Pages

30.6.11

Why me.

Why me?
What's your purpose?
Are you trying to make your mind busy?
Are you looking for an spare-time occupation?
Or is my giving you answer the reason of your sending me messages?
What's the reason?
What you really think?
Still interested in me? If not, why constantly me?
Is it because that you need someone just to talk and I talk to you?
How can you give me an answer? No, you can't.
I don't want myself write things containin you, feelings about you, thoughts about you anymore.
I insistently desire a clear answer even though I know that I will never be able to get a satisfying answer from you.
So what am I supposed to do?
Again and again,
Why
Me.

29.6.11

Şimşak Turizm "Ziplenmiş Tatil Paketi"ni iftiharla sunaaarr!

  Çok güzel günler geçirdim bu haftasonu. Sevgili canım ciğerim biricik(!) kuzenimin düğünü için İzmir'e gittik. Gece 12'de çıktık yola. Çok severim ben yolculukları, hele de gece olunca. Müzik de varsa kulağımda, keyfime diyecek olmaz. Ama bu seferki yolculuk hem akşam, hem kulağımda müzikle olmasına rağmen biraz eğlence biraz işkence gibiydi. Çünkü ufacık bir arabada tam 6 kişiydik ve o halde giderken 10, dönerken 14 saat seyahat ettik.

  Gidiş yolu tamamlandığında ve popolarımız oturmaktan artık düzleşmişken otele vardık. Ama o ne otel öyle ya, adamakıllı bişey beklerken tuvaletlerinin umumi tuvaletlerden daha berbat bi halde olduğunu görmek baya bi şaşırttı, neyse ki odalar fena değildi. Ben düğünü ve kuzeni umursamadığm için aklım havuza girmekteydi. Tam kahvaltı ettik ben gidiyim bikinimi giyeyim diye planlar yaparken, geldiler "hadi hazırlanın diğer kuzenle seni kuaföre götürcez saçlarınızı yaptırmaya" dediler. Saat öğlen 12, düğün akşam 8. Hangi akla hizmet o saatte gitmeye karar verdiler bilmiyorum. Ben "ben havuza gircem yea" diye düşünedurayım, canım ciğerim diğer sevgi pıtırcığı(!) halam geldi; "bu yaptığın çok ayıp  Larien, sen havuza mı geldin düğüne mi" diye lafları sokuşturmaya başlayınca, daha fazla laf duymak istemediğimden, kaderime boyun eğip, havuz hayalime veda edip paşa paşa kuaför yolunu tuttum. O da ayrı bir macera;

   Ama hakkaten yanlış düşünmüşüm, kuaför o kadar keyifliydi ki, saçlarımız da prensesler gibi oldu filan. Yok lan, daha neler. Bok gibi geçti anasını satayım. Yok böyle bir işkence türü. Gittik zaten saat 12'de, bekle babam bekle, bekle, bekle... Yok efendim 7'de çıkılcakmış kuaförden, bozulmasın diye bekletiyorlarmış. Lan mal insanlar, niye gittik o zaman o saatte ya? Saçımı hemen yıkadılar, makyajımı da yaptılar ve kafamdaki bigudiler, 36 saattir uykusuz kalmaktan dolayı şişen gözlerim ve her fırsatta koluma dayamaya çalışıp da kayan kafamla tam 7,5 saat bekledik o kuaförde. Hala hatırladıkça tansiyonumun çıkası geliyo lan. Tabi sonra noldu, bekle bekle derken, geç kaldılar, yetiştiremediler. 10 kişi falandık bi de, kuaför bozuntuları bi onun saçına bi bunun saçına koştururken, benimki en sona kaldı tabi. Hep bana denk gelicek ya absürdlükler, kuzu kuzu sesimi çıkartmadan oturdum bekledim. Hem istediğim şeyi yapamadı, üstüne bi de koyun gibi kıvırcık olan saçlarıma edebileceği en büyük hakareti ederek "senin saçın maşa tutmuyo problem bizde değil" dedi pişkin pişkin ya. Gel de dalma şimdi, zaten öldürücü bakışlarımı fırlatıyordum beklerken. Neyse bi şekilde başladı saçıma ama bi bırakıyo gidiyo 10 dk yok, geliyo iki bişey yapıyo sonra yine yok, o kadar da siktiriboktan bişey yaptı ki, kardeşim (yaş 9) bile daha güzelini yapardı. En son artık saat 7 buçuğa gelmiş de hala benim saçım yarım yamalak giden kuaför bozuntusunu beklerken, aldım tokaları oraya soktum buraya soktum bişiler yaptım, aldım spreyi kafama sıktım gittim. Çıktım dışarı, bi de gelmiş "gelsene niye gittin" diyo, de get, "böyle daha güzel, kalsın" dedim. He bir de kuaförde kuzenim ve yalakaları bizimle bir ilgilendiler bir ilgilendiler ki sorma blog, öldük muhabbettek çenemiz koptu çok eğlendik zevkten dört köşe olduk asdfasdfg.

 Neyse bir şekilde geldik, düğüne indik, yedik, içtik (3 aylarda içmekten dolayı çok pişmanım ama acıcık içtim), uykusuzluğa dayanamadığım için çıktım yukarı ve başımı yatağa koyduğum saniyenin onda biri kadar bir sürede horlama moduna geçtim. Eminim tonla laf söyleyecekler yine arkamızdan ama yiter ya napsam da konuşmicaklar mı zaten, çok da umrumda yani!

  Bütün bu sinirbozucu durumlar ve yorgunluğu saymazsak, geri dönüş yolculuğumuz bu sefer hakkaten çok eğlenceliydi. Ayrıca tam bir komediydi. Babamın şoförlüğüyle, bir günde hızlandırılmış Türkiye turu diye bi tur düzenlesek köşeyi dönerdik bence. Geze geze, yolu uzata uzata geldik ama ertesi gün babamın işte olması gerektiği için yaklaşık olarak durduğumuz 1756465746 tane şehirde toplasan 5 dakika geçirmedik. Arabadan iniyoruz sigaralar içiliyor, resimler çekiliyor, tuvalete gidiliyor arabaya biniyoruz şeklindeki ritüelimizi rahat bi 10 kere gerçekleştirmişizdir. Kendimize çok güldük ve hakkaten eğlendik. Yani totalde bir gün içerisinde aklımda kaldığı kadarıyla, sırasıyla; İzmir, Buca, Barçova, Konak, Manisa, Akhisar, Susurluk, Gemlik, Bandırma, Mudanya, Armutlu, Çınarcık ve Yalova olmak üzere tonla yer dolaşmış olduk. Sabah saat 10da Konak'ta bir resim çekilmişken, saat 4'te filan Mudanya'da resim çekiliyorduk. Haha süperdi ama, ziplenmiş tatil paketi işte oh mis. Dünya turuna filan çıksak, o da bi haftada biterdi heralde :D

  Bandırma'da canım ananecimle dedemin mezarlarına uğradık, annem konuştu yine onlarla, solmuş otları temizledi babam, dua okuduk ruhlarına, bi de resim çektirdik tam iki mezarın ortasında. O an yattıkları yerden kalkıp biri sağımıza biri solumuza geçip poz verdiler bizimle. Hissettim, yanımızdaydılar, ah ne de çok özlemişim. Gözlerim doldu, konuşamadım. Kardeşimse hiç göremediği ananesiyle dedesinin mezar taşlarına öyle bir sarıldı ki...

Sonuç olarak, sabahın 4'ünde eve girdiğimizde, gebermişcesine yorgun ama bir o kadar da mutluyduk.
Ama, ama;
Ben hala yanarım yanarım da, bir günde bu kadar çok şey yapabilmişken, o salak kuaförde geçirdiğim tam 7,5 saate yanarım.

28.6.11

Salağım, salaksın, salak. Hayır canım kimse değil, ben salak.

  Hı hı evet salaklık bu. Her mesajla heycanlanmak, boşuna olduğunu görmek. Bile bile lades demek, mantığını kullanamamak. Hala. Hı hı evet salaklık.

23.6.11

Hıhı, evet.

  İnsanlar hiçbir zaman unutmazlar yaşadıklarını, yaşatılanları. Hep söyleyecek birşeyler vardır içlerinde ama söylemezler. Biz yani. Hiçbir şey olmamış gibi davranır, ne kendi hareketlerimize anlam verebiliriz, ne karşıdakilerinkine. İçinde tutarsın hep, onlarla yaşarsın. Bazen söyler gibi yaparsın, görünmez güçler olur, söylediklerini sihirler, anlamı dağıtır. Bazen söyleyemezsin, içindekilerle ölürsün. Ama hep, birşey olmamış gibi davranırsın. Yoksaymak ne kadar kolaymıymış böyle? Ya unutmak söylenenleri, hissedilenleri once upon a time? Herkes çok güzel rol yapar aslında, her şey normalmiş gibi, hiçbir şey yokmuş gibi, hiçbir şey olmamış gibi.

  Türlü türlü insan vardır.

 Karşısındakinin üzülebileceğini hiç düşünmez mi insan? Madem dengesizsin, emin değilsin kendinden, güvenmiyorsan ya da, sözlerine dükkat edemez misin? Karşıdaki kişiyi yaralayabileceğini düşünmez misin hiç? Hala mesaj atıyorsun, ders çalışalım diyorsun, konuşmaya çalışıyorsun? Neden ben kendi kendime dururken yanıma geliyorsun, düzenimi bozuyorsun both mentally and phsycally? En başta neden geldin ben kendi başımayken? Ben arkadaş olmak isterken neden be my lover dedin?

  Yapılması gereken tek şey; hiçbir sözün altında mana aramamak ve "insanın" tutarsız biri olduğunu akıldan çıkarmamak.

21.6.11

Salak bu insanlar, yemin ediyorum gerizekalı!

  Bugünlerde ne de manyak, kafadan kontak insanlarla uğraşıyoruz biz ya.

  Sevgili blog, şimdi sana benim ne kadar hayvani derecede kıskançlığa sahip, kimseyi çekemeyen, hele hele onlardan daha güzel veya zengin veya mutlu veya huzurlu olan insanlara karşı nasıl kafayı yercesine çıldırıp, saldırmaya yer arayan bir yengem olduğundan bahsedicem. Sadece yengemden de değil onun kızından ve lanet mantıkları ve insaniyet dışı düşüncelerini de dile getiricem. Resmen bir dakika içerisinde bu genç yaşımda tansiyon hastası ettiler beni, başım ağrıdan bildiğin çatlıyo blog, ayrıca dönüyo bi de bir anda boynum tutuldu. Düşün ne kadar sinirlendim.

  Şimdi benim gerizekalı ötesi kuzenimin düğünü vardı. Ben de haliylen amcakızı statüsünde olduğum ve yakın derece akraba sayıldığım için tabi ki giyimime cartıma curtuma özen gösterdim, hem de baya bi. Hiiiiiiççç alçakgönüllü davranmıcam, o kadar güzel olmuşum ki bütün sülale benden bahsetti. "Gelinden güzel olmuştun kızım" cümlesini baya bi kişiden de duydum. Efendime söyliyim biz bu çekememezlik efendisi ana-kızın çabaları sonucu, salonda kıytırık, duvar dibi bir masada oturtulduk ve masamıza ne uğrayan oldu, ne de güya kuzenim olacak kişiyle tek bir kare fotoğrafım. Çoook derin akrabalık bağlarımız vardır. Kocasını bile tanımıyorum. Neyse bunlar o kadar bozuk ahlaklı insanlar ki, biz ailecek çok güzel, şık, havalı filan olduk, kimse ilgilenmediği halde baya bi eğlenip, bir sürü fotoğraf çektirdik ya, çekemediler bildiğin delirdiler kıskançlıklarından ve eminim ne yapsak da bunlara laf soksak diye düşündüler ve telefon açtılar. Ben facebookta resimleri yüklediğim albümün adını "wedding ceremony (düğün'den daha havalı)" olarak yazdım, demek istediğim şey "wedding ceremon kendisi düğün kelimesinin ingilizce karşılığı olur, türkçe yazılan düğün kelimesinden daha havalı oldu" idi. Ama benim ingilizce yoksunu, beyinden problemli kuzenim ve annesi git bunu biz düğünden daha havalıydık şeklinde anla ve açıp da bunu bi güzel söyle, "facebookta öyle yazmışsın,beğenmediniz mi yoksa?" diye de sor. E be salak git önce bi sözlükten bak dimi? Ama nerdeee! Kimbilir nasıl dedikodusunu yapıp, küçük beyinleriyle neler düşünüp de yorumladılar, insanın içi fesat olmayagörsün. Ama unuttuğunuz da bişey var, bizi kıskandığınız o kadar belli oldu ki havanız battı iyi mi, anladık işte çekemiyosunuz kardeşim. Bi insan bu kadar da bozuk ahlaklı, kötü karakterli olmaz ki ama!

  Bu yengem hep böyleymiş zaten. Hatta geçen bizim yeni eve gelmiş ve anneme, abartısız, aynı kelimelerle, abartmadan, olduğu gibi söylüyorum; "ayyy ne bu ev böyle, küçücük. Benimki bile (kendisi 65metrekare olur) bundan daha büyük, niye bu kadar büyük koltuk aldın, ay hiç beğenmedim, bu ne biçim dolap bütün koridoru kaplamış, ayyy bi tek tülünü beğendim." demiş. Gerzek, insan bu kadar mı belli eder kıskandığını. Hayır yani, benzeticem benzeticem de benzetcek kötü bi dizi karakteri bile bulamıyorum ki, Ferhunde dicem o melek kalıcak yanında. O derece yani. Ha bi de annem dedi ki, bu kadın bir keresinde de bildiğin bir "don" için kavga çıkarmış. Ayrıntıları sormadım ama eminim çirkinliğin sınırlarını zorlamıştır kendisi. Yok ya çok sinirlendim, böyle insan mı olur lan?!

  İnat değil mi, İzmir'deki düğünlerine daha da şık bi elbise giyicem, saçımı, makyajımı daha da çok abartıcam, çatlayın patlayın emi!

17.6.11

Bütün deliler bizi mi buluyo yaaaa?!

  Allah'ım yarabbim, tam yeni evimize taşındık huzura kavuştuk derken, yine bir deliyle burun buruna geldik. Alt katımızda oturan teyze manyağın teki çıktı iyi mi. Çocukları kovalıyo, o yaşlı başlı haliyle önüne gelene sayıp küfrediyo, torununa bile susayınca su vermiyo ve bize takmış durumda. Sanki bütün bina ve bahçe onun, şimdi de kardeşimi oynatmıyo bahçede. Manyak işte bildiğin gerizekalı. Ay yok adamı insanlıktan çıkartır bu karı. Ben yaşlılara saygılı biriyimdir, hele beyaz saçlı tombik, gülen yüzlü amcalara teyzelere filan bayılırım ama bu ne beee?! İnsan mı bu. Değil, bildiğin değil yani. Yüzünde nurdan gram eser yok. Bakışları bile delip geçiyo.Çatık kaşlı, ağzı bozuk, kötü karakterli, bozuk ahlaklı, pis kadın. Hayır bu gençken de böyleymiş, kimse sevmiyo onu. Çocukları ve torunları bile bize gelip, "deli o boşverin dediklerini" diyo. Hele bir de çenesi var ki evlere, sokaklara, mahallelere, İstanbul'a hatta evrene şenlik yani. Bir açıyo ağzını yarabbim Allah'ım kapamıyo ya. Bır bır bır bır bır bır bır konuşuyo konuşuyo konuşuyo, bi de hakaret ediyo. Şeytan diyo git çarp yüzüne iki tane, kapasın çenesini. Bi de diyo ki, "ben 128172918 yıldır burdayım yeni gelen iki günlük adam bana emir veriyo" sanki emir veriyomuşuz gibi! Biz de sonuçta buranın parasını babayiğitler gibi verip de aldık yani, mal. Muy mal hem de, Riccardo'ya ne hacet malın alası burda. Hayır şimdi kurtulmak için ölmesini mi beklicez yaaa, yok mudur bu deliden başka bir kurtuluş yolu? "Salak, yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk" lafı var ya heh işte onu şöyle değiştirmek lazım; manyak, yemin ediyorum cazgır bu kadın! Evet evet çok ama çok sinirlendim.

15.6.11

confused, even may be abused

 Sitting side-by-side under the same umbarella in a rainy weather in the garden with someone whom long before you had sit side-by-side, hand-in-hand with, with completely different thoughts and feelings is pretty strange and weird. What's happened, what's experienced. Being confused, complicated with a very slight, little thing. With the combination of the things he did, the things he said, being side by side with the touch of our arms, anxiety for the exam and expectation with curiosity for the job application, made me feel like my feet don't touch the ground. I couldn't apprehend where I was and what I was doing. He is such an ill-balanced man that I cannot count on his words, behaviours, clues and also him.

 As one of my dearest friends said; "If any man had said such things like he did, except from him and homosexuals, I could have told you that he exactly liked you, but the subject is him now, and we cannot count on him, we cannot believe him." He asked me questions of which the answers were barely written on a page on the internet already, he wanted to study for the exams just with me, he said that he had missed me, he put his arm on my shoulder (most probably accidentally because he took his arm immediately back), he sent a text message about his situation at the 4 of the midnight. Even to these, I cannot give importance. A thing he said is never in accordance with the other sayings of him. He is such an ill-balanced man that even if I madly want something to happen with him, I know that it won't be and I know that it "shouldn't" be. Even, he may be doing all those things just to make his mind busy, spend time, dawdle or distract his mind. I cannot know, and as long as the protagonist is him, I will not know, I will not be sure.

 Is it that easy to be confused? Is it that simple to be resurrected of my inner stuff? Only after a loooongg period of 7 months, we could turn to normal, be friends and talk properly.
 
 I stopped dreaming a long time ago but still I become eager of the things and I easily get caught up in the things even if I don't want. It is not in my hand, I cannot control it. So, not to allow the same things happen, not to be sad in the end again, I read the former conversations of us to remember the inaccordance of his words, what he did, how he led me to feel, how he made me angry and dissappointed, so that I would prevent myself. And I will continue on reading, even if they hurt.

If he will make me sad in the end, I do not want him to make me happy in the beginning, either.

13.6.11

Öyyle içim sıkıldı, konu monu olmadan yazayım dedim

  Yine bir final döneminde, oturup çalışmam gerekirken facebookta olmadık şeylere bakma, buralara birşeyler yazma peşindeyim. Biri bizim bölüm hocalarını kafaya almış da, ulan bütün önemli sınavlarını 4 gün ardarda yapın da çuvallasın bu garibanlar demiş sanki. Ve benim hala hiçbirine çalışasım yok.
  İyice kilo da aldım, popom kocaman oldu, pantolonlar sıkıyo :( Spora başlıcam karar verdim. Bi arkadaşımla taşınmadan önce her sabah anlaşıp erkenden kalkıp Ebru Şallı'yı izleyip pilates yapıyoduk televizyonun karşısında. Ama olmuyo öyle ya. İlla bi dürtü, bi zorunluluk, bi sorumluluk olucak. Salona gidicem, hocam da inşallah hayvan gibi kaslı bişi olur da gözümü korkutarak programdan çıkmamamı sağlar.

  Bir yerden bir iş haberi geldi. Cv'mi yolladım. %90 alırlar seni demişti arkadaşım ama 3 kişilik alım için 20 kişi başvurunca şansım azaldı. Oturduğun yer uzak kalıyor biraz orası sorun yaratabilir, yarın Pazartesi, olumluysa dönüş yaparlar dedi. Merakla bekliyorum. Hep istediğim birşeydi bu iş, devamı da gelir belki. Kara kara düşündüğüm "ne iş yapacağım" sorusu için alternatif bi cevap da olabilir. İnşallah olur mu demeliyim, hayırlısıysa olur mu demeliyim bilemedim. İnşallah hayırlısıdır ve olur diyeyim bari? Kesinleşmeden kimseye de bahsetmek istemedim, öyyyle kendi kendime kukuman kuşu gibi oturdum düşünüyorum.

  Bi de bugün seçim vardı dimi ya. Benim oy verme sürecim de ayrı bir komediydi. Elime upuzun bir oy pusulası verdiler ben de kabine gittim. Kocaman kağıdın içinde kendi tercihimi buldum, bir ara aklım püskevite gitti kendi kendime güldüm. Önceden damgaydı bu "evet" şeysileri, bu seferki hani böyle kağıtlara bastırırlar ya içinde adres telefon firma adı filan yazar of adını unuttum neyse işte ona benziyodu. Önce baktım nasıl düzgün olucak diye, sonra neredeyse kenarlarda kalan boşlukları ayarlamak için milimetrik hesap yaptım çünkü nedense sınav cevap anahtarındaki gibi kutucuğun dışına kaydırırsam oyum geçersiz olcakmış gibi geldi. İyice düzgün olduğuna kanaat getirdikten sonra bastım damgayı, heh adını buldum evet damgaydı. Lan o kadar da ölçtüm biçtim yine yamuk oldu evetim. Sonra kağıdı alıp üfledim ki kurusun da başka partilere bulaşmasın. Hatta iyice psikopata bağlayıp parmağımla kontrol ettim. Baktım kurumuş, önce içe katladım olmadı dışa çevirdim, ikiye katladım olmadı üçe katladım oyum gözükmedi, tekrar açtım bu sefer evetimin zarfı açınca hemen nal gibi gözükeceği bi pozisyon ayarlayıp katladım, bu sefer zarfa sığmadı sonra bi daha katladım. Baktım zarf yapışkanlı, yalamayayım diye parmağımla ıslatayım dedim bu sefer tükrüğüm masaya sıçradı (biliyorum çok çğrencim ve bundan mutluluk duyuyorum hehe) neyse bi kısmını zarfa getirip yapıştırdım. Sonra sandığa sığmadı, parmağımla ittirdim filan, ama girdi sonunda. Laurel ve Hardy değil de Laurel, Hardy ve Zeynep olmalıymışız. Ama oy verdim de ne değişti? Hiçbişey. Olsun ben verdim yine de. Sonra eve geldim bi baktım herkes yine facebookta yok cart parti yok curt parti propaganda yarışına girmiş. Herkes birbirine kendi düşüncesini kabul ettirmeye çalışıyor. Bırak kardeşim ya herkesin fikri kendine, hayır yani neden uğraşıyorsun ki, bırak. Senin fikrin bana doğru olmayabilir, benimki de sana. Aman her ne haltsa, seçim arabalarından, bangır bangır bağıran türkülerinden, bayraklardan ve karanfil dağıtıp çarşı pazar gezen milletvekili adaylarından kurtulduk en azından, ohh.

Güya bu gece oturup çalışcaktım. Uyku bastırdı, gözlerim kapanıyo yine bişi okuyamadan uyuyacağım iyi mi.

11.6.11

Halbuki somurtkan şirini sevmezdim ben

3-5 kuruşun hesabını yapan "çiğ" insanlardan nefret ediyorum.
Çıkarcı, karakteri bozuk, kendini bir bok zanneden insanlardan daha çok nefret ediyorum.
Beni bakışlarıyla dövmekten beter eden insanlardan nefret ediyorum.
Ülkemi bölmeye çalışanlardan nefret ediyorum.
Yalancı, ikiyüzlü insanlardan nefret ediyorum.
Söyledikleriyle davranışları tutmayan insanlardan nefret ötesi nefret ediyorum.
Kendine özgüveni 0 olan insanlardan nefret ediyorum.
Asalak, amaçsız insanlardan nefret ediyorum.
Kedilerden ekstra nefret ediyorum.
Akbilime 2 günde bir yükleme yapmaktan nefret ediyorum.
Donmaktan nefret ediyorum.
Pişmekten daha çok nefret ediyorum.
Otobüsün sıkışıklığından, o sıcakta insanların ter kokmasından nefffret ediyorum.
Her bir halta sokulan burunlardan nefret ediyorum.
Evden çıkarken gayet hoş gözüken tipimin, eve döndüğümde çoktan kaymış olmasından nefret ediyorum.
Haksızlıktan nefret ediyorum.
İmkansızlıklardan nefret ediyorum.
Gördüğüm kabusların beni etkilemesinden nefret ediyorum.
Ağlamaktan utanmamdan nefret ediyorum.
Elimden hiçbir şey gelmediği durumlardan nefret ediyorum.
Karşısındakinin saflığından faydalanan insanlardan nefret ediyorum.
Katillerden, hırsızlardan, teröristlerden, canilerden, yalancılardan, "dengesizlerden" nefret ediyorum.
Karşısındakinin bir insan olduğunu unutan, hissettiklerini, düşündüklerin, umutlarını hiçbir tarafına takmayan insan müsveddelerinden nefret ediyorum.
Kendisi de bir adam olamadığı halde "adam gibi insan kalmadı" diyen insanlardan nefret ediyorum.
Her çay içtiğimde dilimin haşlanmasından nefret ediyorum.
Ojelerimin kuruduğunu sanıp, dokununca üzerinde parmak izimin kalmasından nefret ediyorum.
Ya finallerde düşürürsem diye endişelenmekten vize notumun keyfini çıkaramayıp, anın içine etmemden nefret ediyorum.
5 kuruşa alınan birşeyin başka yerde 3 kuruş olduğunu görmekten nefret ediyorum.
Kadını küçük gören, döven, aşağılayan, kadınla dalga geçen adam bozuntusu hıyarlardan nefret ediyorum.
Bir yerde duyduğum ve çok hoşuma giden şarkının ne adını, ne söyleyenini, ne kendisini bulamamaktan nefret ediyorum.
İstediğin şeyi elde edip, ona sahip olmaktan mutluluk hissederken o şeyi kaybetmekten nefret ediyorum.
Sivri burun ayakkabı giyen, zincir kolye takan, tespih sallayan kırolardan (eski sevgilimden) nefret ediyorum.
Buna kim inanır sözüne, kadir inanır diye karşılık verilmesinden nefret ediyorum.
Otobüsteki kalabalıktan faydalanarak içlerindeki abazayı ortaya çıkaran insandan bozma hanzolardan yıldızlı nefret ediyorum.
İnsanı heveslendirip de, sonra hiç bişey olmamış gibi ortada bırakan kişilik yoksunu kişilerden nefret ediyorum.
Duymak istemediğim şarkının kulağımın yanında, hoşlanmadığım kişinin yanımda, istemediğim otun dibimde bitmesinden nefret ediyorum.
Aşırı ısrardan nefret ediyorum.
Her türlü börtü böcekten nefret ediyorum.
Ota boka, en ufak bir streste, heycanda veya üzüntüde midemin bulanmasından ve yine aynı durumlarda bünyemin son zamanlarda çıkardığı huy olan sıtma tutma durumundan acaip nefret ediyorum.
Kendi düşündüğünden başkasını kabul etmeyen, her zaman kendi söylediklerinin ve kendisinin haklı olduğunu düşünen ve bunu inatla kanıtlamaya çalışan, haksızlığını asla ama asla kabul etmeyen insanlardan nefret ediyorum.
Bu listeyi noktalamanın mümkün olmayacağı gerçeğinden de nefret ediyorum.

Yine de sevgi dolu bir insan olduğumu söylesem bana fuck off derler mi?

4.6.11

Yorgunluk is killing me artık

Meşguliyet;
İşte sürmek için yanına aldığın ojeyi sürecek iki dakikan,
derslere gidecek boş gününün olmaması,
odanı toplamaya zamanın olmamasıdır.
Arkadaşlarını bırak ailene bile vakit ayıramamak,
kaşlarını aldırmak için bir yarım saat bulamamaktır bazen.
Hatta yazacak birsürü şey olduğu halde onları bloga yazacak vakit,
15 gün kalan amcakızı düğünü için elbise bakmaya fırsat bulamamaktır.

Yorgunluk;
Ayak tabanlarının patlamaya yaklaşmışcasına şişmesi, yürürken acıtması,
belin, sırtın, boynun, diz kapağın başta olmak üzere vücudunun zibilyon tane yerinin aynı anda ağrıması,
metrodan eve kadar 2 dk süren yolun sırat köprüsü kadar uzun gelmesi,
eğer arabayla dönüyorsan kafanı, yapışmış olduğu camdan zar zor ayırabilmek,
ertesi gün yataktan sürüne sürüne çıkabilmektir.

Umutsa;
Birgün tüm işleri bitirip şişene kadar uyumanın mümkünatına inanmaktır.

1.6.11

Harbiden iyi ki doğmuşum :)

  Ben karamsar düşünmenin, umutsuz olmanın, ufacık şeylere takıp da sinir olmanın dışında, insani değerlere çok önem veren, saflık derecesine kadar iyi niyetli, hemen herkese güvenen, ama çevresinde hep, her zaman güvenebileceği, art niyetsiz, iyi arkadaşlar, dostlar, insanlar arayan biriyimdir. Hep korkarım sevmeye, güvenmeye, beraber olmaktan hoşlanmaya başladığım insanların bir gün beni yanıltmasından, hayal kırıklığına uğratmasından. Bu yüzden sahip olduğum arkadaşlıkların, dostlukların, gerçek, herkesin sahip olamayacağı türden, mutluluk verici olduklarını görmek beni normalin de üstünde mutlu etti. Ben sevdiğim insanların doğum günlerinde saat tam 12'yi bekler, mutlaka mesaj atar, iyi dileklerini anlatırken sıradan olmayan cümleler seçmeye çalışır ve mutlu olsunlar diye çok uğraşırım. Ama benim doğum günlerimde birkaç kişi dışında 12'de doğum günümü kutlayan olmaz-dı. Ve ben bu duruma çok üzülürdüm. Ben bu kadar sevgiye verilen değere önem veren biri olarak etrafımdakilerden aynı şeyi görememek beni çok üzer-di. Bugün Mayıs'ın 26'sı ve benim doğum günüme 5 gün var. Yarından sonra 10 gün boyunca bir işte çalışacağım için okula gidemicem ve doğum günümde de çalışıyor olacağım.

  Bugün okula gittim, dersten sonra yemekhanede yemek yedik, kızlardan 2 tanesi yoktu. Minnoş bana "hadi yeter be yediğin Larien, şiştin artık" diyerek herşeyi hızlı hızlı yedirtti. Mystery de hadi bugün bir değişiklik yapıp fen fakültesinin bahçesine gidelim dedi. Tamam dedik. Ben yediklerimin oturduğu karnımı tuta tuta kapıdan çıkıp ilerlemeye başladığımda kızlar geride kalmıştı. Yemeğe gelmeyen kızları gördüm uzaktan, el salladım, biraz daha ilerleyince Peluş oturduğu yerden kalktı. Kalktığı yerde bir parıltı gördüm, biraaz daha yaklaşınca o parıltının küçük bi pastanın üzerinde yanan maytap olduğunu anladım. Gerçekten çok ama çok şaşırdım ve çok ama çok ama çok ama çok sevindim. Mutluluktan konuşurken saçmaladım filan. hepsini öptüm tek tek. Ben çalışıyor olduğum için okula gelemeyeceğim ve doğum günümde birlikte olamayacağız diye, süpriz yaparak bugün kutlamaya karar vermişler doğum günümü. Dışardan bakıldığında, herhangi bir süpriz doğum günü kutlaması gibi gözükebilir ama somut anlamının dışında benim için ifade ettiği şey çok daha anlamlı ve değerli. Ben yediğim onca kazık, dost sandığım insanların beni hayalkırıklığına uğratan onca davranışlarından sonra, etrafımdaki insanların sırf beni düşünerek gidip pasta almaları, bana çaktırmadan süpriz hazırlamaları, doğum günümü kutlamaları, hediye almaları, beni önemsediklerini, mutlu olmamı istediklerini gösterdi bana. Ben hep şimdiye kadar aradığım ama sevgililerimden bile göremediğim karşılıksız sevgiyi, önemi, değeri hissettim bugün.

26.05.2011

  Bugün de gerçek doğum günüm nihayet =) Bütün gün çalışmanın, koşturmacanın içinde, çalıştığım yere kadar gelen, pasta alıp bana ne kadar değer verdiğini bir kez bir kez ve bir kez daha gösteren arkadaşıma, Facebooktan kutlayan 100lerce (abartmıyorum, mutluluktan da uçmaktayım hala) kişiye, mesaj atan, öpüp sarılan, arayan, iyi dileklerde bulunan ve beni gerçekten duygulandıran, onurlandıran, delicesine mutlu eden ve binlerce kez şükretmemi ve dünyadaki en şanslı insan olarak hissetmemi sağlayan herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

  Böyle arkadaşlara sahip olduğum, çevremde bu kadar güzel insanlar olduğu için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hakeden herkesin etrafında onu seven, düşünen, değer veren, mutluluğunu düşünen ve bunları hissettiren insanlar olmasını diliyorum.

  Mumları üflerken birkaç tane dilek tuttum. Tuttuğum dileklerin ilki, bu arkadaşlığımızın hiçbir zaman bozulmamasıydı.

  Hayatta insanın karşısına nadiren doğru insanlar, gerçek dostlar çıkar. Bulduğunda değerini bilmek, kaybetmemek gerekir...

  Hepiniz teker teker iyi ki varsınız.

 Hayatı anlamlı kılan, onu beraber geçirdiğin insanlardır. Hiçbirinizin, hiçbir zaman yanımdan ayrılmamanız dileğimle,

                                                "İYİ Kİ DOĞMUŞUM!"
31.05.11
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...