belliydi, belki seviyordu kızı, belki de tam tersi. İyice yaklaştı kıza, çocuğun pek de ferah olmayan nefesi kızın yüzüne çarptı. Buluştu dudakları, birkaç savsak öpücükten sonra kız kendini geri çekti. "Mutlu musun?" dedi çocuk, "Bilmem" dedi kız. Tüm herşey çocuğun açısından nasıldı, bilmeyi çok istiyordu. İstediği şey bu değildi ki, sevgilisi olmayan birini öpmüştü kız az önce. Sevmediği birini. O anda heyecandan kalp atışlarının göğsünü delmesi, ayaklarının yerle olan bağlantısının kesilmesi, düşüncelerinin, hislerinin ve duygularının birbirinden tamamen bağımsız şekilde çıldırmışcasına oradan oraya koşuşturması gerektiği bir anda, kız neredeyse hiçbir şey hissetmemişti. Ve o an için tek romantik olan şey, çocuğun, kızın saçlarını öpmesiydi ona göre. Daha çocuk onu sevdiğini söylemeden, elini tutmadan, gözlerinin içine bakıp kızı heyecanlandırıp gözlerini kaçırmasına sebep olmadan öpmüştü onu.

  "Ne yapıyorum ben?" diye düşündü kız. "Neden yapıyorum ki bunu?" diye... Bir daha onu görmek isteyip istemeyeceğini düşündü. Görüşeceklerdi tabi ki, biliyordu bunu ikisi de. Ama ne olacaktı birbirlerini tekrar gördüklerinde? Sadece arkadaş olan iki kişinin öpüşmesi bu kadar normal miydi ki? Nasıl olmamış gibi davranacakları? Çocuğun düşünceleri çok farklıydı, kız anlamakta güçlük çekerdi. "Zamanla olacak herşey" dedi çocuk, aslında kız istemiyordu hiçbir şeyin olmasını. Düşünceleri başka şeylere kayıyordu sürekli, o an orada değildi sanki beyni. Bir an çocuğun neler hissettiğini merak etti. Ne hissetmişti acaba onu öperken, ya da öpmeden önce? Çocuk anlatmaya çalışsa da, yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun saçmalamaları kadar anlamsız geliyordu kıza. Anlamıyordu, ne kadar çabalasa da anlayabilmek için. Kız kaldırdı başını çocuğun omuzlarından. Hava hala zifiri karanlıktı, gün ışıyacaktı az sonra. O an, orada sımsıcacık duygularla olması gereken bankın üzerinde, buz gibi elleri, hissiz bedeni, kanı çekilmiş dudakları ve darmadağın düşünceleriyle oturuyordu kız, çocuğun yanında. Kolları birbirine değiyordu. Çok merak ediyordu acaba çocuk da bu kadar duygusuz mu hissetmişti kendini o an, kendisi gibi diye.

  Bir evi olduğunu hatırladı kız. Orada olmayı istedi. Olmayı istemediği o ortamdan kaçıp, yatağına yatıp, aynı sahnenin sevdiği bir adamla yaşanacağı günü hayal edip, beynine, olanları olmamış gibi farzetmesi emrini vereceği ana gitmek istedi. "Gidelim" dedi. Çocuk aslında iyi kalpliydi. Geçmişlerinde, kızın ona aşık olduğu zamanlarda karşılığını verebilseydi, bambaşka olacağının bilincinde değildi belli. Geçmişe takılıp kalmayı sevmezdi, kimseye bağlı olmayı da. Başkalarından farklı bir düşünce tarzına sahipti, tam da kızın anlayamadığı şekilde. Kalktılar. Sokak lambalarının az biraz aydınlattığı yoldan yanyana yürüyerek ilerliyorlardı, kolları çarpıyordu birbirine arasıra. Kızın elleri buz gibiydi. Çocuğun ellerini tutmasını istiyordu. "Ellerimi ısıt" dedi. Çocuk kızın ellerindeki en soğuk kısımları kocaman ve sıcak avuç içlerine alıp ısıtmaya başladı. Yalnızca tek eli ısınmıştı kızın. Ama aslında istediği, zaten üşümeye her zaman alışkın olan ellerinin ısıtılması değil, sıkıca, aşkla kavranmasıydı çocuk tarafından. Belki birşeyler hissetmesini sağlar ve bulunduğu durumun, istediği bir şekle dönüşmesine yardımcı olur diye.

  Kalabalığın içine karıştılar. Kızın düşünceleri dağıldı, çocuğunkiler dağıldı mı bilemedi. Önemsemiyordu da zaten artık. Kabullendi yaşadıklarını, durumunun absürdlüğünü. İlerde neler olacağını kestiremiyordu. Çocuğun neler düşündüğünü, neler hissettiği merak etti delicesine. Niye öpeceğini bile bile başını omzuna koymuştu ki çocuğun? Hiçbir şey anlayamadı. Ayrıldılar. Kız evine geldi, aynada kanı çekilmiş dudaklarına baktı. Kapkara gözleriyle ahenkli bir tezat içerisindeydiler. Başını çevirdi aynadan, uzatmaya gerek yoktu. Birşey olmamıştı ki aslında. Hayatlarına devam edeceklerdi tabi ki. Çok da kötü birşey değildi aslında kızın yaptığı. Para karşılığında yatmamıştı kimseyle sonuçta. Duygusuz bir öpüşmedi altı üstü. Alışkın değildi bu tip bir duruma, bundandı tüm garipsemeleri.

  Tekrar tekrar gözünde canlandı olanlar, her seferinde garip şeyler hissetti. Gidip gidip geldi o kapkaranlık bankın bulunduğu yere, çocuğun kollarının arasına. Garip hisler sardı her bir yanını. Hayal miydi aslında tüm yaşadıkları? Yoksa garip bir rüya mıydı? Olmamış birşey miydi aslında olanlar, ya da öpmemiş miydi çocuğun dudaklarından histen yoksun bir şekilde? Kapatıp açtı gözlerini, hiçbir şey yoktu ortada. Olanla olmamış bir olmuştu, yaşanmışlıkla yaşanmamaşının bir olmasıyla aynı anda...

10.8.11

Başlık bulmaya çalışırsam işe geç kalıcam başlığı

  Şööööyle uzun uzun yazılar yazayım diyorum ama otumsu, durağan günlerimden uzun yazı yazacak kadar anlamlı şey çıkmıyo. Onun yerine absürd şeylerle uğraşıp duruyorum. Bu sefer de başımda bir sapık var, sapık diyorum da adı sanı ortada, tabi fake değilse (feyk değil fa-ke). Mağazada beni görüp beğenmiş, facebooktan bulmuş, seni bir daha görmek için herşeyi yaparım diyo. Kaçırılmasam bari. Zaten gecenin köründe geliyorum eve.

  Üstüne bi de canım babanem bizde kalıyor. Ekstra titiz, hijyen ustası babanem geldiğinden beri evin her yanına şüpheyle bakıyoruz. Eşyalarımızı nereye koyacağımızı, havlularımızı nereye saklayacağımızı şaşırdık annemle. Kendisinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmek istemiyorum ama o zaten banyonun orta yerinde bunu yapmış bir şahsiyet. ö. ("öldüm"ün şifresi) Bi de benim odamda uyuyor. Odamdan soğuyacağım lan. Bi de hastayım hastayım diyip duruyor, yalandan kendini oraya buraya atıyor. Hiç bişeyi olduğu yok halbuki, çocuk gibi dikkat çekmeye çalışıyor. Haftaya Salı'ya kadar da bizdeymiş. Allah anneme sabır versin bütün gün ona maruz kalmak zorunda kalıyor, ben işe gidip kurtuluyorum. İşe gitmeden mağazadan aradılar beni, turist gelmiş anlamamışlar. Telefonda ayaküstü anlattım bişeyler filan, babanemse bana "wuuu nasıl da öğrenmişsin ingilizceyi böyle" dedi. Yaşımı bile bilmeyen dear babaneciğim, okuduğum bölümün doğruluğundan da şüphe duymaya başladı sanırım. Zaten tek olan izin günümde gittiğimiz Feshane'den de başım sesten (ilahi ve sema gösterisinden gelen ses) şişti diyerek erken saatte geri getirtti. Bu arada yaşlı, huysuz kadınlardan söz açılmışken, aşağıdaki teyze 180 derece dönüş yaparak melek kalpli bir kadın oldu çıktı, kadınla kanka olduk ha.

  Salak ben, geçenlerde izlediğim korkunç videolar yüzünden geceleri uyuyamıyorum lan. Çok pis korkuyorum, böyle sesler geliyor, gölgeler oynuyor gibi geliyor filan. Sanırım zeka yaşım 5.

Neyse, korkudan, babaneme sinir olmaktan ölmezsem ya da kaçırılmazsam yine yazarım. Seni sevdiğimi bil blog.

9.8.11

Bir nostalji; Daily Stuff vol bilmemkaç

  Evdeki huzur herşey demek hakkaten. Sıkıntın olsa da, günün kötü geçse de evde seni seven, bekleyen, varlığından mutluluk duyan insanları ve yüzlerindeki mutluluğu görmek insanı hafifletiyor. En sıkıntılı anlarda bile destek olmak gerek birbirine, anlayış gerek. İdare etmek, kırmamak lazım.
 - Kendime not; En büyük hazinen seni seven insanlar çevrendeki, değerini bil.

 
Teşekkür etmeyi bilmeyen insanlardan nefret ediyorum. "Hoşçakal, meraba" dediğimde karşılık vermeyen öküz insanlardan, bana "gerizekalı sen benim kim olduğumu biliyor musun?" diyen aşağılık, pislik pezevenkten ise ekstra nefret ediyorum.


  Nerde çokluk orda bokluk he. Bi de azı karar çoğu zararmış yani. Az kişi olan minibüste insanlar daha insan sanki. Daha çok yardım ediyo insanlar birbirlerine, otobüslerde kim kime dum duma. For example, çok kişilik sınıfta çekiniyorum ben mesela konuşmaktan filan. Az kişi olunca rahat oluyorsun. Bi de mesela az ama yeterli sayıda insanla gezerken çok eğlenirsin, çok kişi olunca sorun çıkar mutlaka. Ama tamamen yalnızken de hiçbir şey daha keyifli değil. Yalnızlık Allah'a mahsus hakkaten. İnsan diğer insanların içinde, onlarla etkileşim içindeyken  insan oluyor. Tek kişinin olduğu bir facebook düşünsene blog. Facebook'un Facebook olması, orda birden çok insan olmasından dolayı. Benböyleabsürdşeylerdedüşünebiliyorumiştebazen. Tek başıma denizi izlemeyi severim belki evet ama, o denizi izlemeye tek başıma gitmeyi sevmem.

  Avm'de adım çıkacak diye korkmaya başladım lan. Cookshop'taki çocuk çay, Hotiç'teki kahve, Malatya Pazarı'ndakiyse yemek ısmarlıcam diyip duruyor.

  Ben minibüse binmeye çalışan yaşlı kadına anında yardım edenlerin, gülümsediğimde gülümseyen, iltifat eden, "merhaba" dediğimde karşılık veren, yalancı olmayan, kalp kırmayan, çıkarcı davranmayan, hayalkırıklığına uğratmayan, kıskanç olmayan insanların olduğu bir dünyada yaşamak istiyorum.
 
Çok ilginç, ben duygularımı, heyecanımı filan kontrol edemiyorum ama beynimi kontrol edebiliyorum sanki. Midemin bulantısını, sıtmamı engelleyemiyorum ama aklım birşeye takılmışsa bile ders çalışabiliyorum gibi (aşırı şeyler hariç canım, boru değiliz heralde). Hangisi daha iyi bilemedim şimdi. Fikirlerimi, beynimi ikna edebiliyorum bazen ama duygularım üzerinde hakimiyet kuramıyorum bir türlü.

Dikkat ettim de ben hiç bekletmem ama hep beklerim, yani bekletirim. Batsın bu dünya! Beklemeyip de bekletene yazıklar olsuunnn.

  Bugünlerde herkesi birilerine benzetiyorum. Gittim adamın birine selam verdim, "naberrr" dedim pişmiş kelle gibi, birini kuzenime benzettim tam gülümsedim adama, sonra zor toparladım, otobüsteki kızı lise arkadaşım sanıp yerimden kalkıp yanına gittim, baktım tabi ki o değilmiş. Ama beteri de varmış, arkadaşımın biri tren istasyonunda sevgilisini beklerken, o sanıp gitmiş yabancının tekine sarılmış resmen. Ahaha bi de sevgilisinin tam o anda gördüğünü düşünsene blog, gel de açıkla durumu. Sandığın gibi değil, açıklayabilirim. :D


  Starbucks'a filtre kahve yaptırmaya girmiştim mağaza için. Kasada duran çocuğa Frappuccino'nun içinde neler olduğunu sordum, o da söyledi. Tam kahveleri alıp gidecekken, "bi dk dur sen" dedi, bide baktım ki minicik bir bardak içine hazırlayıvermiş Frappuccino'yu. Nasıl mutlu oldum ufacık bi bardakla anlatamam. Artık yeni favorim Frappuccino. O yea.


Bu arada Converse'lerin kenarları hiç yırtılmasın istiyorum.

  Ben yüzüne bakıp birşey anlatırken yarıda kesip başkasıyla ilgilenen insanlardan nefret ediyorum. Birşey anlatırken yüzüme bakmayan ama ben dinliyorum seni diyip başka şeyle ilgilenip, başka yere bakan insanlardan daha çok nefret ediyorum.

Tam sessizliğin hakim olduğu anlarda kulaklarımda yankılanmaya başlayan, neden, nasıl, ne sebeple olduğunu anlayamadığım sonsuz bir diiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiittt sesi, bi git başımdan Allah'ını seversen.

Mis gibi parfüm kokan erkekler, evet arkanızdan burnunu uzatıp koklayan ve hayran kalan kız benim. Sizi çok seviyorum.

  Arkaşım yeni çıkmaya başladığı sevgilisinin attığı mesajları okuturken, o güzel sözlere inanmayarak bakmak, bir gün biteceğini bilmek, o günleri özleyeceğini bilmek hiç hoş değil.

Bu yaz sıcağında Çeşme gibi bir yere gidip, beach clublardan herhangi birinde, şu şarkıyla deliler gibin dans etmek istiyorum.

Defterdeki tüm tek cümle halinde olan notları toparladım ve yazdım aylar sonunda hele şükür. Bi de nostalji olsun dedim böööyle karman çorman filan, iyidir iyidir. Sıkıldım o depresif hallerimden, yanlış tanıcan beni diye korktum blog. Seni seviyorum. Kib, mucx, ok by.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...